Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Din ve Hayat

ibrahim fırat | Çarşamba, Eylül 23, 2015 | 5 yorum

Temiz Ağız Temiz Söz


Mukaddes Kitabımız sözü ağaca benzetir. Güzel sözlerin güzel, kötü sözlerin kötü meyvesi olduğunu bildirir. Kim meyvesi kötü ağaç ister bahçesinde? Zaten müminin ağzı temiz, kelimeleri temiz değil midir?

Müminin yaptığı her iş iyi iş onu daha olgunlaştırır, kemalatını artırır. Mesela namzlarını aksatmıyorsa, keza oruçlarını tutuyor, kul haklarına riayet ediyorsa; ihlaslı, inancına sadık, güzel ahlaklı biri olma yolunda ilerliyor demektir. hayatının herhangi bir anında Rabbinin rızasına uygun her ne yapıyorsa, bu onun kemalini bir üst noktaya taşır. Allah katındaki makamı yükselir. Böyle makamı yükseldikçe kul, hayırlı işlerden daha fazla lezzet almaya başlar. Artık ibadetler, iyilikler onun için vazgeçilmez hale gelir. Yüce Allah'a kulluk yapmaktan tarifsiz bir haz duyar.

Sözlerin ve işlerin süs İslam ahlakı


Biz müminler için ibadetler sadece namazla, oruçla veya zekatla sınırlı değildir. Hayatın her anı bizim için bir ibadettir. Bu nedenle ebedi hayatımız için elimizden gelen her fırsatı değerlendirmeye çalışmak durumundayız. Esasında bu sadece iyi ve hayırlı işleri yapmakla da sınırlı değildir. Haramlardan kaçınmak da kemalat yolculuğuna katkı yapar. İnsan, Rabbinin nelerden hoşnut olmadığını göz önünde bulundurarak haramlardan kaçındığında, bu da onun manen daha güçlenmesine yardımcı olur.


Din ve Hayat


Dolayısıyla bizler bütün bir yaşamımızı düzenlerken Allah Teala'nın emir ve yasaklarını kendimize ölçü almak durumundayız. Bütün tavır ve davranışlarımızı Allah ve Resulü'ne göre düzenlemeye gayret etmeliyiz. Yememizden içmemize, gülmemizden ağlamamıza, harcamamızdan kısmamıza kadar her hususta ilahi ölçüye uymak mecburiyetindeyiz. Hatta ağzımızdan çıkan kelimelere, etrafımızdakilere karşı kullandığımız sözlere bile dikkat etmek durumundayız.

Nitekim nasıl konuşmamız gerektiği husunda Yüce Kitabımız'a baktığımızda bir tek kötü kelime içermediğini görürüz. Doğrusu Kur'an'ın dilinde büyük bir edep vardır. Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v.) çok güzel bir ahlaka sahiptir. Bir ayette şöyle buyrulur: "Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin." (Kalem 4). Bu ayette Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlaki yönü tanımlanırken "sen ahlaklı bir insansın" denmemekte, O'nun ahlaklı oluşuyla yetinilmemektedir. Bu vasfın çok üstünde bir konumda olduğundan söz edilmekte, ahlakının olunabilecek en üst seviyede olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca Allah Teala, Rasulünün bu yönünü bir  övgü olarak bizlere takdim etmektedir. Dolayısıyla ahlaklı olmak, bundan da ötesi en güzel ahlaka sahip olmaya gayret etmek, Allah Teala'nın hoşnut olduğu ve bizlerden çabalamamızı istediği bir hedeftir.

Rabbimiz başka bir ayette "Andolsun ki sizin için Rasulullah'ta güzel bir örnek vardır." (Ahzabi 21) buyurmaktadır. Bu bizim Allah Rasulü'nü örnek almamızı, O'nun gibi olmaya gayret etmemizi gerektirmektedir. Bu nedenle Allah Rasulü (a.s.v.) nasıl ahlakla yaşadıysa, insanlara karşı nasıl bir üslup kullandıysa bizim de aynısını yapmaya gayret etmemiz icap eder.

Kur'an ve Peygamber rehberliğinde


Bu durumda bizler, hem Kitab'ın kendisini kalbimize rehber edineceğiz hem de Allah Rasulü'nün hayatını örnek alacağız. O'nu örnek almak için hayatını okuduğumuzda ise Hz. Peygamber'in kötü, çirkin, ayıp tek bir kelamı olmadığını görürüz. O, ne nübüvvetten önce ne de sonrasında tek bir kötü kelam etmemiştir. Hatta insanları İslam'a davet etmeye başladıktan sonra bir Allah'ın kulu çıkıp da "Ama sen de bizim gibi önceleri ahlaksız kelimeler kullanıyordun!" diyerek onu suçlayamamıştır. Çünkü O'nun bütün bir hayatı nezahet ve nezaket içinde idi. Hatta hayatı o kadar temiz idi ki, evinde namusuyla oturan utangaç genç kızlardan daha iffetliidi (Buhari, 3562).

Hem Kur'an-ı Kerim'in hem Hz. Peygamber (s.a.v.)'in üslubu son derece temiz ve edep yüklüdür. Ancak işin bize bakan yönü bununla sınırlı değildir. Kitabında bir tek kötü kelam zikretmeyen Rabbimiz, bu arada bizlere de talimat verir ve şöyle buyurur:

"Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka... Allah her şeyi işitici ve bilicidir." (Nisa 148)

Bu ayet kaba sayılabilecek kelimelerin ancak özel durumlarda, yani serzeniş olarak söylenebileceğini ifade etmektedir. Buna göre zulüm nedeniyle yüreği yanan insan, olan bitene razı olmadığını ve işi Allah'a havale ettiğini ifade emek için sert ifadeler kullanabilir. Ancak bu durumda bile küfürlü kelimelere asla izin verilmemektedir. İnsanın kalbi yansa bile kullanacağı kelimelere bir sınır getirilmektedir. Çünkü edep ve haya yüce dinimizin temel özelliklerindendir.

Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygamberimiz (a.s.)'e hitaben de "Sen kötü huylu, katı kalpli biri olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi." (Al-i İmran, 159) buyurur. Bu demek oluyor ki Allah Rasulü s.a.v. insanlarla edebince konuşmasaydı etrafında hiç kimse kalmazdı. Bu husus bizim için bir hayat rehberi olmalıdır.

Her hareketiyle örnek olan Allah Rasulü (s.a.v.)'in de kötü kelam etmekten sakındıran tavsiyeler de bulunduğunu görmekteyiz. Hadis-, şerifte şöyle buyurmaktadır:

"Mümin dil uzatmaz, lanet okumaz, kötü iş yapmaz, kötü söz söylemez." (Tirmizi, 1977).


İflastan korunmak için


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün çevresindeki sahabilere;

- Müflis kimdir, diye sorar Ashab-ı Kiram r.a.:

- Bize göre müflis kendisine ait hiçbir dirhemi (nakit parası) ve malı kalmayan kimsedir, cevabını verir. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:

- "Ümmetimden gerçek müflis şudur: Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekatını getirir. Bu arada başkasın sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi ve dövmesi ile ilgili kötü amelleri de gelir.  Bunlara karşılık iyi amelleri verilir ve borçları (kul hakları) bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacaklıların günahları kendisine  yükletilir ve ateşe atılır." (Müslim, 2581)

Allah ve Rasulü'nün buyrukları, O'nun örnekliği hepimizin malumu iken, bazılarımız ağızlardan çıkan kelimeler hususunda yeterli hassasiyeti göstermezler. Böyle olunca da kulluklarının bir yanını zayıf bırakırlar. İmanlarının kemalat bulmasını kendi ağızlarıyla zorlaştırırlar. Oysa ağızlardan çıkan her kötü söz ihlasları ve samimiyetleri üzerine bir darbedir. Kalplerinin safiyetinin bozulmasına sebep olan bir mermidir.


Öyle insanlar vardır ki, kötü sözler kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Çirkin kelimeleri kullanmak konuşmalarının bir parçası haline gelmiştir. Bu kelimeleri kullanarak kalpleri üzerinde ne kadar büyük bir tahribat yaptıklarının farkında değillerdir. Bu ahlak aynı zamanda onları Allah'ın rızasından da uzaklaştırır. Halbuki Allah'ın hoşnut olmadığı fiilleri işleyerek O'na yakın olmanın imkansız olduğunu bilmeyen yoktur.

Konuşmalara fazla hassasiyet gösterilmeyen arkadaş ortamlarında da kötü sözlerin  alışkanlık haline geldiğini görebilmekteyiz. Dillerini  bu kelimelere alıştıranlar, çoğu kez kötü bir maksadı olmadan bunları kullanırlar. Belki muhabbet veya  şaka olsun diye birbirlerine çirkin ifadeler sarf ederler. İşin kötü tarafı, sözde arkadaşlık ortamlarında birbirlerine karşı en ağır ifadeleri kullananların veya kendilerine bu sözler söylenenlerin olan bitene gülmeleridir. Haramı aralarında bir eğlence olarak görmeleridir.  Oysa başta insanın iffeti olmak üzere, anne veya diğer yakınları hedef alınarak söylenen çirkin sözler, insandaki ar duygusunun çatlamasına ve namus anlayışında zedelenmelere neden olur. Böyle insanların kemal bulmaları mümkün olmaz. 

Diğer taraftan, birbirlerine karşı çirkin kelimeler kullananlar arasında saygı yoktur. Aralarındaki ilişki gerçek dostluk değildir. Menfaat, hoş vakit veya dünyevi başka nedenler onları bir araya getirmektedir. Bu nedenle de dostluklarının bozulması her an mümkündür. Bazen birbirlerine karşı kullandıkları kötü kelimelerde ölçü o kadar kaçar ki, işin sonu hapse götürecek  bir suçla sonuçlanabilir. 


Çocuklar bizi kopyalıyor

Kötü kelimeler kullanmayı alışkanlık haline getirenler; Ben dışarıda böyle konuşurum ama evde dikkat ederim.. " deseler de bunda başarılı olamazlar. Çünkü kullanılan kelimeler de alışkanlıktır. Çok dikkat etseler de kızgınlık anında veya şaka yapayım derken o çirkin kelimeleri ağızlarından kaçırırlar. Böyle olunca da çocukları büyük bir şaşkınlık yaşarlar. Bunları duya duya bir müddet sonra büyüklerine saygıları kalmaz. Onlar da çirkin kelimeleri kullanmaya alışırlar. Kardeşlerine ve arkadaşlarına karşı ahlaksız sözler sarf etmeye başlarlar. 

Bu manzaranın acı tarafı, kendileri kötü kelamı alışkanlık haline getirenlerin, çocuklarına bu sözleri yasaklamaya çalışmalarıdır. Ancak bunda asla başarılı olamazlar. Zira bir şey kötüyse önce kendilerinin terk etmesi gerekir. Bu nedenle kullandıkları ifadeleri çocuklarından uzakt tutmaya çalışmaları netice vermez. Aksine, büyüklerinde gördükleri çelişki çocuklar üzerinde olumsuz tesir yapar ve onları çirkin kelimeleri kullanmaya teşvik eder. 

Kötü ifadeleri evlatlarının yanında kullananların göz önüne getirmedikleri büyük  tehlikelerden birisi de, çirkin kelimeleri kullanmaya  alışan çocukların başka kötülüklere de alışma ihtimalidir. Çünkü kötü söz, taşıdığı anlamı normalleştirmekte, böylece kötü işlerin de kapısını açmaktadır. Ayrıca çirkin kelimelerin rahatça konuşulduğu ortamlar ahlaklı ortamlar olmayacağından, çocukların yeni kötü alışkanlıklar kazanmasına sebebiyet vermektedir. Demek ki çirkin ve kötü söz sadece bir söz olarak kalmamaktadır. 

Mümine yakışan, ağzını her türlü kötü sözden, kelimeden muhafaza etmesidir. Hele de insanlara ilahi hakikatleri anlatmak, daha dikkatli dinlemelerini sağlamak veya güldürmek amacıyla gayri ahlaki fıkralar anlatmak hiç uygun değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.), her türlü ahlaksızlığın yaygın olduğu bir coğrafyada İslam'ı tebliğ ederken "Bu adamlar çirkin, müstehcen laflara alışkın, onlara bu yoldan İslam'ı anlatayım.." demedi. Aksine, çirkin kelimelerle kendisini arasına aşılmaz bir set çekti.

Gönlümüzde hassasiyet duygusunun zayıflaması, Rabbimizle olan irtibatımızın kopmaması ve ihlasımızı muhafaza için dilimizi çirkinliklerden korumamız gerekir. Eğer bu tür fenalıklara alışmış isek de, bir an önce tövbe ederek söz ve davranışlarımıza İslam ahlakını hakim kılmalıyız...

Yazar:  Taha Yıldız

{Semerkand} Aylık tasavvufi dergi - yıl 17 - sayı 201 - Eylül 2015



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: , , , , ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

5 yorum:

  1. Alla razı olsun güzel bir yazı.

    YanıtlaSil
  2. Guzel bir yazi eline saglik

    YanıtlaSil
  3. yazı içni teşekkürler okumaktan keyif aldım

    YanıtlaSil
  4. Faydali bilgiler elinize saglik

    YanıtlaSil
  5. rabbim bizleri mübarek hayırlı ihlaslı yollardan ayırmasın

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if