Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Ali Muslihiddin Efendi Hazretleri

ibrahim fırat | Çarşamba, Temmuz 08, 2015 | 1 yorum

Ali Muslihiddin Efendi Hazretleri (K.s.)

Ali Muslihiddin Hazretleri Horasan'da dünyaya gelmiş ve nesli Haydar-ı Kerrar Hazreti Aliyyü-l Murteza (r.a.) oğlu Zeynel Abidin Hazretleri ve onun oğlu Muhammed Bakır Hazretleri'nin oğlu Cafer-i Sadık Hazretlerinin "Yahya isimli oğlundan nesep olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.),e ulaşır.

Bildiğiniz gibi Arap yarım adasının kuzeyinde bulunan  seyyitler ve sahabe efendilerimizin nesilleri Moğol istilalarının yaptığı etkiyle İran-Horasan bölgesine ve ön Asya'nın yani Anadolu'nun güneyine yerleştiler.


Ali Muslihiddin Efendi Hazretleri (Kaddesallahu Teala Sürrahu)


Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde sultanlar onların manevi varlıkları, Resul-i Ekrem'in hürmeti ve halkın onların engin bilgi ve maneviyat dolu yaşamlarından faydalanabilmeleri için onları  topraklarına davet  etmişler ve güzel  yurdumuzun hemen, hemen her bölgesine ulu kervanlar misali gelip yerleşmişlerdir. Bugün etrafımıza baktığımızda hepsinden birer eser az da olsa bir alamet görebiliriz. Fakat Aliyyü-l Muslihiddin Hazretleri'nin hikayesi böyle değildir.

Onun hikayesi ulu bir yürüyüşün hikayesidir. Binbir sıkıntı ve hüzün dolu bir yoldur. Nereden başlamış nerede bitmiş değil mi? Fakat unutulmamışlar, aradan dört yüz elli sene geçmesine rağmen bizler onu anıyoruz. Onlar unutulmazlar aslında unutturulmazlar. Çünkü onlar  Cenab-ı Hakk'ın adını yücelttiler, kalplerine  nakşettiler, bununla yetinmediler, hayatlarının gayesi olan kulluğa talip olup o istekle yaşadılar, Cenab-ı Hakk'ın yap dediklerini yapıp, yapma dediklerini yapmadılar, onlar bu dünyadan bir şey beklemediler.

Onlar sevgi ve aşkın adamlarıydı. Bununla da yetinmediler, bir köşelerin de oturmadılar, sürekli halkla ilgilendiler. 

Ali Muslihiddin Hazretleri Anadolu'ya ilim tahsil etmek için bir talebe olarak geldi. İstanbul daha yeni fethedilmiş, fethinin bütün coşkusu bütün İslam aleminde büyük mutluluk ve heyecan oluşturmuş, artık Kostantinepolis, İslambol olmuştu.

Bu fetih dünyada çok büyük yankılar uyandırmış, tarihin bir çağı kapanmış bir çağı açılmıştı. Devletin merkezi İstanbul'a taşınmış ve orası artık İslam medeniyetinin beşiği olmuştu. İslam dünyasının en iyi alimleri ve Allah dostu manevi sultanlar  fetihte bulunmuşlar ve  oraya yerleşerek taliplisine eğitim vermeye başlamıştı. 

Bu hizmetlerin gerçekleşmesi için  Fatih Sultan Mehmet Han şehre yaptığı imar  çalışmalarının başında öncelikle dünyaca  meşhur Fatih  medreselerinin  inşasını tamamlamış ve burası İslam aleminin eğitiminin merkezi olmuştu. 

Feth'in üzerinden yaklaşık 60 sene geçmiş fakat fethin ruhu hala  tazeliğini koruyor, her yerden herkes oraya ulaşmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı.

Bundan dolayıdır ki; Muslihiddin Efendi de o, daha çocuk denecek yaşta ilim ve irfan dolu, hacmi küçük fakat hissiyatı büyük kalbiyle yalnız başına Horasan'dan kalkıp kim bilir ne sıkıntı ve güçlüklerle bu uzun yolu katederek nihayetinde imparatorluğun başkentine ulaşmıştı.

O, arkasında ailesini ve ulu atalarını, arkadaşlarını bırakmıştı. Tabi ki mahzun ve garipti bu diyarda. Horasan nere, İstanbul neresiydi? Onu buralara nasibi sürüklemişti yoksa erenler diyarı Horasan'da çok kıymetli alimler ve medreseler vardı. tek bir hedef vardı onun için, eğitimini  tamamlamak ve  tabi ki ilmiyle amel etmekti.

İşte bu duygularla  gelir gelmez, koşarcasına doğruca  fethin sembolü Ayasofya'ya koştu. Vakit öğleye yaklaşıyordu. Ayasofya'dan içeri girdi, etrafına baktı, daha önce böyle bir mescit görmemişti. Ne muhteşem bir yapı dedi. Fethin en görkemli alametiydi. Fethin  nasıl olduğu, seyyahlar ve gezgin Alperen dervişler  tarafından her yerde anlatılıyordu, ta Horasan'da bile. O da bunları duymuştu. Fethin kahraman askerleri ne güzel askerlerdi, o komutan ne güzel komutandı. Fetih askerlerinin içindeki manevi sultanlar, onlar ki fetih için devamlı duada bulundular ve gazi dervişiyle beraber askerin maneviyatını yükselttiler. 

Seyyahların anlatımına göre; 77 gönül sultanı da Fatih'in yanında bulunuyordu. İlk cumalarını burada eda ettiler. Mübarek "ya Vedud" sultanı bu mabedin bir direği dibinde bulmuşlardı. İşte bütün bu düşüncelerle Ali Müslihiddin Hazretleri bir kenara oturdu ve etrafı incelemeye başladı  etrafa samimi müminler oturmuşlar kimi zikir kimi kıraat ile meşguldüler. Derken öğle ezanı okunmaya başladı caminin içi cemaatle dolmaya başladı.

Öyle bir güzel namaz oldu ki. Sanki bu ulu mabedin altındaki dehlizlerden mana aleminin ırmakları akıyordu. Artık genç Muslihiddin arzu ettiği diyardaydı, namazın ardından oradaki cemaate  Fatih medreselerinin yerini sordu ve aldığı  tarife göre hızlıca ilerledi.


Ulu hakan Fatih Sultan Mehmet'in kendi namına yaptırdığı müminlere hediye ettiği Fatih Camii ve külliyesine gelmişti. Burası yeşiller içinde  yüksekçe bir yerde idi, cami tam ortada ve etrafta külliyesi vardı.

Külliyede neler yoktu ki, medrese kısmı, han,hamam, dükkanlar ve türbe vardı. Genç Muslihiddin buraları gezdikten sonra  doğruca medreseye girdi. Orada bulunan talebelere durumunu anlattıktan sonra onu baş müderrisin odasına götürdüler. Baş müderris onu karşısına oturttu. Söyle bakalım bizlerden isteğin nedir? dedi.

-"Efendim biz ilmi talep ediyoruz başka bir isteğimiz yoktur. İlim Çin'de yani en uzakta olsa bile onu almalıyız, ilim müminin kayıp ettiği eşyası gibidir ve bulduğunda onu almalı ve amelini ona göre yapmalıdır. Onun için çok uzaklardan buralara geldim." diye cevap verdi.

Gencin bu sözleri müderris efendiyi çok memnun etmişti. --- Evladım hoş geldin sefalar getirdin. İsteklisine istediğini vermek gerekir. Bizim görevimiz de budur. Ne güzel bu aşkın peşinden ta buralara gelmek. Seni tebrik ederim. Senin gibi buradaki öğrenciler de dört bir yandan buralara geldiler. Umulur ki  hepiniz birer ilim adamı olur ve bunları insanlara aktarırsınız" dedi.

Müderris efendi  sözlerini tamamladıktan sonra orasını hürmetle bekleyen  talebesine eliyle işaret etti ve dedi ki arkadaşınızı müsait bir odaya yerleştiriniz. "Kapıdaki molla, genç Muhlisiddin'e gel kardeşim dedi, onu yanına aldı ve medresede talebelerin kalması için hazırlanmış bölümüne doğru götürdü. Orasının kapısı ayrıydı. Medresenin  köşe  tarafıydı, bu kapıdan içeriye uzun bir koridor vardı.

Bu uzun koridorda ilerlediler, sıra sıra oda kapıları vardı. Kapıları yavaş yavaş geçiyorlardı ki, birden bir kapının önünde durdular. Genç molla kapıyı açtı, içerisi hafif loş ışıklı bir odaydı. Genç molla, senin odan burasıdır dedi. Odanın içinde iki adet yer yatağı, duvarda bir raf ve duvarın  taşlarının içine koyulmuş bir yağ lambası vardı. Fakat odanın köşesinde çocuk denilebilecek yaşta biri kıbleye doğru dönmüş, yerde oturuyor, önünde bir rahle ve kendisi Kur'an-ı Kerim okuyordu.

Lalegül - y/3 s/27 Mayıs 2015



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: , , , ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

1 yorum:

  1. keyifle okudum makalenizi Ali Muslihiddin Efendi Hazretlerini tanımıyordum dahada nice tanımadığımız zat var teşekkürler bilgilendirme için

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if