Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Ortam, Hareket ve Yaratılışta Tasarruf

ibrahim fırat | Cuma, Mayıs 20, 2016 | 2 yorum

Bir varlığın, 'hayat sahibi' olduğunun göstergelerinden birisi, hareket edip etmediğidir. Bizim hareketsiz zannettiğimiz bir hücrenin içinde bile, binlerce organel ve molekül bir taraftan diğer tarafa koşuşturmaktadır. Canlılığın devam etmesi için, sisteme enerji girmesi gerekir. Enerji yüklü moleküller ise, bizim gıda ismini verdiğimiz protein, yağ ve karbonhidrat şeklindeki organik moleküllerdir. Dolayısıyla hayatını devam ettirmek mecburiyetinde olan her canlının en önemli işi, gıdasını temin etmektir. Bir diğer tabirle rızkının peşinde koşmaktır.

Bitkilerin rızkı, zahmetsiz şekilde ayaklarına kadar getirildiği hâlde, hiçbir hayvanın rızkı, ağzından midesine kendiliğinden girmez. İnsanlar ve hayvanlar, rızıklarını arayıp bulmak; dolayısıyla onun peşinden koşmak mecburiyetindedir. Her bir hayvan türünün kendine has yaratılmış vücut yapısında, birçok hikmet gizlidir. Bu hikmetli yaratılışın bir yansıması olarak, her bir sistem, bir diğerini tamamlamakta; her bir organ da, diğerleriyle ideal bir birliktelik sergilemektedir. Bütün bunlar ancak küllî bir ilmin tecellileriyle izah edilebilir. Bir örnek verecek olursak; yırtıcı bir hayvanın köpek dişlerine, pençeli ayaklarına, kuvvetli kemik ve kas yapısına, bunları destekleyen büyük akciğerlerine ve kalbine, bağırsaklarının kısa oluşuna, avlanmak için gerekli duyu organlarıyla teçhiz edilmesine.. bütün olarak bakıldığında, bu hayvanda hiçbir eksik veya fazlalık göremeyiz.

Sistematik zooloji açısından baktığımızda, hayvanları, belli bir ana eksen çerçevesinde kabaca sınıflandırabiliriz. Omurgasızlar, omurgalılar, balıklar, kurbağalar (amfibiler), sürüngenler, kuşlar ve memeliler vs. şeklindeki gruplar, hayvanlar âlemindeki kısmen hiyerarşik diyebileceğimiz düzeni anlama bakımından önemlidir. Hayvanlar âlemindeki bu sınıflandırmada, bir mânâda kademeli bir plân görülürken, bir taraftan da bu plâna aykırı gibi duran hususi tasarruflarla ortaya konulmuş sıradışı yaratılış harikalıkları sergilenebilir.

Bu hususu biraz daha açarsak; rızıklarını aramak için harekete geçmeleri gerektiğinde, her hayvanın, genel vücut yapısına uygun hareket organlarına ihtiyacı vardır. Bu hareket organları, hayvanın içinde yaşadığı ortamın mahiyetine veya fizikî prensiplerine uygun olmak durumundadır. Aynı zamanda, vücudun diğer sistemleriyle de bir terslik göstermemelidir. Meselâ; balık dendiğinde, aklımıza su içinde oksijen solunumu yapan canlılar gelir. Bu canlıların, suyun kaldırma kuvvetinden ve akışkanlık özelliğinden istifade edebilmeleri için, hareket organlarının yüzgeç veya kürek şeklinde geniş yüzeyli, perdeli olması, fizikî açıdan en uygun durumdur. Vücudun mekik şeklinde olması, arkadan itme kuvveti sağlayan bir kuyruk yüzgeci de böyle bir ortam için gereklidir.

Havada hareket etmek için en uygun yapılar ise; hafif, hareketli, esnek, havanın aşağı itilmesiyle meydana gelen kuvvetin üzerinde yükselebilen özelliklere sahip kanatlardır. Kuş dediğimiz omurgalı sınıfının büyük çoğunluğunun sahip olduğu kanatların yapısı ise, onların hız, avlanma veya kaçma ihtiyaçlarına cevap verecek özelliktedir. Bir doğan ile güvercinin veya kırlangıç ile kuğunun kanatları aynı yapıda değildir. Her kuşa; vücut ağırlığına, çabukluğuna, yakalayacağı avın büyüklüğüne bağlı olarak gereken kaldırma kuvveti gibi faktörlerin ortak kesişme noktasındaki ihtiyacına göre, bir kanat yapısı verilmiştir.

Kara hayvanlarına ise; yerçekimine karşı vücutlarını dik tutacak, ileriye hamle yapmayı mümkün kılacak, gerektiğinde atlama ve sıçramaya, gerektiğinde tırmanmaya ve kazmaya, gerektiğinde de tutmaya ve kavramaya uygun hareket organları olarak bacaklar verilmiştir. Bacak dediğimizde, omurgalıların genel plânında; önde iki, arkada iki olmak üzere, sağlı sollu (simetrik) şekilde, vücudun ağırlığını dengeleyecek biçimde, eklemli kemik iskelete ve yapılması gereken harekete göre üzerine kaslar bağlanmış uzuvlar anlaşılır. Ancak bu bacakların ucunda parmak ismini verdiğimiz yapılara, çok fazla çeşitlilik katılarak, her hayvanın ihtiyacına cevap verebilecek özellikler verilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, kara hayvanları arasında tek parmaklıdan (at gibi) beş parmaklıya (maymun vs.) kadar çeşitli sayılarda parmağa sahip kılınmış türler vardır.

Bütün bunlar dışında, Rabb'imiz (celle celâluhu) Kendi koyduğu prensip veya kanunlara yine Kendisi istisna oluşturacak şekilde, hiç aklımıza gelmeyecek yaratmalar yapabilir. Kudret ve ilmine sınır konulamayacağını göstermek ister gibi, sanki; "Benim her şeye gücüm yeter, sizin bilemeyeceğiniz daha nice farklı özellikte canlı yaratabilirim, dilersem bacaksız canlılar da yaratırım." der gibi, yılanları ve bacaksız kertenkeleleri yaratmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bütün bu yaratmalarda hem dünyanın ve yaşanan ortamın fizikî şartlarının hem de hayvanın diğer sistemlerinin gerektireceği hususiyetlerin göz ardı edilmemesidir. Aynı ortamda yaşamasına rağmen, bir hayvanın bacaklı (kertenkele) diğerinin bacaksız (yılan) olması durumunda nasıl bir tasarruf olmalı ki, her iki hayvan da eksiklik göstermesin ve rızkını bulmada zorluk çekmesin?

Ortam, Hareket ve Yaratılışta Tasarruf


Aynı sistematik gruptan olmasına veya aynı ortamda yaşamasına rağmen, genel yapının dışında istisnaî özelliklerle yaratılan hayvanlar, Müdebbiri Hakikî olan Rabb'imizin (celle celâluhu) kudret ve ilminin sonsuzluğunu sergilediği canlılardır. Kuş olduğu hâlde uçamayan, bacağı olmadığı için koşamayan bir hayvan yaratılmışsa, bunun muhakkak tedbiri alınmış, başkalarında olmayan özel telâfi mekanizmalarıyla hayvanın hayatında herhangi bir eksiklik duymasına fırsat verilmemiştir. Yılana koşması ve avını tutması için bacak verilmemişse, başkalarında olmayan esnek eklemler ve serbest kaburgalar bahşedilmiştir. Avını tutamadığı için vücuduyla sarılması, çene ve kafa kemikleri eklemlerinin esnek ve açılabilir olması, göğüs kemiğine (sternum) bağlanmamış serbest kaburgaların avın büyüklüğüne göre genişlemesi gibi özellikler, yılanların bacaklarının olmamasını fazlasıyla telâfi etmiştir. Hattâ bacaksız olmaları, onların küçük bir oyuk veya yarığa kolayca saklanmalarını mümkün kılmıştır.

Bütün bu mülâhazaları göz önüne aldığımızda, hiçbir hayvan grubunun tek tip bir hareket organıyla sınırlanmadığını anlıyoruz. "Bütün kuşlar uçar." dendiğinde, hemen aklınıza uçamayan devekuşlarını, penguenleri ve kivi kuşlarını getirmeli; fakat "Bunlara bir haksızlık yapılmış." dememeliyiz. Devekuşları çok kuvvetli bacaklarıyla koşar, kuvvetli tekmeler atarak kendini korur, uzun boynu ile çok uzaktan gelen düşmanlarını görebilir. Penguenler uçamaz; ama çok iyi dalgıçlık özellikleri ile balık sürülerinin peşinden giderek kendilerini besleyebilir.

Bütün bunları göz önüne alarak, hareket organlarının belli grupları karakterize eden yapılar olduğunu söylemenin yanında, her hayvan grubu içinde bu genel yapının dışında, hususi bir ilim ve takdirin açıkça görüldüğü istisnaların bulunduğunu da bilmek gerekir. Memeli hayvanların büyük kısmı karada yaşadığı için, ihtiyaçlarına uygun, belli sayıda parmağa sahip bir bacakla yaratılmıştır. Bununla beraber, balık gibi suda yaşayan balina, yunus ve fok gibi cinslerin bacaklarının yüzgeç şeklinde oluşu; yarasanın, parmakları arasına gerilmiş deriden yapılmış kanatlarıyla kuş gibi uçarken havada mükemmel hareketler yapması, genel memeli yapısındaki özel tasarruflardır.

Hemen hemen her hayvan grubunda bu şekilde özel tasarruflar görülebilir. Böcekler içinde hem kanatlı (uçan) hem kanatsız (uçamayan) olanlar vardır. Böcekler altı bacaklı, örümcekler ve ahtapotlar sekiz bacaklı, yengeçler 10 bacaklı olduğu hâlde, kırkayak ve çıyan gibi çok ayaklı türlerde 200'den fazla bacağı olanlar vardır. Amfibiler içinde hem bacaksız kurbağalar, hem balık gibi yüzen kuyruklu kurbağalar, hem de karada yaşayan dört bacaklı kurbağalar vardır. Sürüngenler içinde bacaklılar, bacaksızlar veya kısa bacaklılar bulunur. Kuşlar içinde, uçamayanların yanında, hiç suya girmeyenler; karabatak, ördek ve kaz gibi hem karada, hem suda hareket edebilen hem de uçabilenler çoktur. Bütün bunlar bir hayvan grubunu kesinlikle tek tip görmenin yanlış olduğunu, "Yaratma"nın ne kadar geniş bir ilim ve kudretle ihâta edildiğini göstermektedir. Rahman'ın sonsuz ilmi ve kudreti ile yarattığı her hayvan; gıdası, üremesi, yaşadığı ortamın fizikî ve kimyevî şartları, düşmanları ve ihtiyaçlarıyla beraber düşünüldüğünde, ona ihtiyacı olan ne kadar anatomik ve fizyolojik özellik varsa, hepsinin ölçülü bir şekilde verildiği görülür.

Kaynaklar:

Yazar: Prof.Dr. Arif SARSILMAZ / Biyoloji - Nisan 2016

http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/ortam-hareket-ve-yaratilista-tasarruf-nisan-2016.html



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori:

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

2 yorum:

  1. kutsal kiabımızda böyle bir ayet vardı siz bir damla sudan yaratılan insalar nasılda kalkıpta allaha şirk koşabiliyorsunuz düşünsenize bir damla sudan böylesine mucizevi bir varlık yaratışmış :) ve kainattaki tüm imkansızların içinde bulunduğu bir canlı

    YanıtlaSil
  2. Enerji yüklü moleküller ise, bizim gıda ismini verdiğimiz protein, yağ ve karbonhidrat şeklindeki organik moleküllerdir!! çok güzel bir konu işlenmiş hayran kaldım

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if