Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Kâinat Kitabını Okuma

ibrahim fırat | Pazartesi, Nisan 25, 2016 | 0 yorum

Dünya ülkeleri; üniversitelerinin kalite sıralaması, Nobel Mükâfatı kazanma, milletlerarası gelişmişlik endeksi, fert başına düşen millî gelir, yeni icat ve keşiflere dâir patent sayısı gibi hususlara bakılarak, çeşitli maksatlarla değişik analizlere tâbi tutulabilir. Bir insanın yahut cemiyetin geleceği adına fikir yürütürken, tahmin ve projeler yaparken bunlardan istifade edilebilir. "İslâm dünyasının aydınlık çağı" dediğimiz dönemde; matematik, astronomi, tıp ve coğrafya gibi sahalarda ne tür icat ve keşifler yapıldığını görmek istersek, İstanbul Gülhane Parkı'nda bulunan İslâm Bilim ve Teknoloji Müzesi'ni gezmemiz yeterli olur. Bugünün Batı ülkeleri Ortaçağ'da sefalet içinde kıvranırken (ABD henüz ortada yoktu), İslâm dünyasının aynı zaman diliminde nasıl bir seviyede olduğunu anlamak için Prof. Dr. Fuat Sezgin'in eserlerini incelemek kâfidir.

Kâinat Kitabını Okuma


İslâm dünyasının bu hâle nasıl düştüğünü tartışmayı medeniyet tarihçilerine bırakarak, meselenin önemli bir yönüne bakmaya çalışalım: Kâinatı bir kitap gibi görmek, onu didik didik okumak gerekir. Kâinatı bir kitap gibi görme ve okuma hususuna, bilhassa Bediüzzaman Hazretleri çok dikkat çeker. O, değişik yerlerde, kâinatı "bir sergi", "bir tarla," "bir misafirhâne" ve "bir saray" olarak tasvir eder; bununla beraber kâinattan devamlı, okunacak "bir kitap" olarak bahseder. O, Kur'ân-ı Kerîm'i Allah'ın (celle celâluhu) "Kelâm" sıfatının tecellisi olarak görürken; kâinatı da Allah'ın (celle celâluhu) "İrade" sıfatının tecellisi olarak değerlendirir. Netice itibariyle bu iki kitabın asla çelişmeyeceğini söyler. Bediüzzaman, "İrade" sıfatının tecellisi olan kâinat kitabıyla, "Kelâm" sıfatının tecellisi olan Kur'ân'ın karşılıklı münasebetlerine dikkatleri çeker.

Bediüzzaman'a göre Kur'ân, kâinatta geçerli kanunları şerh ettiği için, gerçek medeniyet ve yükselmenin yegâne kaynağıdır. O Kitap ki; kaideleri ile, kâinatın yaratılışını, kaderin ve hikmet kaleminin işleyişini ihtiva eden mesajları ile insanlığa gönderilmiş bir kılavuzdur. Kur'ân; kâinatta geçerli kanunları gösterdiği gibi, insanlığın huzuruna giden yolda gerekli hususları da vaz'eder. O, insanoğlunun gerçek insanlığa yükselmesi adına toplumda tesis edilmesi gereken nizâm ve dengeler hususunda da zamanlar üstü bir kanunlar mecmuasıdır.

Bediüzzaman, Kur'ân'dan aldığı feyiz ve ilhâmın hâsıl ettiği bir dürbünle kâinata baktığından, onun son derece mânidar ve muntazam; mücessem bir kitab-ı sübhânî ve cismânî bir Kur'ân-ı Rabbânî olduğunu görmüştür.

Bediüzzaman, kâinat kitabının her bir harfinin yüz satır, her bir satırının yüz sahife, her sahifesinin yüz bab, her bab'ının da yüzlerce kitap kadar mânâlar ifade ettiğini söyler ve bütün bab, sahife, satır, kelime ve harflerin birbirine baktığını, birbirini işaret ettiğini ifade eder. O, kâinatı, envaıyla beraber büyük bir hikmet kitabı olarak değerlendirir. Kur'ân-ı Kerîm'deki "Belki düşünüp ibret alırlar", "Onlar kendi üzerlerindeki İlâhî sanat mu'cizelerini hiç düşünmezler mi?", "Düşünen bir topluluk için bunda deliller vardır." mealindeki âyetleri nazara vererek, kâinat kitabını okuma hususunda bir yol gösterir. O, "Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır." mealindeki hadîs-i şerîf ile birlikte düşünüldüğünde, Kur'ân ile kâinat arasındaki karşılıklı münasebetin anlaşılması için insanlığın ve ilim insanlarının Kur'ân'a muhtaç olduğunu, kâinatın ancak Kur'ân ile mânâ kazanabileceğini vurgular. Ayrıca o; tabiî hâdiseler veya tabiatta câri kanunlar olarak isimlendirilen, düzenli işleyen ve bir hikmete göre yürütülen kevnî âyetlerin, Kur'ân ışığında yorumlanabileceğini, tefsir ve tercüme edilebileceğini söyler.

Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân-ı Kerîm'in her asırda, o gün sahip olunan bilgiler, ilmî buluş ve icatlarla gelişen bilimler ışığında, her biri birkaç bilim dalında ihtisaslaşmış seçkin bir âlimler heyetiyle şümullü bir tefsirinin yapılabileceği üzerinde durur. Kur'ân'daki birtakım hakikatlerin doğru tefsirinin, ancak ilmî gelişmelerle ortaya çıkan fizikî dünya ile ilgili ilimler ışığında yapılabileceğini belirtir. Daha sonra yapılacak tefsirlere bir model olmasını ümit ettiği çalışmasında, özellikle kâinat ve canlılara dâir tespitlerinin, bilimin Kur'ân âyetleriyle çatışması bir yana, tamamen uyum içinde olduğunu gösterir.

Bediüzzaman Hazretleri'nin kâinat kitabını okuma yollarını gösterirken hedeflediği diğer bir husus, bilim ve İslâm arasında tenâkuz/çelişki olduğunu iddia edenlerin ortaya attıkları yanlış düşünceleri ortadan kaldırmak ve başta "Hayy" isminin tecellisi olan -ayrıca onlarca ismin daha görünmesine vesile- biyoloji ve tıp gibi bilimler olmak üzere, fizik ve matematiği olması gereken yere yerleştirmekti. Bediüzzaman Hazretleri'nin tohumlarını attığı bu düsturlar, takipçileri tarafından bir vazife kabul edilmiştir.

Üstad Hazretleri'nin kâinat kitabının okunması hususunda gayretlerinin temel sebebi; bu kitabı yazan, nakış ve hikmetlerle bezeyen Allah'ın (celle celâluhu) varlığına imanı güçlendirmekti. İkincisi ise; sadece bir Allah'a (celle celâluhu) imanla kalmayıp, bu kitaptaki satır ve paragraflardan ilim ve keşifler adına netice çıkarmaktı. Bilim insanlarının özellikle dikkatinin çekilmesi gereken, kâinatı bu şekilde ibret nazarlarıyla okumaktır. Batılı bazı bilim insanları hem Allah'ın (celle celâluhu) birliğine inanıp, hem de kâinat kitabının satırlarını hallaç edip, lâboratuvara sokarak, insanlık için faydalı neticelere ulaşırken; bazıları da, materyalist ve pozitivist bir bakışla yorumladıkları tabiatın İlâhî yönünü göz ardı etseler bile, lâboratuvara sokma ve yeryüzünü didik didik araştırarak kâinatın sırlarına ışık tutma gayretinden geri durmamışlardır.

İman hakikatlerinin anlatıldığı derslerde, kâinat kitabından örnekler vererek Allah'ın (celle celâluhu) varlığına ve birliğine delil getirmek, belli bir tahsil seviyesindeki avam insanlar için çok önemlidir. Fakat en az onun kadar önemli diğer bir husus, ilim insanlarının kendi sahalarıyla alâkalı konularda; "Bu âyet bana ne diyor; inceleme sahama giren şu bitki, hayvan, maden, atomlardan yahut gök cisimlerinden ne gibi dersler çıkarabilirim ve bunları insanlığın hizmetine nasıl sunabilirim." düşüncesidir.

Birkaç örnek verecek olursak; kışın yaprağını döken ve dökmeyen ağaçlar arasındaki fizyolojik ve genetik farklılıkları inceleyerek, insanların saçlarının dökülmesine çare bulunabilir mi? Çok uzun ömürlü ağaçlarla kısa ömürlü ağaçlar arasındaki farklılıkların moleküler biyolojik seviyedeki kritik bilgileri öğrenildiğinde, insan ömrü uzatılabilir mi? Sivrisinek, hortumunu batırdığı yeri şişirip kızartıyor; sivrisineğin ısırmasında acaba nasıl bir hikmet vardır? Bu ısırık, İmmün sistemi harekete geçirerek, özel yaratılmış B ve T lenfositlerini tahrik edip yeni meydana gelmiş kanser hücrelerine saldırmalarına vesile olamaz mı? Pis lağım suları içinde, binlerce mikrop çeşidine rağmen yaşayan lağım fareleri, niçin hasta olup ölmüyor? Onları dayanıklı kılan ve mikroplardan koruyan nasıl bir sistemse, aynı sistem insanda da harekete geçirilebilir mi? Bu tarz binlerce soru sorulabilir ve bu soruların ışığında projeler üretilebilir. Bütün bu fikirler, ancak kâinat kitabını ibret nazarıyla okuyunca ortaya çıkabilir.

Bu sebeple, mikroâlem olan insan, kâinat kitabının küçük bir nüshası olarak görülmüştür. İnsanın saçları, yeryüzündeki ormanlara; damarları, nehirlere; kemikleri, dağlara benzetilmiştir. Müdakkik bir nazarla eşya ve hâdiseler tefekkür edildiğinde, aklımıza hiç gelmeyen hususlarda, enteresan neticeler ortaya çıkabilir ve bunlar insanlığın hizmetine sunulabilir. Kâinatı bir kitap gibi görüp, onun satırları arasında gezinirken inanan bir bilim insanı; aklını, kalbini, ruhunu ve vicdanını dört açıp dikkat kesilmeli ve "Rabb'im bu hâdise ve bu varlık üzerindeki nakışlarıyla ne demek istiyor?" demelidir. Aksi takdirde, dar bir alana hapsolmuş, sadece belli bir konuda teknik bilgilere sahip olan; ama bu bilgileri de sentezden ve kâinatı küllî bir bakışla okumaktan uzak kişiler oluruz.

Her ilimde, Allah'a (celle celâluhu) giden binlerce yol vardır. Bu yollarda ömür tüketen, yıllarını lâboratuvarlarda geçiren birçok bilim insanı vardır; ancak bunların birçoğu kâinat kitabını okuyamadığından, hakikatte bir teknisyen konumundan yukarı çıkamamıştır. İbn Sina, Birunî, Ali Kuşçu, Descartes, Newton, Pascal, Gallileo, Einstein, Kopernik ve Jean gibi olan ilim insanları, kâinata küllî bir nazarla bakmıştır. Bu sayede kudret ve hikmeti daha açık müşahede etmişler, gördüklerinden ibretler çıkarmışlar, insanlığın ufkunu açan keşiflere imza atmışlardır.

Yazar: Prof.Dr. Arif SARSILMAZ / Bilim Felsefesi - Mart 2016



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

0 yorum

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if