Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Canlılar ve Yeryüzünde Biyoçeşitlilik

ibrahim fırat | Cuma, Mayıs 13, 2016 | 1 yorum

Biyoçeşitlilik veya biyolojik çeşitlilik, genel itibariyle dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan canlı organizmaların tür ve alt türlerinin sayıca zenginliğini ifade etmek için kullanılmaktadır. Biyolojik çeşitliliğin coğrafî dağılışının yeryüzünde gösterdiği farklılıklar, biyoçeşitliliğin nasıl ölçülebileceği ve bu zenginliği kontrol eden faktörlerin neler olduğu uzun bir süredir biyolog, coğrafyacı ve biyocoğrafyacıların ana çalışma alanlarından bazılarını oluşturmaktadır.

Canlılar ve Yeryüzünde Biyoçeşitlilik


Basit bir örnek vermek gerekirse; Alaska-nın Pasifik Okyanusu kıyılarından Kanada-nın Atlantik kıyılarına kadar yaklaşık 6.000 km-lik bir mesafeyi içine alan Kuzey Amerika-nın kuzey ormanları kuşağı, yaklaşık 10 farklı ağaç, 100 farklı kuş ve 30 farklı memeli türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ekvator-a daha yakın bir konumda bulunan Kosta Rika-nın Pasifik kıyıları ile Atlantik kıyıları arasındaki tropikal orman kuşağı ise, yalnızca 200 km-lik mesafede 200-ün üzerinde farklı ağaç, 600 civarında farklı kuş ve yaklaşık 140 farklı memeli türünü barındırmaktadır. Bu iki misâl bizlere, çok daha küçük bir alan kaplayan Kosta Rika-nın dünyanın ikinci büyük ülkesi olan Kanada-ya göre çok daha yüksek nispette biyoçeşitliliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bunda rol oynayan faktörleri genel itibariyle; Kosta Rika-nın Kuzey ve Güney Amerika arasında türlerin geçiş noktası üzerinde yer alması, ülkede tropikal bir iklimin hüküm sürmesi, ülkenin zengin bir coğrafî yapıya sahip olması ve biyoçeşitliliğin korunması yönünde uyguladığı ekoloji politikaları olarak sıralamak mümkündür.

Belli bir alandaki türlerin sayıca ne kadar zengin olduğu, biyoçeşitliliği ölçmenin basit bir yolu olmakla birlikte bazı durumlarda biyolojik çeşitliliği tam olarak yansıtmayabilir. Bu durumda türlerin sayılarının ne olduğunun yanında, her bir türe ait fertlerin sayılarının birbirlerine yakın olup olmadığı da değerlendirmeye alınır. Meselâ; büyüklük açısından birbirine yakın olan iki sahada 10-ar farklı memeli türünün yaşadığını düşünelim. Bunlardan ilkinde 10 farklı memeli türüne ait fert sayılarının birbirine aşağı yukarı eşit olduğunu, ikincisinde ise toplam fert sayıları dikkate alındığında memelilerin % 90-ının bir türe, geri kalanların ise, diğer 9 türe ait olduğunu varsayalım. Bu şartlar altında birinci sahada biyoçeşitliliğin ikincisine göre daha fazla olduğu, çünkü burada bulunan farklı habitat ve mikro habitatların bütün türlerin yetişmesi ve çeşitlenmesi adına ikinci sahaya göre daha uygun şartlar gösterdiği söylenebilir.

Yeryüzünde kaç farklı hayvan ve bitki türünün yaşadığı konusuna gelince, bu konu üzerinde farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Ancak geniş coğrafyalarda yapılan son çalışmalar yeryüzünde mikroorganizmalardan, alglere, bitkilerden mantarlara ve hayvanlara kadar bugün bilinebildiği ve isimlendirilerek ilim dünyasına tanıtılabildiği kadarıyla 1.747.851 canlı organizma listelere geçmiş, belli bir hiyerarşik sistem içinde kategoriler hâlinde tasnif edilmiştir. Bunun 9.280-i bakteriler (Kingdom: Monera-dan procaryotik canlılar), 100.800-ü mantarlar (Kingdom: Fungi), 36.122-si eukaryotik birhücreliler (Kingdom: Protista), 390.037-si bitkiler (Kingdom: Plantae) ve 1.211.612-si de hayvan olarak (Kingdom: Animalia) vasıflandırılanlardır. Henüz sınıflandırılmamış ve ileride bulunabilecek canlı türlerinin sayısının ise, 10–30 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Nesilleri yok olmuş türlerin sayısı ise takriben beş yüz bin kadardır.

Hayvanlara ait rakamın yarıdan fazlasını (950.000) böcek türleri (% 56) meydana getirmektedir. Bu grubun ise yaklaşık ¼-lük kısmı kın kanatlılardan (Coleoptera) oluşmaktadır. Günümüze kadar bilim çevreleri tarafından tespit edilen türlerin % 14-lük bir kısmını bitkiler oluştururken, memeliler ve kuş türleri ise ancak % 2,7-lik bir yüzdeyle temsil edilmektedir. Bununla birlikte, bilim insanları arasında yeryüzünde şu âna kadar daha keşfedilmemiş milyonlarca canlı türünün yaşadığı ile ilgili genel bir fikir birliğinden bahsetmek mümkündür. Bu zaviyeden bakıldığında, yeryüzünde yaşayan tür sayısı her geçen gün yeni keşiflerle artmaktadır. Meselâ; Brezilya-daki Amazon Yağmur Ormanları-ndaki bir ağacın üzerinde yüzlerce yeni böcek türü tanımlanabilmektedir. Yeni keşiflerle meydana gelen bu artış bitki, kuş ve memelilerden ziyade virüsler, bakteriler, tek hücreli hayvan ve bitkiler ile omurgasızlarda görülmektedir.

Dünya üzerinde biyoçeşitliliğin dağılışı incelendiğinde, bazı istisnai durumlar olsa bile, genel itibariyle enlem ve yükseltiye göre biyoçeşitlilikte bir farklılaşma olduğu gözlenmektedir. Yani, biyoçeşitlilik Ekvator-dan kutuplara doğru ve alçaktan yükseğe doğru bir azalma göstermektedir. Buna göre bakıldığında dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin yerini tropikal kuşak oluşturmakta, bu çeşitlilik alçak enlemlerden yüksek enlemlere doğru azalmaktadır. Bununla birlikte bu azalış düzenli değildir. Yarımada tesiri, çöl tesiri ve adalar bu durumla alâkalı istisnaları oluşturmakta, böylelikle bu tür yerler çevrelerine göre farklı biyoçeşitlilik seviyelerine sahip olabilmektedir..

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki; yeryüzünde canlının olmadığı hiçbir yer yoktur. Her bir canlı Allah-ın (celle celâluhu) sayısız isimlerine ayna olarak üzerinde binlerce sanat eserini nakışlar hâlinde sergilemektedir. Dünyanın farklı bölgeleri tabiî ortam şartları açısından kısmen benzerlik göstermekle birlikte, bir yerdeki bütün ekolojik parametrelerin teşkil ettiği şartlar diğer yerlerden farklı olduğundan, burada yaşayan bazı türler başka yerdekilerle ortak olsa bile, bunların yanında farklı türler de mevcut olabilecektir. Aynı türe dâhil olanlar arasında dahi alttür veya ırk olarak isimlendirilebilecek popülâsyonlar her zaman ortaya çıkabilir ve bu durum genetik çeşitliliğin ortam şartlarına bağlı olarak ne kadar esnek bir yapı sergileyebileceğini gösterir.

Yeryüzünde biyoçeşitliliğin coğrafî dağılışı üzerinde birçok faktör rol oynamaktadır. Bunlardan en önemlilerinden birisi Quaterner döneminde meydana gelmiş olan önemli iklim değişiklikleridir. Buna göre uzun dönemler hâlinde görülen iklim değişiklikleri dünyanın özellikle orta ve yüksek enlemlerinde tesirli olmuş ve bu durum bu bölgelerde yaşayan dinozor türleri gibi çeşitli hayvan ve bitki türlerinin sayılarında azalmalara veya yok olmalara sebep olmuştur. Ekvatoral bölge ise, dünyada ilgili iklim değişikliklerinden en az etkilenen alan olarak zenginliğini korumuş ve günümüze kadar getirmiştir. Buna ilâve olarak bir yerde kısa mesafelerde görülen iklim ve yer şekilleri değişikliği de oradaki biyoçeşitlilik üzerinde rol oynayan önemli bir faktördür. Bu durum küçük bir alanda bile birbirinden görece farklı birçok habitat ve mikro habitatın oluşmasına vesile olmakta ve her bir habitata adapte olmuş türlerin yaşamasının yolunu açmaktadır.

Biyoçeşitlilik üzerinde yapılan çalışmalar, tabiatta kısa dönemli bozulmalara sebep olan yangın, çığ, fırtına, sel gibi hâdiselerin de çok nadir ve çok sık olmamak şartıyla çeşitliliği önemli derecede artırdığı, bu hâdiseler neticesinde ortaya çıkan yeni şartların çeşitli türler için uygun bir yayılış ve kolonileşme alanı olabileceğini ortaya koymaktadır. Yine bazı bilim insanlarının iddia ettiği şekilde, türler arasında bazı noktalarda ortaya çıkabilecek olan rekabetin, güçlülerin mutlak hâkimiyeti ve zayıfların ortadan kalkması şeklinde zuhur etmediği, bu rekabetten kaçınan birçok canlı türünün farklı ekosistemlere göç ederek buraların habitat ve tür zenginliğini artırdığı görülmektedir.

Özellikle son yıllarda biyoçeşitlilik üzerinde tesirli olan beşerî faktörler önemli bir tartışma konusunu oluşturmaktadır. Sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan tabiî ortam bozulması, yasadışı avcılık, yabancı türlerin uygun olmayan ekosistemlere dâhil edilmesi, uluslar arası ticaret, sulak alanların kurutulması ve kirlilik gibi durumlar biyoçeşitliliği tehdit etmektedir.

Dünya ekosistemi genel olarak değerlendirildiğinde ise, bütün çeşitliliğin temelinde yatan şeyin yüce Yaratıcı-nın sevk ve idaresiyle gerçekleşen "birincil üretim" olduğu görülmektedir. Bu yolla nebatat ihtiyaç duydukları veya kendileri ihtiyaç duymasalar bile insan dâhil çeşitli canlı türleri için gerekli olan birçok elementi (krom, selenyum, vanadyum vs.) bünyelerine alarak biyolojik çeşitliliğin temelini oluşturmaktadır.

Büyük resme nazar edildiğinde ise, her şeyi bir izzet, heybet ve hikmet ile yaratıp, sanat ile donatan Sâni-i Hakîm-i Zülcelâl-in yeryüzündeki 10 ilâ 30 milyon arasında olduğu tahmin edilen canlı mahlûkatından ancak 1,7 milyon civarındakini tespit etmeye insanın eli yetişmiş olup, geri kalanı ise keşfedilmeyi beklemektedir. Bu canlıların her biri ekosistemde oynadıkları müthiş rol ve münasebetler bütünüyle bize "Basar, masnuatı görüp de, basiret Sani-i görmezse çok garip ve pek çirkin düşer." düsturunu hatırlatmaktadır.

Yazar: Ahmet Selim İNCEKARA / Biyoloji - Haziran 2015

KAYNAKAR

- Brown, J.H. and Lomolino, M.V. (1998). Biogeography, 2nd edition. Sinauer Associates, Sunderland, MA, USA.

- Caughley, G. and Sinclair, A.R.E. (1994). Wildlife ecology and management, Blackwell Science, Cambridge, MA, USA.

- Ladle, R.J. and Whittaker, R.J. (2011). Conservation Biogeography, Wiley-Blackwell, USA.

- MacDonald, G.M. (2003). Biogeography: Space, time and life. Wiley, Newyork, USA.

http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/canlilar-ve-yeryuzunde-biyocesitlilik-haziran-2015.html



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori:

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

1 yorum:

  1. Yeryüzündeki tüm canlılar bir amaç iiçn yaratılmıştır. Allah hiç bir canlıyı boş yere yaratmamış hepsinin ekosistem içerisinde bir nişi vardır

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if