Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Diplomalı Cahiller

ibrahim fırat | Cumartesi, Temmuz 11, 2015 | 2 yorum

Diplomalı Cahiller
İtikatta Haddini Aşan Diplomalı Cahiller

Bazı kimseler vardır ki, diplomasına, etiketine aldanarak cehaletinin farkında olamıyor. Adeta kendini neredeyse itikadi ve ameli sahada mütefekkir ve müctehid görebiliyor. Çıkıp televizyonda milyonların huzurunda nezih itikada sahip olan milletimizin itikadını ifsat etme  gayreti içinde olduklarını üzülerek müşahede ediyoruz. 

Bazıları çıkıyor Kur'an-ı Kerim'de var olan ahkam ayetlerine; "bunlar tarihseldir asırlar önceki zamanla mukayyettir" demek suretiyle ahkam ayetlerinin lüzumsuzluğunu, hatta tatbikinin uygun olmayacağını söyleyecek kadar ilahi olan bu hükümlere karşı çıkabiliyor.

Diğer bazıları ise çıkıp; "Allah geleceği bilmez" hatta daha ileri giderek; Allah murad ettiği herşeyi yapmaya kadir olamaz" diyecek kadar kendini kaybetmiş kimseleri bulmaktayız.

Bunlar sıradan kimseler değil ilahiyatçı,  doçent veya profesör ünvanı ile anılan kimselerdir. Biz bunların hangisine cevap verelim ki, bunlar Mekke müşriklerinin bile söylemediklerini söylüyorlar. Zira Mekke müşrikleri Cenab-ı Hakk'a acziyet veya cehalet nispet etmemişlerdi. Onlar yerlerin ve göklerin ve bu ikisinin arasında var olan her şeyin Yaratıcısının Allah olduğunu kabul ediyorlardı.

Yüce Allah'ı tesbih ve takdis etmeden ve O Yüce Allah'a noksan sıfaltlar izafe etmekle Allah'a bu şekilde inanmamanın  ne manası vardır. 5 vakit namazda iftitah tebirinden sonra okuduğumuz duada ve Rüku ve Secdede okuduğumuz tesbihatta,  Yüce Allah'ın (c.c.) akla gelen bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu söylemekle "Allah geleceği bilmez" "Her şeye kadir olamaz" sözleri arasında ne büyük çelişki olduğu beş yaşındaki çocukların bile anlayacağı bir husustur.

Bu nasıl tevhid anlayışı ve bu nasıl tenzih. Aslında bunları muhatap almak bile  doğru değildir. Bunları psikiyatri profesörlerine görünmeleri ve  tedavi olmaları gerekir. Zira bunlarda bir cinnet  eseri olduğunda  şüphe edilemez. Ama kendileri bile bunun farkında olmayabilirler. Çünkü mecnun cinnetinin farkında olsa, mecnun olmazdı. Bunlar ilahiyatçı ve araştırmacı değil olsa olsa bunlar karıştırıcıdırlar.

Son zamanda televizyon ekranlarında iki ilahiyatçı çıkıp Kuran'a göre; "Adem (a.s.) Peygamber değildir" diyebiliyorlar. Ne garip değil mi? Başka işleri kalmamış beşerin babası Allah'ın halifesi ve ilk Peygamber olan Adem (a.s.) için böyle bir iddiada bulunabiliyorlar. Yazıklar olsun....

Şimdi Adem (a.s.)'ın hem Kuran'a, hem de sünnete göre şeksiz şüphesiz Peygamber olduğu delilleri  ile beraber arzedelim. Yüce Allah yeryüzünde kendisine bir halife yaratmayı murad ettiğinde bu iradesini Meleklere arzetmesi üzerine, melekler hikmetini öğrenmek istediler. Bunun üzerine Yüce Allah kendisine halife olarak Adem'i yarattıktan sonra, ona yeryüzünde varolan yüm eşyanın isimlerini öğretti. Daha sonra o eşyayı meleklere arzetti.  Eşyanın isimlerinin ne olduğunu meleklere sordu. Melekler ise acziyetlerini beyan ederek Allah'tan özür dilediler.

Daha sonra Yüce Allah Adem (Aleyhisselam)'a yeryüzündeki  eşyanın isimlerini meleklere bildirmesini emretti. Adem (a.s.)'da tüm eşyanın isimlerini meleklere tek tek saydığında, Yüce Allah (Celle Celalühü) Meleklere; "İşte görünüz Adem (a.s.) sizden daha kıymetli ve halife olmaya layık olduğunu anladınız  değil mi?" Dercesine beyanda bulundu. Bu hakikat Bakara Suresinin 30,31,33,34,35 Ayetlerini okursak mesele daha  anlaşılmış olacaktır. 

"Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler, Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti. (30)

"Allah Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onlar meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz haydi bana bunların isimlerini bildirin" dedi. (31)

"Allah şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi. (33)

"Hani meleklere, "Adem için saygı ile  eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu." (34)

"Dedik ki: "Ey Adem! Sen ve eşin cennete  yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." (35)"

Bu ayetlerden anlıyoruz ki, Cenab-ı Hakk kendisine halife olarak yaratmış olduğu Adem (a.s.) ile bir iletişim içinde Ona bazı şeyleri emredip bazı şeylerden men ediyor. Cenab-ı Hakk'ın Adem (a.s.) ile böyle  bir iletişim içinde emredip nehyetmesi, ancak O'nun vahye mazhar bir Peygamber olmasıyla mümkündür. Adem (a.s.) ile Yüce Allah arsındaki bu muhavere ve mükaleme Adem (a.s.)'ın Peygamber olduğunun açık delilidir.

Ayrıca Adem (a.s.)'ın Peygamber olmaması demek, Cenab-ı Hakk'ın hikmete aykırı olarak O'nun yaratmış olması demektir. Zira Cenab-ı Hakk Adem (a.s.)'ı ve onun zürriyetinden gelen insanları kendisine  halife  yani Allah namına Allah'ın ahkamını icra edecek olan varlıklar olarak yaratmış olduğunu yine kendi kelamından öğrenmiş bulunuyoruz.

Adem (a.s.)'ın Peygamber olmadığını söylemek Allah-u Azimüşşan'ın onu mükellef kılmadığı manasına gelir. Halbuki Allah (Celle Celalühü) Adem (a.s.)'a ve onun zürriyetine bazı şeyleri emretmiş bazı şeyleri yasaklamıştır. Bundan dolayıdır ki Hz. Adem (a.s.)'ın iki oğlundan biri Kabil, diğer oğlu Habil'i öldürmesinden dolayı çok elim bir cezaya çarptırılacağına dair Kuran ayetleri ferman etmektedir.

Şayet Adem (a.s.) Peygamber değilse Hazreti Adem, Habil'e; "bu kızla" Kabil'e de; "diğer kızla" evlenmesi gerektiğini ve bunun böyle olmasının uygun olacağını aksi halde haram işlemiş olacaklarını beyan ediyor. Demek oluyor ki, Adem (a.s.) bazı şeyleri emretmiş bazı şeyleri de yasak etmiştir. Vahy-i İlahi olmadan emretmek ve nehyetmek mümkün değildir. Öyleyse Adem (Aleyhisselam)'ın vahye mazhar olduğunda asla şüphe edilemez.

Ayrıca Kabil'in Habil'i öldürmesinden dolayı elim bir azaba düçar olacağına dair deliller ortadadır.  Halbuki Alllah-u Azimüşşan İsta Suresi 15. Ayetinde buyuruyor ki;


"Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkar, başka bir günahkarın günah yükünü yükleyemez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz."

Bu ayetten anlaşılıyor ki Peygamber gönderilmeyen fert veya topluma azap edilmez. Eğer Adem (a.s.) Peygamber değilse ona ve çocuklarına adam öldürmenin haram olduğunu kim bildirmiştir?..

Hulasa-i kelam Yüce Allah Kendisine halife olarak icrayı adalet etmek üzere yaratıp sonra onu başıboş kendi haline terk etsin, bu asla mümkün değil. Nitekim:

"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı  zanneder." (Kıyame suresi 36)  buyurmak suretiyle, Yüce Allah Yarattığı hiçbir insanı tekliften vareste  tutmayacağını beyan ediyor ve aynı zamanda hekim olan Allah, akıl sahibi olan halifesini başıboş kendi haline yaratması hikmetine aykırıdır ki, Allah hikmet harici iş yapmaktan münezzehtir.

Televizyonda gördüğüm iki ilahiyaçının "Kuran'a göre Adem (a.s.) Peygamber değildir" şeklindeki hezeyan dolu konuşmaları ciddiye aldığımdan dolayı yazıyı yazıyor değilim. Bunlar  ciddiye alınmayacak kadar cahil olduklarının delili olarak, yine kendi konuşmalarında geçen ifadeyi arzedeyim.

Bunlardan biri diğerine; "Hocam, Adem kelimesinin kök manası nedir? diye sorduğunda diğer ilahiyatçı verdiği cevap cehaletini ispat bakımından yeterli delildir. Verdiği cevap şudur; "Adem, (YOK) demektir.

Halbuki Adem kelimesinin manası "buğday renkli, esmer" manalarına gelmektedir. Adı geçen  ilahiyatçı  o kadar cahil ki, latin alfabesinin "A" harfini Arapçanın Ayn harfi ile karıştırarak onu yani yok manasına geleceğini anlayacak kadar  cahil. Hatta cahil demek eksik kalır ona "Echel" demek daha uygun olur. 

Ne olur  haddimizi bilelim, boynumuzu  aşan işlere burnumuzu sokmayalım. Siz belki cehaletinizi bilmeyecek kadar cahilsiniz. Ama bu memlekette sizin cehaletinizi  fark edecek alimlerin olabileceğini düşünmeniz lazım. İşte cehalet örneğiniz bu ilim ve bu kafayla taa gerilere gidip Adem (Aleyhisselam)'ın peygamberliğini sorgulayacak kadar aşağılaklara düşmeyin. Yüce  Allah sizin gibiler için Araf Suresinin 179. Ayetinde şöyle buyuruyor.

"Andolsun Biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla  anlayamayan, gözleri olup da bunlarla göremeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir." (179=

Bu cahillerden dolayı yazdığım kelimelerden dolayı okuyucularımızdan özür dilerim.

Selam ve Dua ile...

Resul Bölükbaş  (Lalegül) yıl 3 s/27 Mayıs 2015



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: , , , , ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

2 yorum:

  1. ne yazıydı be paylaşım için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Allah kimseyi böyle kibir ve gaflete düşürmesin, emeğinize sağlık güzel yazı olmuş

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if