Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Arayış Sancısı

ibrahim fırat | Çarşamba, Ağustos 26, 2015 | 7 yorum

Dünyaya geldik, yaşıyoruz. Her gün bildik telaşlarımız var. Evdi, işti, okuldu derken bir de bakmışız ömür tükenmiş. Hayatı bu yönüyle gördüğümüzde bitki ve hayvanlarla aramızdaki fark azalıyor. Çünkü onlarda hayatlarını idame ettirebilmek için kendilerince çaba sarf ediyorlar ve ölüyorlar. 

Kendini bitki zannedenlere bir lafımız yok. Ama insan için hayatı anlamlı kılmak oldukça önemli! Peki hayat nasıl anlamlı olur? Yalnızca dünyayı güzelleştirecek işler yapmak yeterli midir mesela? hem güzellik ölçütümüz nedir? Neye, neden güzel veya çirkin deriz?

Arayış Sancısı


Bu sorular her coğrafyadan, her medeniyetten insan tarafından sorulmuş çok eski sorulardır. Fakat bunların cevabı iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi yargılarımızı belirler. Zaten aynı cevaplara bir türlü ulaşılamadığı için dünya bu halde!

İbrahim (a.s.) da bu soruları sordu. İnsanlardan aldığı cevaplar ona yetmezi. Sonrasında sancılı bir arayış süreci başladı. İstediği tek bir cevap vardı aslında: Bütün bu alemi ve içindekileri yaratan ve bunları idare eden kimdi? Bunu öğrendiğinde hayatını ve işlerini ona göre düzenleyebilirdi.

Arayış uzun sürdü. Gözlem yaparak başladığı yolculuğunda, aklı hep son noktayı koydu. Bütün gördükleri faniydi ve bu yüzden "Fani olanları istemem!" diyecekti. Ta ki vahiy kendisini aydınlatana dek.....

Aradan yüzyıllar geçti. İbrahim peygamberin oğlu İsmail aleyhisselamın soyundan gelen son peygamber, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) de arayış içine girdi. Tıpkı büyük dedesi gibi mağaraya sığındı ve burada hayatın anlamını aradı. Nihayet Cebrail (a.s.) gelerek, kendisine ilk vahyi getirdi: "Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku..." (Alak/1-2)

Bundan sonra altmış üç yaşına kadar Rabbinin bildirdiklerini insanlara iletti. Emir ve yasakları tüm hakikatiyle gösterdi. Bu şekilde hayatın gerçek anlamını insanlar da öğrenmiş oldu. O, ne güzel öğretmendi!


Ne kadar önce, ne kadar sonra...


Allah'ın habibi yalnızca yaşadığı döneme hitap etmemiştir. O, kendisinden önce gelen bütün peygamberleri tasdik etmiştir. Getirdiği haberler ve hayatıyla da kıyamete kadar gelecek bütün insanların nasıl yaşaması gerektiğini göstermiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki Resulullah, sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzab -21)

Bu yüzden, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) tarihi bir karakter gibi görmek ve O'nu yalnızca hayırla yad etmek son derece yalnıştır! Esas olan O'nun yolundan gitmek ve yaptıklarını - her zaman ve mekanda- yapmaktır. Başka bir düş, başka bir fikir ancak ve ancak boş bir uğraştır. 


Evliyanın Kerameti, Resulullah'ın Mucizesidir.


Şah-ı Nakşiben hazretleri (k.s) bir sohbetinde evliyada görünen olağanüstü halleri şöyle açıkladı:
       İnsan Resulullah'a ne kadar benzer, O'nun sünnetine ne kadar uyarsa, kendisinde Resulullah'ta gmrünen haller görünür. Dolayısıyla evliyada görünen keramet aslında Resulullah'ın bir mucizesidir. Eğer O'na benzerlik olmasaydı bu haller de ortaya çıkmayacaktı.

Peygamberin varisleri


Sahabi efendilerimiz, peygamberlerden ne gördülerse onu yaşadılar ve kendilerinden sonrakilere bunları aktardılar. Tabiin de öyle yaptı. Bu şekilde günümüze kadar Resulullah'ın sünneti nesilden nesile aktarıldı. Hem bilgi olarak hem de bir hayat tarzı olarak.

Her devirde ümmetin önce gelenler,, alimler ve veliler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in aşkını, muhabbetini ve sünnetini yaşayarak ümmete örnek oldular. Ve Müslümanlar da alimleri, velileri baş tacı yapıp onlarla birlikte hareket ettiler. Böylelikle ehl- sünnet ve'l cemaat çizgisi oluştu. Eğer onlar olmasaydı, farklı zamanlarda Peygamberimizin sünnetini nasıl uygulayacağımızı nereden bilecektik? Onlar olmasaydı hayatın gerçek anlamını nasıl bulacaktık?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Alimler benim varislerimdir." buyurarak onların önemini  bizlere bildirmiştir. Bunu bilip de başka yollara sapmanın bir anlamı var mı?


Zamanın sünnet dilimleri

Peygamber Efendimiz (a.s.v.)'ın yaptığı ve yapılmasını söylediği fiiller sünnettir. Yani yeme, içme, konuşma, gülme, oturma, kalkma, yürüme, uyuma, tebessüm etme, arkadaş hukuku, anne-baba hukuku, işçi-işveren hukuku, öğretmen-öğrenci ilişkisi gibi bir insanın bir günde yaptığı, muhatap olduğu her şeyin sünnet olarak bir karşılığı vardır. Bunun için doğru niyet yeterli. 


Böyle bakıldığında her hareketimiz Resulullah'a benzeyebilir. Her an O'nu en güzel biçimde anmak ancak bu şekilde mümkündür. Yoksa sadece yılda bir-iki kez düzenlenen organizasyonlara katılmakla, arada bir salavat getirmekle bu iş olmaz! Ne güzeldir daima, her haliyle O'na benzeyenler!

O da bir insandı!

Cenab-ı Hak, peygamberin de bir insan olduğunu bizlere bildiriyor. Bazı insanlar bu bildiriyi "Aman canım abartmayın!" demek için kullanıyor. Oysa anlamamız gereken şudur:

O, insan olduğu ve insani ihtiyaçları olduğu halde bu kadar mükemmel kulluk yapmıştır. Öyleyse bahane yok! Şayet melek veya başka bir varlık olsaydı, "Bunu bir insan yapamaz!" deme hakkımız olabilirdi. Bu yüzden yaptıklarını yapmaya çalışmalıyız. Böyle yaptığımızda gerçeği görecek ve muhtemelen şöyle söyleyeceğiz: "Vay be! Bizim gibi etten kemikten bir insan olduğu halde bu kadar mükemmel kulluk yapabilmiş! O'na salat ve selam olsun! Allah bizleri Muhammed Aleyhisselamın şefaatinden mahrum bırakmasın."

Bir kasidede O'nun (s.a.v.) insan olması şöyle açıklanır:

Muhammedün beşerun veleyse ke'l-beşeri

Bel hüve yakutetün ve'n-nasü ke'l haceri

Anlamı:

(Muhammed bir insandır fakat herhangi bir insan değil, 
Çünkü o yakut taşı gibidir,
İnsanlarsa normal bir taş gibi)

Sakın Terk-i Edepten

17. Yüzyıl Osmanlı'sının büyük şairi Urfalı Nabi bir Peygamber aşığıydı. İçinde devlet adamlarının da bulunduğu bir hac kafilesinde Medine'ye doğru yaklaşıyorlardı. Ne var ki Nabi'nin gözüne sevinç ve heyecandan uyku girmiyordu. O esnada kafilede bulunan bir devlet adamının dağınık ve rahat bir halde oturmakta olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen bir kaside okudu:

"Sakın terk-i edepten kuy-i Mahbub-i Huda'dır bu;
Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa'dır bu!"

(Burası Allah'ın sevgilisinin beldesi; Allah'ın nazar kıldığı Muhammed Mustafa'nın makamıdır. Edebi terk etmekten sakın, kork!)

Adam hemen oturuşunu düzeltti, toparlandı ve Nabi'den bu yanlışı açık etmemesini rica etti.

Kervan Medine'ye girdiğinde sabah ezanı okunmaktaydı. Ezan bitince Nabi'nin yolda gelirken yazdığı kasidenin müezzin tarafından okunduğunu duydular. Nabi şaşkın! Hemen müezzine koştu ve kasideyi nereden duyduğunu sordu. Müezzin "Bu gece rüyamda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)',i gördüm. Bana 'Ümmetimden Şair Nabi'nin benim için yazdığı bu kasideyi oku! diye emretti. Ben de okudum." dedi. Bunu duyan Nabi, sevincinden bayıldı. 


Kaynak >> genç okur aylık ilkgençlik dergisi "Semerkand



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: , , , ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

7 yorum:

  1. gerçekten çok anlamlı ve güzel bir yazı bu tür yazılara sitenizde sürekli yer vermenizi rica ediyorum elinize sağlık Allah hepimizden razı olsun

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkürler güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  3. bayılıyorum felsefi paylaşımlarınıza. arttırınız lütfen

    YanıtlaSil
  4. bahadır ateş8 Eylül 2015 22:40

    Neyi aradığını bilmeyen bulduğu şeyin ne olduğunu anlayamaz bence...

    YanıtlaSil
  5. Keyifle okudum, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. gayet güzel açıklayıca bilgiler paylaşılmış emeği gecenden Allah Razı olsun

    YanıtlaSil
  7. biraz uzun olmasına rahmen çok güzel bir yazıydı teşekkürler

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if