Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Din Samimiyettir

ibrahim fırat | Pazartesi, Ocak 11, 2016 | 1 yorum

Allâh-u Te'âlâ'yâ sonsuz hamt eder, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e, âl ve ashabına selam ederiz.


Asrı saadetten uzaklaşılan anlayışının Müslümanların İslam anlayışının esastan uzaklaşıp yer yer bozulmalarına ve böylece temek bir takım problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Nitekim (Allah onlardan razı olsun) Enes b. Malik'in rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir sene yoktur ki ondan sonra gelen daha kötü olmasın"

İslam fıkhı, İslam'ın yaşamndığı ortam ve dönemlerde daha aktif daha işlevsel olduğu gibi, daha rahat ve kolay anlaşılmıştır. Çünkü İslam fıkhı demek; hayat demek, dinin hayatta tatbiki, dinin hayatla bütünleşmesi demek, hayatı Allah Teala rızası doğrultusunda düzenlemek demektir.

Din Samimiyettir


Dünyevi maksat ve hedefleri ön plana alıp İslam fıkhını hayata tatbik etmeye çalışanlar, uhrevi boyutta vicdanlarını rahatlatabilmek için farklı şekillerde motive olma yolları belirlemişlerdir. Bunların bazılarının islam anlayışıyla alakası yokken bazıları şekilsel, bazıları da yetersiz motivelerdir.

Sözgelimi; Günümüzde birçok insanı, Allah Teala'nın emir ve yasaklarına gereği şekilde önem vermediğini ama bunun yanında kalbinin temiz olması nedeniyle ibadet yapmaktansa böyle olmanın doğru olduğunu savunurken görebiliriz.

Yine bir Müslümanın yüzeysel olarak akit gereklerini yerine getirip esasa ilişkin gayeleri gözetmeden hatta bir takım su-i istimallere binaen elde ettiği kazancın helal olduğuna inanması da bu tür motive yöntemlerinden biridir.

Sözgelimi; İmam Ebu Hanife'nin (r.a.) görünüşü sadece yüzeysel anlamak isteyenler, dükkanını faiz bankasına kiraya vermek istediklerinde İmam'ın bu görünüşü, gerçek manasını anlamaktan ve görmekten kendilerinini azat edip motive aracı olarak kullanmaktadırlar.

Yani şöyle diyerek kendilerini motive etmekedirler:

"İmam Ebu Hanife fetva vermiştir, o zaman helaldir, niye olmasın ki". Bu şekilde İman'ın görünüşe sarılıp iç huzura erenleri başka bir alanda İmam'ın hadisten anlamadığını haykırarak; bir başka yerde "onlarda adam biz de adam" veya "onları mı taklit edeceğiz" veya da "devir değişti" diyerek kendilerini cennetten çıkartmadan dünyevi isteklerine mani olan İslam Prangalarından! kurtulmaya çalışırken görürüz.

Üzülerek ifade ediyoruz ki; oryantalistler çalışmalarının meyvelerini toplamaya başlamışlardır. Eyvah ki ne eyvah! Özellikle günümüzde bilginin sosyal medya gibi at izinin it izine karıştığı ve ne ididğü  belli olmayan yalan yanlış herkesin at koşturduğu  bir kaynağa gözlerini dikmişken ve düşüncenin sınırlarını teslim etmişken bu insanlar!

Bu yüzden Müslümanların yapması gereken  sadece bir meselenin fetvası var mı, caiz mi değil mi şeklinde sorular cevaplamak değil, bunun yanı sıra eslafımızdan bize dalga dalga gelip asırlarda kirletilmeye çalışılan gerçek fıkhı, gün yüzüne tutup diriltmeye çalışmaktır. Diriltemezse  de bu uğurda mücadele etmek gerekirse de bu yolda  ömür tüketmek iktiza eder.

Kuşkusuz günümüzde  fıkıh anlayışı çok farklı boyutlar almıştır. Bunların en önde geleni şüphesiz birilerinin "ara dönem fıkhı" dediği, diğerlerinin "aktif fıkıh" dediği, bizim kabul etmediğimiz ve "çözümden yana fıkıh anlayışı" dediğimiz bir fıkıh metodudur. Daha açığı şu:

Günümüzde iki ayrı fıkıh anlayışı vardır. Onların ifadesiyle "aktif fıkıh" ve "donuk fıkıh" dedikleri, bizim de "çözümden yana fıkıh" ve "sonsuzca razı fıkıh" dediğimiz iki ayrı anlayış.

Çözümden yana fıkıh; ne olursa olsun meselenin çözülmesi ve caiz olmasını sağlayan bir fıkıh anlayışı olarak bir takım genel prensipleri ilke edinerek kendini savunur. Mesela, "dinde harac/zorluk yoktur?, "kolaylaştırın zorlaştırmayın" ve emsali nübüvvet kaynaklı sözlerle, akıllarına yatmayan yerlerde deliller aksini gösterse de şu mezhep bu mezhep demeden istedikleri yerden istedikleri fetvayı almayı çözüm zanneden anlayış!

Yani "çözümden yana fıkıh anlayışı" ne olursa olsun çözüm olsun derken bizler, ne olursa olsun sonuca rıza olsun diyoruz. Buradan şu akla gelmesin; biz insanların zaruret ve sıkıntılarını dikkate almıyoruz.

Şedit bir fıkıh anlayışı içerisinde insanlara her önünüze geleni haram kılıyoruz. Haşa sümme Haşa!

Biz biliriz ki helal ve caiz kılmak insanların yetkisinde olmadığı gibi, haram kılmak insanların yetkisinde değildir. Bu zaruret ve sıkıntılar dikkate alınacaksa onu biz aklımıza göre değil, fıkhın belirlediği ölçülere göre dikkate almalıyız.

"Çözümden yana  fıkıh anlayışı"na göre fıkıh: "Uyularak kurtuluşa erilen" bir değerler bütünü değil, "bize fayda temin etmesi ve ihtiyaçlarımızı karşılaması gereken" bir alan olmak zorundadır.

Yani alıışılagelen yaşam modelini zora sokacak engellere çözüm bulan, ticari kârları  lehe çeviren bir araç haline getirilmişir.

Oysaki fıkıh gerçek anlamıyla; insanların dünya hayatlarını yaratanın rızasına uygun biçimde düzenleyerek Ahirette kurtuluşa ermelerini sağlayan bir ilim, bir nizamnamedir.

Ne yazıkdır ki, günümüzde yaygınlaşan fıkıh; , insanların hayat tarzlarında akıl veya maksatlarına uygun düşmeyen veya yaşadığı hayat modelini caiz görmeyen ilmi değerleri tevil eden ve karma mezhep fıkhına bakarak her sorunun cevanının arandığı bir ilim alanı haline gelmiştir.

Buna karşı olan fıkhı "donuk fıkıh" diye nitelendirmiş, ta müçtehit imamlardan günümüze kadar nakledilen gelen metinlere "ölü metinler" dieyerek pasifleştirmeye çalışılmış ve çalışılmaktadır. Gerçek şu ki; İmam Muhammed  (r.a.)'in metinlerine "ölü metinler" diyen diyen bu zihniyet, hicretten önceki anlayışa sahip çağdaş kişilerdir.

Halbuki onlar da bilir ki: İmamlarımızın ve bin dört yüz yıldan beri hocadan-talebeye aktarıla gelen islam fıkıh anlayışı eskimez ve pörsümez bir kaynağa sahiptir.

Yani fakih, müftü veya kendisine dini meselelerin cevapları için müracaat edilen ilim adamları, toplumu nereye  taşıdıklarına dikkat etmelidir; VERDİĞİ FETVALARINDA FERD, AİLE ve toplumun içine düştüğü zor durumları fikkate alması gerektiği gibi, fetva soranın yapacağı işin Allah rıasına uygunluğunu da göz önünde bulundurarak fetva vermelidir.

Fıkıh kitaplarında gördüğü "sahih" kelimesiyle yetinmeyip işin rızay-ı İlahiye uygunluğunu ve kerahet içerip içermediğini yani caiz olduğunu da dikkate almak mecburiyetindedir.

Özellikle fıkıhta olağanüstü halin ilan edildiği bu günlerde, fıkıh anlayışını bir hukukçu gibi yüzeye bakarak, kurallar mecmuası zannederek, her meselede cevazı aramaya çalışmak, durumu daha fazla çıkmaz hale sokacaktır. Hatta belki bu yönleri tedarik edebilmek için zahiri amelleri esas alan fıkıh kitaplarının yanı sıra amellerin batini tarafını işleyen, ihlas ve Allah rızası yönünden ele alan Gazzali'nin "ihyaésı gibi eserler de elden bırakılmamalıdır.

İşte İsmailağa fıkıh kurumu; esasen sadece ve sadece gelen suallere cevap vermeyi hedef edinmiş bir kurum olmaktan öte, yukarıda nebzeten değindiğimiz uhrevi maksatları taşıyan dünyevi ihtiyaç ve zaruretleri yine fıkıh ölçüleri içinde dikkate alan, motive olmak amaçlı değil de gerçekten rıza-i ilahiyye ulaşmak için kendisinden istifade edilen bir fıkıh anlayışını canlı tutabilmenin uğraşının verildiği bir kurumdur. 

Böylesi düşüncelerimi hayata geçirebilmek için kendi gücümüzün yeterli olmayacağının bilincindeyiz. 

Bu yüzden her şeye gücü yeten Rabbimize sığındık ve bu hususta muvaffakiyet talep ettik. Her ne kadar müçehid imamların fıkhı güneş, bizimkisi mum ışığı olsa da paçaları sıvamaktan başka seçeneğimiz yoktu.

Böylesi sıkıntılı, zor ve gerçek fıkhın izlerinin kaybolduğu bir devirde bizlere yol gösteren ve Rıza-i Bari'den başka gayesi olmayan sevgili Üstadımızı bizlere bahşeden Allah Teala'ya ne kadar şükretsek azdır.

Efendimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bizlerin yaşayacağı bu ve emsali karanlık dönemlere dikkat çekip bizleri mucizevi bir dille uyarmaktır:

".... Alim kalmayacak, insanlar cahilleri önder edinecek, soracaklar, onlarda bilmedikleri halde fetva verecekler. Fakat netice sapma ve saptırmadan başka bir şey olmayacak"

İstesek de istemesek de ümmetin bir kısmı bu hali yaşayacak. Çabamız diğer kısmının sağlam kalmasına katkıda bulunmaktan öte değildir.


Allah Teala  hakkı hak bilip hakka uyanlardan, batılı batıl bilip ondan uzaklaşanlardan eylesin. Hakkı batıla karıştırıp, batılı hak sananlardan uzak eylesin. Rabbim cümlemizin yâr ve yardımcısı olsun. Âmin


Yazar: Hüsamettin Vanlıoğlu

Kaynaklar:

Buhari, İman; Müslim: babu enne'd dine en-nasibe
Sünenu't Tirmizi
El-Buhari

Kaynakça: Lalegül - Aylık İlim- Kültür ve Fikir Dergisi: yıl,3 sayı:34 Aralık 2015: Sayfa: 40,41,42



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori:

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

1 yorum:

  1. Çok şükür müslümanız ve dinimiz İSLAM. Sahip çıkmalıyız.

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if