Zikir Çekmek ve Zikrin İnsana Faydaları Hakkında:
Bismillahirrahmanirrahim (Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla… ) Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sallalahu aleyhi vesellem)'e Salat ve Selam ile...
Değerli ziyaretçilerimiz bu konumuzda zikrin faydalarından kısaca bahsedeceğiz.
Öncelikle zikrin önemini Ayeti Kerime meali ve Hadis-i şerifler ile açıklayalım:
Zikrin Anlamı Nedir?
Zikir, Allah’ı anmaktır. Kur’ân’ın sarih emirlerindendir.
“Beni anın, ben de sizi anayım.” (Bakara, 2/152),
“Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz.” (Enfal, 8/45)
Zikir iki tür olarak yapılır. Bunlaran birisi dil ile ikincisi kalp ile yapılmaktadır. Kalp ile yapılan zikir en efdal olanıdır. Dil ise tercümanıdır. Hafi zikir yani gizli zikir yapılabildiği gibi, cehri (sesli) zikirde yapılır? Efdal olanı ise sessiz olanıdır.
“Öyle insanlar vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alışveriş onları Allah’ı zikirden, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz.” (Nur, 24/37)
"Ey iman edenler, Allah'ı çokça anın ve gündeminizden hiç çıkarmayın ve sabah akşam onun şanını yüceltin. O Allah ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize rahmet etmekte, melekleri de size bağışlanma dilemekte. İşlerinizin düzgün gitmesi için dua etmektedirler. Allah mü'minlere karşı çok merhametlidir." (Ahzab, 33/41-43)
Zikir ile İlgili Hadis-i Şeriflerden Bazıları:
Ebû Zer radıyallahu anh rivayetle: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
"Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi–hamdihî demektir." buyurdu.[Müslim, Zikir 85.]
Ebû Mâlik el–Eş’arî radıyallahu anh rivayet eder ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Temizlik imanın yarısıdır. el–Hamdü lillâh duası mizanı, sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur."[Müslim, Tahâret 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 86.]
Zikrin Faydaları?
Allahu Teala Hazretlerini çokça zikretmemiz gerektiğini aklımızdan çıkarmayalım. Zikrin faydaları zamanla insanda oluşur ve bir anda fayda beklemeniz ve acele etmeniz gereksizdir. Sabır ile şeytanın sizleri engellemesine karşın dersini yapmanız lazım. Zikir kalpin cilasıdır. Kalbin ritmi de zamanla düzene girer ve samimiyet ve gafletsiz şekilde çekilen zikirin kısa zamanda faydasını hemen görürsünüz.
Zikir çekmekten korkmayın. Çokları derler zikir çekenler deli olur ve o kişiler zikir çekenlerin hallerini anlayamadıkları için deli sanarlar aslında veli olmuştur. Zikir insanı velayet mertebesine götürür. Öncelikle şeri hükümleri Allah'ın emir ve yasaklarına itaat etmek gerekir. Haramlardan kaçmak ve 5 vakit namaz ve farz namazları aksatmamak ve mümkünse cemaat ile kılmak gerekir. Zikir kendi başınıza çekebileceğiniz gibi bir kamil-i mürşid terbiyesi ile çekmeniz gerekir. Mürşid-i kamil bulmak kolay olduğu gibi zorda. Etrafda her önüne gelen hoca şeyh olmuş. Ancak sınırlı sayıda irşadla görevli kamil i mürşidler var bu veli zatların nazarında zikrinizi çekmeniz sizin çok kıısa zamanda makamları elde etme ve zikrin faydasını almanızı Allah'ın izni ile sağlanır. Tek başına çekilen zikir ile sevap kazanılır ancak bir öğretmen olmadan okuma yazma öğrenilmediği gibi bu işi bilen hocalar yani kalp doktorlarına müracaat etmek gerek. Manevi kalp doktorları. Mürşid i kamil. Kısmetiniz varsa mutlaka zikir ehli olursunuz.

Ben daha detaylı zikrin halleri faydaları hakkında anlatmak istemiyorum çünkü anlatmak zor olduğu gibi yaşamak gerekir. Ve ehil olmayan kişi anlayamacağı için kötü kelam ederek günaha girmesine vesile olmak istemiyorum.
Ancak zamanla zikrin halleri hakkında da bilgiler vereceğiz. Zikir çeken deli değil veli olur. Nakşibendi zikri gizli olarak çekilir ve ilk olarak kalp zikri verilir. Samimiyetinize göre yavaş yavaş hatta ilk anda hal yaşayabilirsiniz ve artık zikir çekmeden yapamazsınız. O lezzeti alan bırakamaz. Ancak rızanı Allah rızası için olsun. Yoksa hal yaşamak, keramet göstermek niyetiniz olmasn amacınız keramet, hal vs gibi olursa sizlere bu haller verilmez. En doğrusunu Allah bilir. Samimi şekilde çekilen kalp zikri ile kısa zaman sonra kalbiniz "Allah" Allah" demeye başlar. Ve ölüm anında ise insan dünyadaki en büyük alim bile olsa her şeyi unutur ancak kalp Allah dediği için ise dil susar kalp durmaz. Bu sebeple İnşaAllah İmanlı ölmek nasip olur. Fakat zikir çekmeyen kişi imansız ölür demedim. Namazını kılmak Allah'ın emir ve yasaklarına uyan kişi zikir çekenden daha üstünde olabilir. Her ikisini yapan daha efdaldir. Üstünlük ancak takvadadır. Zikir sadece tesbihle olmadığı gibi Kuran-ı Kerim okumak, Namaz kılmak vb. En Doğrusunu Allah (celle celalühu) bilir.
Sual: Tarikat şirk diyorlar, asrı- saadet döneminde Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) zamanında tarikar var mı? Rabıta şirk mi? açıklar mısınız?
El- cevap: Tarikat asrı-saadette yoktu evet ancak tasavvuf vardı. Tarikat ise tasavvufun sistemleşmiş halidir. Yani Hak tarikatlar yanlış yolda demek idraksizliktir. En büyük evliyalar tasavvuf ile büyük mertebelere gelmişlerdir. İmam-ı Gazali, Mevlana Celaleddin Rumi, İmam-ı Rabbani,abdulkadir geylani, ibn arabi, marufu kerhi, ibrahim edhem hazretleri vb daha çok veliler.
Nakşibendi zikri hz. Ebu Bekir (r.a)'dan bizlere kadar gelmiştir. Sessiz zikri Muhammed Mustafa (s.a.v) Sevr Mağrasında bunu öğretmiştir. Sesli zikir hz. Ali (k.a.v)'den gelmektedir. Eskiden tarikat yoktu diyenlere cevabımız: Tarikatın adı yoktu tasavvufun bugünki metodudur. Eskiden ilahiyat, diyanet olmadığı bidat anlamına gelmez.
Alıntı: Sorularlaislamiyet sitesinden:
Alıntı: Sorularlaislamiyet sitesinden:
Özellikle V. /XI. Asrın başında yaşamış bulunan Gazalî, tasavvuf tarihimizde bir dönüm noktasıdır. Onun geliştirip sistematize ettiği ehlisünnet tasavvufu, daha sonra müessese bazında faaliyet göstermeye başladı.(Hasan Kâmil Yılmaz, Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul, 2004, s.129).
Tarikatta gidebilmek için, İmam Rabbani iki şartı gerekli görüyor. Birisi sağlam ve tahkiki iman, diğeri ise farzların edasıdır. Şayet bu ikisinde kusur ve eksiklik varsa, tarikatta gidilmez, diyor. Tarikat ancak iman ve ibadet temelinde yükselen bir binadır, temel yoksa bina da olmaz. Bu zamanın insanlarında bu ikisi eksik olduğuna göre, tarikatta gitmesi mümkün değildir. Gitse de şeklen ve sureten gider.
Risal-i Nur'dan
“Hem (İmam Rabbani) demiş ki: 'Tarîk-i Nakşî'de iki kanad ile sülûk edilir.' Yani: Hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa, o yolda gidilmez. Öyle ise tarîk-ı Nakşî'nin üç perdesi var:
Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbanî de (ra) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.
İkincisi: Feraiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyeye tarîkat perdesi altında hizmettir.
Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vâcib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.” (bk. Nursi, Mektubat, s. 22)
iF
Hiç yorum yok: