Bonzai ve Zararları Nedir? sinema

Ahsen-ül-hâlıkîn ne demek?

ibrahim fırat | Çarşamba, Aralık 02, 2015 | 0 yorum

Sual: Kur’an-ı kerimdeki (Ahsen-ül-hâlıkîn) ifadesine istinaden, bazı kimseler, insanlar için yaratmak, yaratıcı tabirini kullanıyorlar. Böyle kullanmak uygun mudur?

CEVAP

Kur'an-ı kerimde geçen (Ahsen-ül hâlıkîn) ne demektir? Sözlüğe bakılırsa, Yaratıcıların en güzeli demek olduğu, birçok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur’an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için sözlükten, Kur'an tercümesinden din öğrenilmez. Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir.


İmam-ı birgivi, Vasiyetnamesinde, (Bir kimse, rızık Allah’tandır; fakat, kulun da hareket etmesi gerekir dese, kâfir olur) diyor. Bursalı İsmail Hakkı hazretleri de, Huccet-ül-baliga’da (Hâlık, yalnız Allahü teâlâdır. İnsana yaratıcı demek ilhaddır) diyor. [İlhad, dinden çıkmak demektir.]

Allahü teâlânın, hiçbir işinde, ortağı yoktur. Her varlığın yaratıcısı yalnız Odur. Yaratmak, yoktan var etmektir. Maddeyi, elemanı yok iken var etmek ve var ettikten sonra, başka bir varlığa çevirmek de yaratmaktır. Mesela, insanı, nutfeden, cinleri ateşten yarattığını bildiren âyet-i kerimeler böyle olduğunu bildirmektedir. (Rahman 15, Müminun 12-14)

Hâlık kelimesinin birkaç manası vardır. Esma-i hüsnadan olan Hâlık, yoktan yaratan anlamına gelir. Bu kelimenin şekil veren anlamı da vardır. Bu bakımdan insanlar için yaratıcı tabiri kullanılmaz. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki:
Ahsen-ül-hâlıkîn, takdir edenlerin [tasvir edenlerin, şekil verenlerin, suret verenlerin, düzene koyanların yeni tabirle dizayn edenlerin] en güzeli, en iyisi demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime yani hâlık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli densin. (C.4/68)

Hâlık-ul-hâlıkîn = Hâlıkların hâlıkı, şekil verenlerin şekil vereni anlamında kullanılsa da uygun olmaz. Çünkü Allah’ın isimleri tevkifidir, yani dinin bildirdiği isimler söylenir. Herkes bir tabir uyduramaz. İnsanlar için yaratıcı tabiri kullanılmaz. Allah’tan başka yaratıcı yoktur.

İnsanlara, yarattı yaratıcı demek asla caiz değildir. Allah’tan başkasına, her ne maksatla olursa olsun, yaratıcı demek küfürdür. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gökleri ve yeri yoktan yaratan Odur. Her şeyi O yaratmıştır.) [Enam 101]

(Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, benzerlerini de yaratmaya kadir olduğunu düşünmezler mi?) [İsra 99]

(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?) [Mümin 62]

Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka yaratıcı, başka ortak bulunmadığını bildirirken, yaratıcının çok olduğu nasıl söylenebilir?


Kadına yaratıcı demek

Sual: Mevlana ve Kadın konulu bir panelde konuşan bayan bir ilahiyatçı, (Mevlana, “Kadın, sadece sevgili değil, sanki Hâlıktır, mahlûk değil” sözüyle meseleye son noktayı koymuştur. Kadın, Allah'ın yaratıcı kudretinden vasıflar taşımaktadır) diyor. Hazret-i Mevlana, (Kadın mahlûk değil, Hâlık’tır) demiş midir? Kadına yaratıcılık vasfı verilir mi?
CEVAP
Bir ilahiyatçının böyle söyleyeceğine asla ihtimal vermiyoruz. Yanlış duyulmuş olabilir. Ne hazret-i Mevlana, ne de başka İslam âlimi hâşâ (Kadın mahlûk değil, Hâlıktır) dememiştir, demelerine de imkân yoktur. Çünkü böyle söylemek küfürdür. Bunu Müslüman söylerse kâfir olur. Yaratmak iki türlüdür:
1- Hiç yoktan var etmek: Mesela yerleri, gökleri; göklerdeki gezegenleri, yıldızları, ayı, güneşi, suyu, havayı, dağları, denizleri, madenleri, atomları, elektronları, molekülleri ve hareketlerini yani yoktan var edilen her şeyi Allahü teâlâ yaratmıştır. (Enam 101)

Mucize, keramet, sihir de yoktan yaratmaktır. Allahü teâlâ, bir şeyi yaratmak istediği zaman ona (OL) der, hemen o var olur. (Yasin 82)

2- Yarattığı bir şeyden, başka bir şey yaratmak: Öğeleri, oksitleri, asitleri, bazları, tuzları birbiri ile birleştirerek, parçalayarak milyonlarla organik ve inorganik cisimler meydana getirmek suretiyle yaratmak. Bugün bilinen 105 basit cisim [element = eleman] yoktu. Bunların hepsini sonradan var etti. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. (Araf 54, Hicr 86)

Allahü teâlâ diridir, bilir, işitir, görür, diler, güçlüdür, konuşur. Bu sıfatlardan, sınırlı da olsa, insanlara da ihsan etmiştir. Yani sınırlı da olsa, insan diridir, bilir, işitir, görür, diler, gücü vardır, konuşur, fakat yaratma sıfatında ortaklık yoktur. Allah her şeyi yaratır, fakat insan bir karıncayı, bir buğday tanesini veya bir hücreyi bile yaratamaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Benim yarattığım gibi bir şey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Haydi, bir habbe, bir zerre veya bir arpa yaratsınlar.”) [Buhari, Müslim]

(Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır.) [Buhari]

Demek ki, sanatkârın yaptığı şeyleri yaratan da Allah’tır. Yaratmak, Allahü teâlâya mahsustur. İcat etmek de yoktan yaratmaktır. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremezler, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak veya icat etmek denmez, keşfetmek, bulmak denir.

Hazret-i Mevlana sözlerinin değiştirileceğini kerametiyle anlamış ve bunun için de kitaplarını nazım şeklinde, yani şiir olarak yazmıştır. Böylece kimsenin değiştirmesine fırsat vermemiştir. Buna rağmen, bu zata böyle asılsız isnatlar, iftiralar yapılıyor. Çalgı çaldığı iftirası da yapılıyordu. Şimdi de, kadına Hâlık dediği iftirası yapılıyor. Böyle şeylere aldanmamalıdır.


Sebeple yaratmak

Sual: İmamı- Rabbani hazretleri, ikinci cildin 62. mektubunda, (Allahü teâlâ, birçok düzen ve fayda için, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Eğer, her şeyi sebepsiz olarak, hemen yaratsaydı, âlemde nizam, düzen kalmaz, karmakarışık olurdu) buyuruyor. Bu ifade örneklerle biraz açıklanabilir mi?
CEVAP
Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Böylece, madde âlemine ve sosyal hayata düzen vermektedir. Sebepsiz yaratsaydı, âlemdeki bu nizam, bu düzen olmazdı. Mikroplar hastalığa, bulutlar yağmura, güneş hayata, katalizörler birçok kimya reaksiyonlarının hızlanmasına ve hayvanlar, bitkisel maddelerin et, süt, bal hâline gelmelerine, yapraklar organik maddelerin sentezine sebep oldukları gibi, insanlar da, uçak, otomobil, ilaç, elektrik motorlarının ve daha nice şeylerin yapılmasına sebep olmaktadır. Bütün bu sebeplere kuvvet, tesir veren Allahü teâlâdır. İnsanlara fazla olarak akıl ve irade de vermiştir. Sebeplere, vasıtalara yaratıcı denmez. (S. Ebediyye)

Canlı cansız bütün varlıkların bir düzen içinde olduklarını görüyoruz. Her maddenin yapısında, her olayda, her reaksiyonda, hiç değişmeyen nizam, matematik bağlantılar olduğunu öğreniyoruz. Bu düzenleri, bağlantıları, fizik, kimya, astronomi ve biyoloji kanunları diye isimlendiriyoruz. Bu değişmez düzenden faydalanarak, sanayii, fabrikalar kuruyor, ilaçlar yapıyor, aya gidiyor, yıldızlarla, atomlarla bağlantı kuruyoruz. Radyolar, televizyonlar, bilgisayarlar ve internet siteleri yapıyoruz. Mahlûklarda, bu düzen olmasaydı, her şey rastgele olsaydı, bunların hiçbirini yapamazdık. Her şey çarpışır, bozulur, felaketler olurdu. Her şey yok olurdu. Varlıkların düzenli, bağlantılı, kanunlu olmaları, bunların kendiliklerinden, rastgele var olmadıklarını, her şeyin bilgili, kudretli, gören, işiten, dilediğini yapan bir varlık tarafından var edildiklerini göstermektedir. O, dilediklerini var etmekte ve yok etmektedir. Her şeyi var etmeye ve yok etmeye, başka şeyleri sebep yapmıştır. Sebepsiz yaratsaydı, varlıkların birbiri arasında bu düzen olmazdı. Her şey karma karışık olurdu. Onun varlığı da belli olmazdı. Hem de, fen, medeniyet hâsıl olamazdı. (İ. Ahlakı)

Allahü teâlâ varlıkları sebeplerle yaratmasaydı, dünyada hiç düzen olmazdı. Mesela yer çekimi kanunu yaratmasaydı, hiçbir şey yerde duramaz, hepsi havada uçardı. Rabbimiz, suya kaldırma kuvveti vermeseydi, gemiler, balıklar yüzemezdi. Biyoloji kanunlarını yaratmasaydı, çocuk olmazdı. Kimya kanunlarını yaratmasaydı ilaçlar olmazdı, ineğin yediği ot, et ve süt hâline gelmezdi, arı bal yapamazdı. Bunlar gibi daha yüzlerce, binlerce örnek verilebilir.

Kâinatın idaresi

Sual: Allahü teâlâ, kâinatın idaresini kutup denilen kimselere nasıl bırakır?
CEVAP
(Nasıl bırakır) sözü çok yanlıştır, sanki kendisi hiç karışmıyor gibi anlaşılır. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Bütün işleri idare eden Odur. Her işi sebeplerle yaratmak âdetidir. Dilerse, mucize ve kerametlerde olduğu gibi sebepsiz de yaratır.

Ol demekle her şey olduğu hâlde, (Niye böyle sebeplerle yaratıyor?) demeye kimsenin hakkı yoktur. Birkaç örnek verelim:

Naziat suresinin, (İşleri tedbir eden, yöneten melekler…) mealindeki beşinci âyeti açıklanırken şu hadis-i şerif bildiriliyor:
(Dünya işlerini dört melek idare eder: Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail.) [Kurtubi]

Dört büyük meleğin vazifeleri şöyledir:
1- Cebrail aleyhisselamın vazifesi, Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Dileseydi, Cebrail aleyhisselama bildirdiği gibi peygamberlerine de direkt bildirirdi. Cebrail aleyhisselamı bu işle vazifelendirmiştir. Niye böyle yaptığını bilemeyiz.

2- İsrafil aleyhisselam Sur’a iki defa üfürecektir. Birincisinde, Allahü teâlâdan başka her diri ölecektir. İkincisinde, hepsi tekrar dirilecektir. Bu işi de Cebrail aleyhisselama verebilirdi yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle olurdu.

3- Mikail aleyhisselama, yağmur, kar, rüzgâr gibi hava olayları, ekonomik nizamı, yani ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, ferahlık ve huzur getirmek ve her maddeyi hareket ettirmek vazifesini vermiştir. Bunu da Cebrail aleyhisselama verir yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle bu işler rahatça olurdu.

4- Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla vazifelendirmiştir. Eceli gelenleri öldüren Allah’tır, ama bu işi Azrail aleyhisselam yapıyor. Çocukları yaratan da O. Ama ana babayı sebep kılıyor. Ana babasız da yaratırdı elbette.

Kâinatı da idare eden Allahü teâlâdır. Yukarıda açıklandığı gibi bir kısmını melekler vasıtasıyla yapıyor. Kutup denilen evliya zatlara da görev vererek sebeplerle idare ediyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kutb-i irşad, kayyum-i âlemdir. Herkese rüşd ve iman, bunun vasıtasıyla gelir. (3/3)

Kutb-i ebdal yani kutb-i medar âlemde, dünyada her şeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olur. Kutb-i irşad ise, âlemin irşadı ve hidayeti için feyzlerin gelmesine vasıta olur. Her şeyin yaratılması, rızıkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i ebdalin feyzleriyle olur. İman sahibi olmak, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmek ise, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Her zamanda, her asırda kutb-i ebdalin bulunması lazımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz, çünkü âlem bununla nizam bulur. (Mearif-i ledünniyye)

Süper sapık bir mezhepsiz, âyet-i kerimeleri anlayamadığı için bunu kabul edemiyor. (Allah idareyi kimseye vermez) diyor. Süper mezhepsiz, aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi ileri sürerek Azrail aleyhisselamın canları almadığını söylüyor:
(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

(Ölüm zamanında insanı, Allah öldürüyor.) [Zümer 42]

Peki, şu iki âyet-i kerimeyi inkâr mı ediyor:
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]

(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]

Demek ki, öldüren ve dirilten Allahü teâlâ olduğu hâlde, bu işleri sebeplerle, vekillerle yapıyor.

Kutb-i irşada da hidayete vesile olma yetkisini vermesi böyledir.

Her şey Allah’tandır

Sual: Duvara yapıştırdığım bir kâğıt kuruyunca kendiliğinden düştü. Bunu Allah mı düşürdü? Duvar saatinin pili tükendiği için durdu. Bunu Allah mı durdurdu? Pil koyunca saati çalıştıran Allah mı? Rüzgâr esince ağacın yaprakları hareket ediyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Trafikte fazla sürat ve dikkatsizlik yapıp kaza yapıyoruz. Bunu da mı Allah yapıyor? Birinin şuuru bozulup intihar ediyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Benzin bitince araba duruyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Benzin konunca araba çalışıyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Bir arkadaş, (Allah böyle işlere karışmaz) dedi. Her şeyi Allah yapmıyor mu?
CEVAP
Evet, her şeyi Allahü teâlâ yapıyor. Tek yaratıcı vardır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali:
(Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]

(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.) [Mümin 62]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

Trafik kazası olsa, biri birini öldürse, bunları yaratan yine Allahü teâlâdır. O kişinin veya o kişilerin ölümüne o şeyler sebep kılınmıştır.

Yağmurların yağması, yıldırımların zarar vermesi, depremler, her ne kadar tabiat kanunu denilen olaylar içinde cereyan ediyorsa da, bunların asıl yaratıcısı Allahü teâlâdır, çünkü imanın altı şartından biri de hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır. Bir beyit:
Cümle eşya Hâlık’ındır, kul eliyle işlenir.
Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp deprenir.

İnsanların ihtiyarî işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile Allah’ın yaratmasından meydana gelmektedir. İnsanın yaptığı işte, kendi kesbi, ihtiyarı [seçmesi, beğenmesi] olmasa, o iş titreme şeklini alır. Kalbin hareketi gibi olur. Hâlbuki ihtiyarî [iradesiyle yaptığı] hareketlerin, böyle olmadığı açıktır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yarattığı hâlde, ihtiyarî hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden ileri gelmektedir.

Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların kastlarına, arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini yaratmaktadır. Bunun için de, kul mesul olur. İşin sevabı ve cezası, kula olur. Allahü teâlânın kullarına verdiği kast ve ihtiyar, işi yapıp yapmamakta eşittir. Kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar güç, kuvvet ve ihtiyar vermiştir. Bir işin iyi veya kötü olduğunu da bildirmiştir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakta serbest olup, ikisinden birini seçer, iş iyi veya kötü olur, günah veya sevab kazanır.

Her şeyi sebeplerle yaratmak, Allahü teâlânın âdetidir. Böylece, madde âlemine ve sosyal hayata düzen vermektedir. Sebepsiz yaratsaydı, âlemdeki bu düzen olmazdı. Bütün bu sebeplere kuvvet, tesir veren Allahü teâlâdır. Elektrik, ısı, mekanik, ışık, kimya enerjilerini ve tepkimeleri hâsıl eden çeşitli kuvvet şekillerini sebep olarak yaratmıştır. Bu sebepleri, cisimleri yaratmasına vasıta kıldığı gibi, insan aklını, insan gücünü de, kendi yaratmasına vasıta kılmıştır. Meselâ, kömürün, 500 derece üstüne, yani tutuşma sıcaklığına kadar ısınarak yanma olayının başlamasına, kibritin alevi sebep olmaktaysa da, kömürün oksitlenmesini, yanmasını yaratan Odur. Kibrit, yanma olayının yaratıcısı değildir. Ne kendinin, ne de kullandığı şeylerin birçok inceliklerinden haberi olmayan bir vasıtaya, bir sebebe yaratıcı denilir mi? Yaratıcı, bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır.

Her şeyi yaratan Allah’tır
Sual: Selefîler, (Kur'anda, “Sizi de, işlerinizi de, yaratan Allah’tır” deniyor. Yol, köprü veya fabrika yaptık denmez. Hepsini Allah yaptı denir) diyorlar. Bir de (Teröristler üç kişiyi öldürdü demek şirktir) diyerek şu dört âyeti delil gösteriyorlar:
(Dirilten de, öldüren de ancak Odur.) [Mümin 68, Yunus 56]
(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]
(Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü.) [Enfal 17]
O zaman günahı da, bize Allah mı işletti diyeceğiz?
CEVAP
Onların bozuk, çürük mantıklarına göre, hâşâ günahı da işleten Allah’tır.

Ölüm meleğinin insanları öldürüp, canlarını aldığını bildiren bir âyet meali:
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]

İsa aleyhisselamın ölüleri dirilttiği, hastalara şifa verdiği bildiriliyor:
(Körlerin gözünü açar, baras hastalığını iyi eder ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.) [Âl-i İmran 49]

İnsanların birbirini öldürdüğünü bildiren iki âyet-i kerime meali:
(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]

(Davud, Calut’u öldürdü.) [Bekara 251]

Bu iki âyet-i kerimeye göre, (Teröristler üç kişiyi öldürdü) demek şirk olmaz. Selefîler, Kur'an-ı kerimdeki mecaz ve deyimleri lügat mânâsında anlayınca böyle çıkmaza düşüp, Müslümanları şirkle damgalıyorlar.

İmam-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: Üç kimse, Kur’an-ı kerimin mânâsını anlayamaz: 1- Tefsir ilmini bilmeyen, 2- Fâsık, 3- Bid’at ehli. (Tuhfet-üs-salikin)

Ehl-i sünnet itikadından ayrılmak, bid’at ehli olmak büyük günahtır. Bunun için bid’at sahibi olan Kur’an-ı kerimin mânâsını anlayamaz. Çünkü bid’atin zulmeti kalbi karartır. Görülüyor ki, Ehl-i sünnet olmayan, Arapçayı çok iyi bilse de, Kur’an-ı kerimi doğru anlayamaz. Yanlış anladıklarını yazarak, herkesi felakete sürükler. (S. Ebediyye)

Yetmiş iki sapık fırka, Vehhâbîler, İbni Sebeciler, Ondokuzcular ve diğerleri, Ehl-i sünnet olmadıkları için Kur’an-ı kerimi doğru anlayamazlar. Kur'an-ı kerimi yanlış anlamaları bid’at ehli olduklarından dolayıdır. Onların (Kur’andan söylüyoruz) demeleri senet olmaz.


Şeytan bir şey yaratamaz

Sual: Şerleri, kötülükleri şeytanın yarattığını söyleyen sosyetik bir bayan, (Tesettür dinin beş şartından biri değildir. Benim tesettürüm kalbimdedir) diyor. Şeytan yaratıcı olur mu? İmanın altı şartından biri, (Hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak) değil midir? Tesettür nasıl kalbde olur? Bir de, niye kitaplara aykırı konuşuyor?
CEVAP
Bir kişi, kitaplara uygun ve herkesin söylediğinin aynısını söylerse, dikkat çekmez, ünlü olamaz. (Namaz, oruç, tesettür farzdır. Allah'tan başka yaratıcı yoktur) dese, dinleyenler, (Bunları biz de biliyoruz) derler. Dinimize aykırı konuşursa, farklı bir şey söylemiş olur, işte o zaman ünü yayılır. Günümüzde bazı kimseler, şöhrete kavuşmak için, böyle herkesin, hattâ gayrimüslimlerin dahi bildiği hükümlerin aksini söylüyorlar. (Ezber bozuyoruz) diyorlar. İslam’ın şartının beş, imanının şartının altı olmadığını söyleyenler çıkmadı mı?

Şimdi birinci suale cevap verelim.
(Kötülükleri, şerleri şeytan yaratıyor) demek yanlıştır. Şeytan, âciz bir mahlûktur, hâşâ yaratıcı değildir, hiçbir şey yaratamaz. Tek yaratıcı Allah’tır. Birkaç âyet-i kerime meali:
(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.) [Mümin 62]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

(Rabbin, dilediğini seçip yaratır. Başkalarının seçme hakkı yoktur.) [Kasas 68]

(Allah her şeyin yaratıcısıdır.) [Zümer 62]

Müfessirlerin şahı imam-ı Kadı Beydâvî hazretleri bu âyet-i kerimeyi şöyle açıklıyor:
(Hayrı, şerri, imanı, küfrü ve her şeyi yaratan ancak Allahü teâlâdır. Her şey Onun tasarrufu altındadır.)

Bu âyet-i kerimeleri bir Müslüman nasıl inkâr eder? İnkârcıların inanmamasının önemi olmaz. Peygamber efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri açıklayıp buyuruyor ki:
(Bütün işler Allah’tandır; hayır olanı da, şer olanı da.) [Taberânî]

(Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben yaratırım.) [İ. Neccar]

(Allahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır.) [Beyhekî]

(Kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayan mümin değildir.) [Tirmizî]

(Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu.) [Şirâzî]

Allahü teâlâ şerri, belayı hak edene gönderir. Bir âyet meali:
(Başınıza gelen bir bela, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. [Bununla beraber] Allah çoğunu affeder.) [Şûra 30]

Şu hâlde, bela yani şer, günahlarımız yüzünden gönderiliyor, ama gönderen yine Allah’tır. Âyet-i kerimenin devamında, (Allah çoğunu affeder) deniyor. Demek ki belayı gönderen de, çoğunu affeden de Allahü teâlâdır.

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Kendilerine bir iyilik dokununca, “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin yüzünden” derler. “Küllün min indillah” [Hepsi Allah’tandır] de!) [Nisa 78]

Bu âyet-i kerimede de açıkça bildirildiği gibi, iyilik de kötülük de Allah'tan gelmektedir. (Küllün min indillah) buyuruluyor. Hepsi Allah'tandır. Bu, imanın altı şartından biridir. Amentü’de, (Hayır da şer de Allah'tandır) buyuruluyor. Buna inanmayan mümin olamaz. Allahü teâlâ, bize kötülüğü niye gönderdiğini yukarıdaki âyet-i kerimede açıklıyor. (Kendi ellerinizle işlediğiniz günahlar yüzünden) buyuruyor. Demek ki, kötülüğün gelmesine biz sebep oluyoruz. Günah işliyoruz, belayı hak ediyoruz. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Sana gelen her iyilik, Allah’tan [bir ihsan olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarının karşılığı olarak] kendinden gelmektedir.) [Nisa 79]

İyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. Şeytan veya bir başkası değildir. Gayrimüslimlerin inancı gibi günah tanrısı diye bir şey yoktur.

Kalbini temiz sanmak
Namaz kılmamak, oruç tutmamak en büyük günahlardandır. İçki de, zina da en büyük günahlardandır. Günah işleyenlerin kalbi kömür gibi kararmıştır. Temiz olması mümkün değildir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâitî]

Görüldüğü gibi, günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Her türlü günahı işleyip de, (Sen kalbe bak!) demek, din câhillerinin veya zındıkların sözüdür. Bir kimse, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her birine bir ev verse, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmıyorsa, hiç birinin sevabı olmaz. Yani namaz kılmamanın büyük günahı bunlardan meydana gelecek sevabı yok eder.

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Sâlih amel yapmadan [Ehl-i sünnete uygun iman ettikten sonra, namaz kılmadan, oruç tutmadan, günahlardan sakınmadan] (Kalbim temizdir, sen kalbe bak!) demek bâtıldır, boştur, kendini aldatmaktır. Bedensiz ruh olmadığı gibi, beden ibadet yapmadan ve günahlardan kaçınmadan, kalb, temiz olmaz. (1/39)

Evliyanın büyüklerinden İmam-ı Muhammed Mâsum-i Fârûkî hazretleri de buyuruyor ki:
Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinin talebesi olan, evliyanın büyüklerinden Ebu Ali Rodbari hazretleri, çalgı ve diğer günahlardan sakınmayıp, “Kalbim temizdir, sen kalbe bak!” diyenin gideceği yer Cehennemdir buyuruyor. (2/110)

Çeşitli günah işleyenlerin ve ibadet etmeyenlerin, Müslümanlara karşı, (Sen, kalbe bak, kalbimiz temizdir, Allah kalbe bakar) demeleri yanlıştır. Hadis-i şerifte, (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur) buyuruldu. (Beyhekî)

(Allahü teâlâ, sizin görünüşünüze, malınıza [rütbenize, iyi işlerinize] bakmaz; kalbinize nazar eder, bunları ne niyetle yaptığınıza bakar, ona göre sevab veya günah yazar) hadis-i şerifi, ibadet ederken, hayır işlerken bunların Allah rızası için yapılıp yapılmadığının önemini göstermektedir. Niyeti Allah rızası değilse, onun hiç kıymeti yoktur.

kaynak dinimizislam.com/



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori:

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

0 yorum

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if