-->

Sponsor Alanı

Slider

İlgi Çeken Videolar

Sağlık

Teknoloji

Sinema

Televizyon

Ne Nedir?

En5 Konular

Ads1

Çocukların Eğitimde

iF
Çocuklar bizim çiçeklerimizdir. Gelişecekler, yetişecekler ve ileride bizim meyvelerimiz olacaklar. Şimdi küçükler ama, yarının büyükleri olacaklar.
Çocukluk demek, aynı zamanda şekillenme çağı demektir. Peki çocuk, ileride kemikleşecek ve değişmesi pek kolay olmayacak karakterini, alışkanlıklarını, davranışlarını kimden alıyor? Ona en çok kimler tesir ediyor?

Amerika'da basılan USA Today gazetesindeki bir makalede "9-10 yaşlarındaki çocukların gözünde bir numaralı adam kimdir?" sorusuyla ilgili bir anketin analiz sonuçları yayınlanmıştır.

Buna göre, kırkdört şehirde, 21.000 öğrencinin ezici bir çoğunluğu kahraman olarak anne-babalarını söylemişlerdir.

Çocuğunuzun Zekâsını Geliştirmek Sizin Elinizde
British Columbia Üniversitesi'nden epidemiyolojistler ve Amerikan Psikoloji Derneği'nin yaptığı çalışmalar, çocuk eğitiminde yeni fikirler doğurmuştur: Bu çalışmalara göre, beyin ve beyindeki sinir bağlantıları, çocukluğun ilk yıllarında anne-baba ilgisine göre şekillenmektedir. Hattâ bizim için önemli olmayan küçük bir oyun, bazen çocuğun entelektüel gelişimini sağlayan, beyin sinir ağlarının gelişimini artıran önemli bir faktör olabilir.

Kanada Ontario Üniversitesi Eğitim Enstitüsü profesörlerinden Gordon Wells, 25 yıl, anne-babanın ilk yıllardaki ilgisinin çocukların zekâsı üzerine etkisini araştırmıştır. Bu çalışmalara bir destek de Western Ontario Üniversitesi'nden gelmiştir. Bu maksatla hazırlanan bir projede okul öncesi çocuklarla iki-üç yıl boyunca oyunlar oynanmış, çeşitli aktiviteler düzenlenmiştir, motor ve sosyal kabiliyetlerinin artmasına çalışılmıştır. Daha sonra bu grup böyle bir eğitim almayan kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Projeye katılan çocukların zekâ test sonuçları kontrol grubuna göre % 28 oranında yüksek bulunmuştur. Bu artışı sağlayan neydi?

Nöropsikologlara göre, erken dönemdeki zihnî uyarmalar beyin gelişimini değiştirir. Çocuk, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresine sahip olarak doğar. Bu nöronların bir kısmı doğumdan önce, kalp atışı, soluk alıp verme fonksiyonları gibi işleri yapmak için birbirleriyle bağlanırlar. Diğerleri ise bağlanmayı beklerler. Bu bağlanmalar dışarıdan gelen sinyallerle olur. Çocuk büyüdükçe hücreler diğer hücrelerle ağlar oluşturur. Böylelikle hücreler arasında milyarlarca bağlantı kurulur. Örneğin, gözdeki nöronlar, beyindeki görme korteksine (visual korteks) dallar gönderir. Korteks, gözden gelen sinyalleri değerlendirir. Tecrübeler göz-korteks arası bağlantıyı güçlendirir. Bu şekilde beyinle-kulak, beyinle-dil, beyinle-burun, beyinle deri arasında birçok bağlantılar kurulur. Beyin gelişimi ve sinir bağlantılarının kurulduğu ve en hızlı olduğu zaman hayatın ilk iki yılıdır. İki yaşına gelindiğinde, beyindeki bağlantıların sayısı 300 trilyondur. Görmemizi sağlayan sinirlerin ilk bir yıl içinde kendi aralarında yaptığı bağlantıların sayısı 15.000'dir.

Washington Üniversitesi'nden dil gelişim uzmanı Patricia Kuhl'a göre; her yeni doğan çocuk hangi dilden olursa olsun sesleri ayırt edebilir. Meselâ Japonca'da "l" sesi olmamasına rağmen Japon bebekler iki yaşına kadar "l" seslerini anlayabilirler. Ancak yetişkin Japonlar bunu ayırt edemez.

Evet, ilk iki yıl önemli. İlk iki yıl gerekli ilgiyi göstermediyseniz tren kaçırılmış mı olacak? Hayır. Çocukluk boyunca nöron bağlantılarını sağlamlaştırmak için tercihleriniz vardır. Ancak çocuklar yetişkinlere göre daha hızlı öğrenirler. Düşünün, üç-dört yaşlarında bir çocuk yabancı dille konuşmayı dokuz yaşındaki bir çocuğa göre daha hızlı ve daha kolay öğrenir. Yine dokuz yaşındaki çocuk da lise öğrencisine göre daha kolay öğrenir.

Çocuklar doğrudan emir ve talimat almaktan pek hoşlanmazlar. Peki onların eğitimleri için hangi yolları takip edelim?

Gözlerinin içine bakın: Altı haftalık bebeğinizin gözlerine 18 cm mesafeden bakın. Çocuğunuzu önünüze veya kucağınıza aldığınızda bu uzaklık sağlanır. Her bakışta bebeğin beynindeki sinir bağlantılarının gücü artar. Bebek, 'benzerlik nedir? bu nedir? ne farklıdır? ne aynıdır?' gibi en hayatî öneme sahip hususları öğrenme mahareti kazanır.

Konuşun, konuşun, konuşun: Kanada Ontario Üniversitesi'nden psikolog Marvin Simmer'e göre çocukla konuşmak çocuk için çok faydalıdır. Çünkü dil, öğrenme sürecinin en önemli parçasıdır. Doğumdan itibaren çocuğuyla düzenli olarak konuşan annelerin çocukları daha çabuk konuşmaya başlarlar. Böyle bir annenin çocuğu, oyun sırasında keşfettiği bir şeyi anne-babasına büyük bir heyecanla anlatır.

Geç konuşmaya başlayan bir çocuk ilkokul dönemlerinde zorluk çekebilir. Bununla ilgili olarak Şikago Üniversitesi'nden psikolog Janellen Hunttenlocher bir deney yapmıştır. Bu deneyde; iki grup çocuğun matematik kabiliyetleri karşılaştırılır. Birinci grubu, ailesinde konuşma ve ilginin az olduğu; ikinci grubu ise konuşmanın bol olduğu ailelerin çocukları oluşturur. Bir bozuk para yığınından kaç tane paranın alındığını veya yeni paranın eklendiğini her iki grup da anlar. Ancak iş cümlelere geldiğinde sıkıntı ortaya çıkar. Ayşe'nin 10 tane elması var, Fatma'ya üç tane verirse, Ayşe'nin kaç elması kalır? Bu soruyu ikinci gruptakiler daha kolay ve hızlı cevaplandırmışlardır.

Müzikten yararlanın: Müzik, eğitimin vazgeçilmez enstrümanlarındandır. Çocuğunuzu müzik ile eğitin, müzikle sevdirin. Ritm ve melodiler iyi birer eğitmen olabilirler. Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma; üç yıllık piyano dersi ve koro çalışmalarının, çocukların matematik ve bilim derslerindeki başarısını artırdığını, muhakeme gücünü geliştirdiğini göstermiştir. Müzik konusunda uzman olmasanız bile çocuklarınıza ninniler ve melodiler fısıldayın.

Merak ve cesaret duygularını ateşleyin: Bebekler, yeni geldikleri dünyayı keşfederler. Keşifler onlara büyük haz verir. Keşifleri onlarla paylaşın. Morallerini bozmayın. Yapılan bir çalışmaya göre anne-babalarından cesaret alan çocukların hayatta daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. Baskı altında idare edilen çocuk, endişe ve iç sıkıntısına sahiptir. Çocuklar, dokunarak ve tatlarına bakarak keşfederler. Siz de onlarla birlikte keşfe çıkın. Bir oyuncağını alın, sağına soluna bakın, sonra çocuğunuza verin. Yerlerde çocuğunuzla birlikte yuvarlanın, onunla emekleyin. Bu hususta en güzel örnek olarak da Peygamber Efendimiz(sav)'in torunlarını sırtına alıp gezdirmesi, onların arzularını yerine getirmek için elinden geleni yapması gösterilebilir.

Gösterin ve işaretleyin: Elinize sarı bir kitap alın. Kitabı işaret ederek sarı deyiniz. Çocuğunuzun renkleri daha kolay öğrendiğini göreceksiniz. Bebek konuşmasa bile bu şekilde sarının diğer renklerden farklı olduğunu anlayabilir. Renkleri, şekilleri, boyutları gösterin ve işaretleyin. Bu şekilde renk eğitimi verilmeyen bazı çocuklar büyüklüklerinde bile, kırmızı yerine bayrak rengi, yeşil yerine ağaç rengi, ot rengi, mavi yerine gök rengi demektedirler.

Gülümseyin: Çocuğunuz, ilk defa bardaktan su içmesini öğrendiğinde, ayağa kalkın, çok iyi, çok güzel aferin deyin, gülümseyerek çocuğunuzu tebrik edin ve ödüllendirin. Bu hareketler beynin ön kısmındaki sinir ağ bağlantılarını güçlendirir ve orta beyindeki duygu merkezi olan amygdala'yı harekete geçirir. Aslında bu sosyal bir ihtiyaçtır. Bırakın çocukları, yetişkinler bile takdir edilmekten, dikkate alınmaktan hoşlanırlar. Çocuklarınızın bu sosyal ihtiyacını, yeme-içme ihtiyaçlarını karşıladığınız gibi karşılayınız.

Beyin, 10-18 aylıkken amygdala merkezinde gerekli sinir bağlantılarını kurar. Ancak bebeğinizi ilk adımları için tebrik ettiğinizde, sevincini onunla paylaştığınızda, beyinden damla damla salınan nörokimyasallar bir sel hâline gelerek sinir bağlantılarını çelikleştirirler.

Eğer, bebeğinizin başarılarını ve onun için çok önemli olan (sizin için basit olabilir) keşiflerini görmezden gelir veya her seferinde farklı farklı tepki gösterirseniz, beyindeki sinir bağlantıları güçlenmez. Hattâ bebek yeni başarılar ve keşifler için isteksizleşir.

Durmayın: Her ne kadar ilk yıllar çocuğunuzun gelişimi için çok önemli olsa da, duygu gelişimi 10-18 yaşları arasında da sürer. Bu yüzden aynı şeyleri bu dönemde de devam ettirin (konuşma, diyalog, müzik).

Sonuçta çocuğunuz büyürken onun gerçek zekâ seviyesinde çok önemli farklılıklar olmasa da, sosyal ve kültürel başarıları artacaktır. Emekleriniz ve gayretleriniz belki dünyaca ünlü birini ortaya çıkarmayabilir. Fakat unutmayın ki sizin ilginiz, çocuğunuz için hayatî bir öneme sahiptir. Araştırmalar göstermiştir ki çocukların başarılı olup olmayacağını önceden gösteren şeylerden biri, anne-babanın çocuğuyla meşguliyet derecesidir.

Kadir CAN

Osmanlı'da Eğitim

iF
Fenler evi manâsına gelen Dârülfünûn, Tanzimat döneminde (1839-1876) medrese dışında yeni bir yüksek öğretim müessesesinin kurulması düşüncesinin ürünüydü. Mânidar bir şekilde Dârülfünûn denilmesinden anlaşılacağı üzere, Şeyhülislâmlık makamına bağlı medreselerden oldukça farklı bir zihniyeti temsil ediyordu. Medreselerle Dârülfünûn arasındaki en önemli ayrım, medreselerde fen bilimleri ile dinî ilimlerin birlikte öğretilmesiydi.

Fatih Sultan Mehmed döneminde açılan Sahn-ı Seman Medresesi ve ardından kurulan Süleymaniye Medreselerinde astronomiden tıbba farklı sahalarda ilimler okutulmuş; ancak bugünkü mânâda akademik unvanlar, bölümler, kürsüler kurulmamış ve yayın yapılmamıştı. Bu yönüyle Osmanlı'da yüksek öğretim, 15. asır ortalarında başlar; fakat günümüz üniversitelerine benzeyen yüksek öğrenim, Dârülfünûn'un açılmasıyla başlamıştır denebilir.


19. asırda müşahede (gözlem) ve ispata dayalı (müspet) bilimlere "fen" deniliyordu. Yani içinde ulûm (dinî ilimler) olmayacaktı. Medrese ise, ulûm ve fünûn demekti. Dârülfünûn'da kalbin ve aklın tatmin edilmesinden bahsedilmiyor; sadece görünür, tatbiki, aklî ve fennî olana atıf yapılıyordu. Burası bir Darülhadîs (hadîs ilmi okutulan yer) bir Darülkurra (Kur'ân ilmi okutulan yer) değildi.

Osmanlı tarihinde Sultan 1. Abdülmecid'in zamanında Gülhane'de Tanzimat Fermanı'nın okunmasıyla (Kasım 1839) başlayan Tanzimat döneminde, hukukta olduğu gibi eğitim sisteminde de köklü ıslahatlar yapıldı. Osmanlı eğitim teşkilâtı bugünkü gibi ilk, orta ve yüksek olarak yeniden yapılandırıldı. Meclis-i Maarif-i Umumiye'nin plânına göre, yeni kurulacak yüksek öğrenim kurumlarının gayesi, bilgi ve ahlâkça mükemmel olmayı hedefleyen, bütün fenleri okumaya hevesli ve devlet dairelerinde çalışmak isteyen herkese gerekli bilgileri sağlayacak bir müessese tesis etmek ve kafaların aydınlanmasını sağlamaktır. Bütün masrafların devlet tarafından karşılanacağı, talebelerin gece-gündüz barınıp çalışabileceği Dârülfünûn'un binası, Ayasofya Camii yakınında üç katlı, 125 odalı olarak İtalyan mimar Fossati'ye projelendirilmiş ve 1865'te bitirilmiştir. Fakat bu bina büyük geldiği için Maliye Nezareti'ne verilmiş ve Çemberlitaş'taki Nuri Paşa Konağı'nda ders başı yapılmıştır.

Peki, bu ilk üniversitemizin eğitim dili, müfredatı ve öğretim kadrosu nasıldı? Eğitim dilinin Türkçe olması benimsenmiş; ancak yabancı hoca mecburiyeti olan derslerin Fransızca verilmesi uygun görülmüştü. Bir müddet sonra (1876) yürürlüğe giren ve Fransa, Prusya, Belçika anayasalarından da esinlenerek hukuk komisyonunun hazırladığı ilk Osmanlı anayasasında öğrenim dili Türkçe olarak belirtilmiştir. Ders kitaplarının hazırlanması için "Encümen-i Dâniş" adıyla bir kurul oluşturulsa da, kitapların çoğu Avrupa'dan getirilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise ders kitabı ihtiyacı, tercüme eserler yoluyla karşılanmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa'nın da içinde bulunduğu Encümen-i Dâniş, maârif alanında yapılacak ıslahat ve yeniliklere yol göstermek, ilmî araştırmaları teşvik etmek için 1851'de danışma kurulu olarak kurulmuştu. Osmanlı tarihini yazan J. Von Hammer, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe sözlükleri yazan James Redhouse bu kurulun üyeliğine seçilmişti.

Dârülfünun'da Hikmet ve Edebiyat Fakültesi, Ulûmu Tabiîye Fakültesi ve Riyaziyat Fakültesi adıyla üç fakülte kurulmuştu. Temel dersler fizik, kimya, matematik, felsefe, tarih ve coğrafya idi. 19. asırda Avrupa'da olduğu gibi bu dersler umuma açıktı. Bu şekliyle 13 Ocak 1863'te dersler başladığında büyük ilgi görmüştü. İbrahim Edhem nezaretinde kimyager Derviş Paşa'nın fizik ve kimyaya dâir adıyla verdiği ilk ders büyük bir yankı uyandırmıştı. Mecmua-yı Fünûn'un yazdığına göre, dinlemeye gelenler yer bulamayıp dışarıda kalmış, hele Derviş Paşa'nın elektrik deneyleri hayret uyandırmıştı.

Nuri Paşa Konağı'nın yanması üzerine Dârül­fünûn, Divanyolu'nda günümüzde Basın Müzesi olarak kullanılan binada eğitime devam etti. Son yıl tamamen bitirme tezi olmak üzere, dört yıllık bir okul olan üniversitede, her ne kadar Fransız materyalist felsefesi hâkim olsa, Lâtince, Roma Hukuku, Fransız Medenî Hukuku okutulsa da, bunun yanında Arapça, Farsça ve İslâm Hukuku da okutulmuştur. Siyasî çalkantıların ve döneme damgasını vurmuş iç ve dış gelişmelerin tesirinin görüldüğü bu devirde, din ilimlerinin eklenmesi, Doğu-Batı sentezi yapılmaya çalışıldığının da açık bir göstergesi olarak okunmalıdır. O dönem Batı'da en yaygın akımlar olan Hümanizm ve Pozitivizm'in bütün başucu kitaplarının sipariş edildiği ve edebiyatın bile Servet-i Fünûn olarak tavsif edildiği hatırlanırsa, bu derslerin müfredata girmesinin kolay olmadığı anlaşılır. 1900 yılına gelindiğinde üniversitenin adı "Dârülfünûn-u Osmanî" olmuş ve bir İlahiyat Fakültesi (Ulûm-u Âliye-yi Dîniye ) de eklenmiştir.

Tanzimat döneminde doğmuş olan Osmanlılık ideolojisi (din, dil, ırk farkı olmaksızın herkesin eşitliği) doğrultusunda, meselâ 1. sınıf Fransızca dersine Konstantini Efendi, resim dersine Mösyö Giz, daha sonra yine Fransızca dersine, Maarif Meclisi üyesi Jan Aristoklas Efendi girebiliyor ve bu durum yadırganmıyordu. Açılış yılında başvurular ümit verici gözükmüş, 1.000 başvuru içinden 450 kişi bir giriş imtihanından sonra alınmıştı. Bu kişilerin çoğu medrese talebesi idi.

Dönemin Maarif Vekili Safvet Paşa, Osmanlı tarihinin ilk iki yüzyılında bilim ve fen adamlarına gösterilen himaye, saygı ve teşvik, iki yüzyıl daha sürdürülmüş olsaydı, Avrupa'nın uygar milletleriyle münasebet kurulur, bu milletlerin ilerleme hızıyla baş başa gidilir ve netice olarak ülke bugünkünden çok farklı olurdu, demiştir.

12 yıl Osmanlı'nın Paris Sefareti'nin sefirlik imamlığını da yapan, Batı bilimlerine âşina ve Batı materyalizminin tesirinde kalan Dârülfünûn Rektörü Hoca Tahsin Efendi'nin, halk arasında "Gavur Tahsin" olarak anılmaya başlanması, Cemaleddin Afganî'nin okulda verdiği bir derste, "Peygamberliği bir sanat, Peygamberimiz'i de (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sanatçı olarak zikretmesi", şeyhülislâmlığın sert tepkisine sebep olmuş ve Dârülfünûn'u tartışılır hâle getirmiştir.

Bütün bu tartışmalar yaşanmış olsa da, Dârül­fünûn'un kökleşememesinin önemli sebeplerden biri, mâlî kaynakların yetersizliğidir. Osmanlı Dev­leti'nin 1875'te dış borçlardan dolayı mâlî iflâsını ilân ettiği (Muharrem Kararnamesi) hatırlanırsa, talebe harçları, vakıf ve devlet yardımlarıyla ayakta durması plânlanan ve geniş halk kitlelerinin desteğinden mahrum bir müessesenin gerektiği şekilde gelişemeyeceği açıktır. 19. asır sonlarından itibaren Sanayi-i Nefise (güzel sanatlar), Baytar Okulu, Maden Mektebi, Dârülmuallim (öğretmen okulu) gibi birbirinden bağımsız çok sayıda yüksekokulun açılması da Dârülfünûnun önemini azaltmıştır.

Bediüzzaman'ın Eski Said döneminde önemli bir isim olarak gördüğü Dârülfünûn'un Rektörü Hoca Tahsin Efendi, abartılı tenkitlere uğramıştı. Onun şahsî yanlışları koca bir müessesenin karalanmasına sebep oluyordu. Hâlbuki Dârülfünûn bu millete lâzımdı ve şahsî hataların önemli bir müesseseye mâl edilmemesi gerekiyordu.

Dârülfünûn'un kendisinden beklenen fonksiyonu icra edememesinin ana sebebi ilgisizlik, sahiplenmeme ve kaynak yetersizliği idi. Meseleyi din ilimleri-fen ilimleri tartışmasına döndürmek oldukça yersiz bir ithamdır ve konuyu açıklamaktan uzaktır. Avrupa ile aramızdaki mesafeyi kapatmaya çalışan bir müessese, maalesef çok verimli bir şekilde çalıştırılamamıştır. 1900 yılında şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin merkez binasındaki Dârulfünûn-u Osmanî'nin kurulmasına kadar kesintili bir eğitim vermiştir.

Cumhuriyet döneminde Dârülfünûn kapatılmış ve yerine İstanbul Üniversitesi açılmıştır. Özerk olan yapısı değiştirilmiş ve rektör ataması Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. Türk yüksek öğrenim tarihini "1933 Üniversite Reformu" adı verilen kanunla başlatıp, o yıl Dârülfünûn'un kapatılmasını sanki bir bayrammışçasına ele almak, akıl ve izandan uzak bir yaklaşımdır. Birçok hususta olduğu gibi bu konuda da "öncesi yokmuş" gibi davranma ve sanki bir günde, bir gecede müesseseler tesis edilip hemen meyveleri alınıyormuş gibi bir intiba uyandırma, en azından gerçeklere uygun, ilmî ve ahlâkî bir duruş değildir.

Muhammed AKSOY

Goethe

biyografi
Bu yazı. Prof Katharina Mommsen tarafından, Goethe'nin 150 'nci ölüm yıldönümü için hazırlanmıştır. Kendisi milletlerarası bir Goethe araştırıcısıdır Bilhassa Goethe ve devrinin uzmanı ve Ortadoğu mukayeseli edebiyat bilimi uzmanıdır. Kısa bir şiire önce yayınlanan "Goethe ve 1001 Gece" eseri Arapçaya da tercüme edilmiştir. Goethe'nin "Doğu - Batı Divanı" ve İslâm'la olan bağı üzerinde 20 yıl çalışmıştır. 1974'ten bu yana Alman dili araştırmacısı ve milletlerarası kürsü sahibidir.


Goethe ölümünden dört ay önce şöyle diyordu:


"Hepimiz İslâmiyet’te doğuyor ve yine İslâmiyet’te ölüyoruz."


114. Sure des Korans in Goethes Handschrift
Goethe’nin kendi el yazısıyla Kur’an’ın 114. Suresi

Goethe'nin İslâm dini ve Hz. Muhammed (SAV) ile olan münasebeti çok enteresan olduğundan, bu hususun daha yakından araştırılması gerekmektedir. Goethe, İslâmiyet için diğer dinlere göre çok farklı bir yakınlık ve gönülden bir katılma göstermiştir. Bu yakınlık ömrünün çeşitli yıllarında değişik değişiktir. Daha 23 yaşında iken Peygamber (SAV) için yazdığı övgü şiiri (Nat-ı Şerif) bunun delilidir. Ayrıca, çevresinin de bildiği gibi Goethe, her zaman için Kur'an'ın indirildiği geceyi, yani Kadir gecesini kutlardı. Bunu 70 yaşında iken açıklamıştır. Goethe'nin İslâm'a olan alâkası değişik şekillerde onun bütün hayatını sarmıştır. Bize kadar intikal eden en büyük iki eserinden biri olan "Doğu-Batı Divanı"nda bunun tesirini görmekteyiz. Bu eserin Goethe tarafından açıklanan bir kısmında şu şaşırtıcı cümleye rastlıyoruz: "Bu kitabın yazan kendisinin de bir Müslüman olduğunu reddetmiyor."


KUR'AN'LA İLK KARŞILAŞMASI
Goethe'yi İslâmiyet'e yaklaştıran sebebleri araştırırsak, Teolog Herder'in, Strasburg'lu talebe Goethe'ye, 1770–1771 kışında sunduğu Kur'an araştırmasını gösterebiliriz. Goethe'nin otobiyografisinde de belirttiği gibi "aydınlatıcı tolerans" devrinin gereği Goethe ilk olarak Kuran'ı ve onun mânâsını kavramaya ve değerlendirmeye başladı.

Goethe için, Kur'an'ın bir başka hususiyeti olan filolojik "dil-lisan" yapısının üstünlüğü ve mükemmelliği ayrı bir sevgi sebebi oluyordu. Herder dahi Kur'an'ı arapların klasik bir kitabı olarak tarif etmiş ve Germenlerde. Latincenin en üst noktada tutulduğunu da söylemiştir. Goethe daha sonra Kur'an'ı ve arap dilini öğrenmek için uğraşmağa başladı. 23 yaşında memleketine dönen Goethe, ilk iş olarak Frankfurt'lu Prof. Megerlin'in, doğrudan Kuran"dan yaptığı ilk tercümeyi bulmaya çalıştı. Kur'an'ın tercümesi piyasaya ilk çıktığında da hemen aldı. Fakat Frankfurt'lu aydınların çıkardığı 'Frankfurt İlânları" isimli gazetede Megerlin'in tercümesini tenkid eden Goethe, Kur'an mevzuunda Megerlin'in yaptığı tercümeden çok daha fazla şey beklediğini belirtti. O, Megerlin'in tercümesini eksik görüyor bir başka alman tarafından, tam bir şâir ruhuyla ve Peygamberin manevî atmosferinde Kur'an'ı okuyup mânâsına vakıf olunduktan sonra bir tercüme yapılmasını arzuluyordu. Avrupa'da, o devirde yapılan Kur'an tercümelerinin hiçbirisi Goethe'yi tatmin etmemiştir. Goethe ihtiyarladığında, Divan'ın notları ve denemeleri hakkındaki sözlerinde ise şöyle diyecektir; "Kur'an; stili, kesin, muazzam, sarsıcı ifadelerle hakikati anlatır."

ALLAH'IN VARLIĞININ DELİLİ OLAN TABİAT
Goethe'nin Kur'an'a olan alâkası, onun dil yapısının mükemmelliği yanında Goethe'nin İslâmiyete neden bu kadar bağlı olduğunu açıklamaya yetmemektedir. Batılılara göre Goethe, kendi inanç ve düşünce sistemine uyan büyük benzerlikler bulunduğu için bu dine yaklaşmıştır. Bu alakadan kaynaklanan sesle, Goethe, gençliğinin ikinci eseri olan Doğu-Batı Divanı'nın (Cennet Kitabı, 1771) kısmında tesirini icra etmiştir. Gerçekten Goethe'yi İslâmiyet'e bağlıyan onu böylesine cezbeden ve ona bu kadar yakın olmasını sağlayan şey ise, şâirin, gençliğinden alan Kur'an araştırmalarında aranmalıdır. O'nun bu hususta, Megerlin'in tercümesinden, latince Kur'an tercümesi "Maraccius"a kadar iktibaslar yaptığını görüyoruz. Goethe, burada 10 değişik sureden büyük bir bölümü yazmıştır. Böylece Goethe'nin, İslâmiyetle olan münasebetinin ilk emarelerini görmekteyiz. Burada bilhassa, Goethe'nin temel fikri olan, Allah'ın isimlerinin Kâinatta tecelli etmesi çok mühimdir. Bu fikre bağlı olarak Goethe, Kur'an'dan şu âyetleri not etmiştir: "Doğu ve batı Allah'ındır. Yüzünüzü her nereye çevirirseniz, Allah oradadır" (2/115). "Yer ve göklerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelmesinde akıl sahipleri için Allah'ın varlığını, Kudret, Azamet ve Merhametini gösterir kesin deliller vardır."(3/190). Bu âyetler, Allah'ın varlığını ve eşsiz oluşunu gözler önüne sermektedir. Tabiatın, değişip duran görüntülerinde, günün gece ve gündüz olarak peşipeşine gelmesinde, hatta, mevsimler, aylar, yıldızlar, bulutlar ve bunların akıp gidişinde Allah'ın sanatı ve kanunları olarak tabiatı incelemesini ve araştırmasını öğretmektedir. Tabiata ve onun ihtişamına bakarak insan Allah'ın hâkimiyetine yöneltilmektedir. En önemlisi de Allah'ın birliğine...

PEYGAMBERİN (SAV) ŞAHSİYETİNE HAYRANLIĞI
Goethe'nin İslâmiyet'e yönelişinde, yukarıda meallerini verdiğimiz Kur'an'ın âyetleri ve muhtevası ki, Allah'ın birliğinden ve merhametinden bahsetmeleri yönünden önemli tesiri icrâ etmiştir. Buna ilave olarak, Peygamberin (SAV) şahsiyeti ve talimlerindeki ilahîlik de, hususî bir durum arzetmektedir.

Goethe'nin Peygamberimizle alâkalı ilk araştırmalarında, üçüncü sureden şu iktibasa rastlıyoruz. "Muhammed, (SAV) bir Peygamberden başka birşey değildir; Ondan önce de birçok nebiler gelip geçmiştir. Şimdi O, ölür veya öldürülürse, topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz?" (3/144)

Goethe, bu mevzuda ilahîyatlı arkadaşlarıyla tartışmalar yapar, düşüncelerini onlara da anlatmak isterdi. Lavater adlı teologla, (Yalnızca Hz. İsa'nın mı din kurucusu ve nebi olarak görülmesi gerektiği ve ondan başka bu makama sahip olanlar yok mudur?) sorusunu birçok tartışmalara mevzu etmiş ve sonunda da, bu arkadaşından bir münakaşa neticesinde ayrılmıştır. Goethe'nin Kur'an'dan yaptığı iktibaslarda, Hz.Muhammed'in (SAV) herhangi bir kavim içinde tesiri, dikkatini çok çekmiştir. 29. Sureden iktibasen şunları yazar. "Ayetler ve mucizeler hep Allah katındadır, ben sadece gelecek tehlikeden haber veren bir Peygamberim" (29/50). Ve 13. Sureden yaptığı iktibasta: "İnanmayanlar O'na (Peygambere), Rabbinden başka bir mucize indirilse ya! Derler. Fakat sen sadece gelecek tehlikeyle korkutan bir Peygambersin. Her kavme doğru yolu bulmaları için bir rehber, bir Peygamber gönderilmiştir" (13/7). Bu son Kur'an suresine Goethe, hususî bir hayranlık duyar. 1819'da genç bir münevvere yazdığı mektupta, Kur'an'dan iktibas ederek şöyle der: "Allah'ın Kur'an'da söylediği haktır!" Biz her kavme kendi dilinden bir Peygamber gönderdik" (14/4). Thomas Caryte'ye yazdığı bir diğer mektupta da, (1827) yine bu Kur'an iktibasını yazar. Kur'an'da inanmayanların Peygamberden mucize istemeleri ve buna karşılık Kur'an’ın beyanı Goethe'ye tesir etmiştir. Bunun neticesi "Doğu-Batı Divanı"nda şu mısraları görüyoruz.

Gösteremem, diyordu Peygamber ben mucize
En büyük mucize ise, benim işte!..

Goethe Kur'an araştırmalarından sonra aldığı ilhamla, (1772) den sonra yazmak istediği büyük bir trajedide, Peygamberi(SAV) kahraman olarak eserine koyacaktır. Bu trajedi bitmemiştir. Fakat, bazı ana bölümleriyle, hiçbir yazarın İslâm Peygamberine göstermediği bağlılığı izhâr etmesi itibariyle, eksik dahi olsa mükemmeldir.

PEYGAMBER (SAV) İLE ŞAİR ARASINDAKİ MÜNASEBET
Peygamberin (SAV) şahsiyetinin tesiri altında kalışının en büyük belirtisini, Goethe'nin ilk olarak, Ali (ra) ve Fatıma (r) arasında karşılıklı şiir halinde başlattığı "Hz. Muhammed'in Na't'ında görüyoruz. Bu Nat'ta Peygamberin varlığı ilahî bir rehber olarak çoşkun bir nehre benzetilmiştir. Bu benzetme, Peygamberin en küçükten başlayıp gittikçe ululaşan hâkimiyetini anlatmaktadır. Sonunda da bu nehri İlâhî iklimi sembolize eden okyanusa ulaştırır. Burada Peygamberliğe ait keyfiyet, insanları küçük akarsular gibi bir araya toplayıp nehre ulaştıran ve denize döken güç olarak gösteriliyor. Bilhassa bu motif, ilerdeki şiirin kafiyelerinde işlenecektir.

Ve çıkıp ortaya
Nehirleri, toprakların dağların
Kutlayarak O'nu: Son Resulü
Bağırıyorlar: Kardeş! Kardeş!
Al da
Kardeşlerini ezelî okyanusa doğru..
Sonsuz olana
Bizi bekleyene doğru
Kollarını açıp da...

Yeniden biraz sonra
Al kardeşlerini
Topraklardan, dağlardan
Derya-yı Ezelinin yanına

Ve böylece
Alıp kardeşlerini
Sevindirerek bekleyeni
Ulaştırdı Yüce Nezdine..

Burada, şâirin gençliğinde Hz. Muhammed (SAV) ile olan münasebeti anlatılırken, kendi şâirliğini de, insanları alıp birleştirici, daha yüksek bir hayata yöneltici bir vasıta olarak görmüştür. Bu şiirde de Goethe'nin, hayata bağlılığı ve tabiat sevgisi, şiirin ruhundan anlaşılmaktadır. Ayraca Goethe'nin Kur'an'dan öğrendiği Allah'ın birliği hususu açık olarak da göze çarpmaktadır. Bilhassa Şâirin, Hz. Muhammed'e (SAV) yıldızlar altında söylettiği parçada bu husus, daha vazıh, daha aydındır: (1)

Bu ruhun hissinde hepinizi
Tek tek ayıramam
Bütün hissiyatımla sizi kavrayamam
Kulak mı kullanılır duada
Göze ne gerekir
Dilediğine bakmaktan başka..

Bakıp yukarıya, yönelerek "Gad"a (2)
"Sevimli yıldız!" diyordu,
Sen ol Rabbim!
Ama sonra
Batınca el sallıya sallıya
Ve bırakınca
Yapayalnız, ıpıssız
Heni dinlemeden feryadını:
"Yıldız! Yıldız!"

Dönüyordu söylenerek kendi kendine:
"Nasıl oldu da sevdim
Batıp giden bir fâniyi hem de"

Ey yıldızların rehberi
Sen ey Ay! Mukaddes, yüce ol
Sen benim Rabbim ol
Aydınlat karanlıklarımı yol yol...
Beni o karanlıklarda
Şaşırmış şu toplumla
Yalnız bırakma!..

Yanan kalb yöneldi de
Parlayan Güneş'e
Dedi: Sen ol Rabbim
Beni gözet emi!..
Fakat ey mucize
Sen de mi
Batıp gidiyorsun
Yanarken içim
İşte gene
Sarıyor karanlık beni
Yoksa ben
Sahipsiz miyim?
Ey âşık kalbim
Artık seslen Yaradanına:
"Ey Rabbim!

Ey beni, göğü ve yeri
Ayı, yıldızları ve güneşi
Yaratan Rabbim
Yüzümü artık
Sadece sana yönelttim."

Peygamber (SAV), kavminin akıl almaz putperestliğine karşı mücadele etmektedir. Şu soruya da şöyle cevap verir Peygamber (SAV): "-Senin Allah'ının yardımcıları yok mudur?" "-Eğer onlar olsaydı, o Allah olabilir miydi?"

Burada açıktır ki, Peygamberin (SAV) şahsiyeti ve Allah'ın birliği hakkındaki talimi. Goethe'yi gençliğinden beri bir Hz. Muhammed (SAV) trajedisi yazmaya itecektir. Peygamberin şahsiyetindeki hususiyetler Goethe'yi büyülediği gibi düşündürecektir de.. Bu hususta, gençliğinin eserlerinden biri olan "Edebiyat ve Gerçek'' kitabında çok ayrıntılı bilgilere rastlarız. Trajedinin sonu, Peygamberi (SAV) en aydınlık bir biçimde gösterir. O, burada, Goethe'nin belirttiği gibi ululaşarak, sevgiyi hak ettiğini, buyruklarının berraklığını ve hâkimiyetinin ihtişamını, dünyada sabitleştirerek buradan ayrılır.

Goethe otobiyografisinde ve "Trajedi"sinde Hz. Muhammed'in (SAV) insanlar üzerindeki tesirini ve yüce karakterini tasvir etmekteydi. Bu kelimelerden anlaşılacağı gibi insanlar üzerinde tesirli olan Peygamber'e (SAV) Goethe'nin nasıl bağlı olduğu görülür.



Humboldt Vakfının 3 Aylık Edebî Dergi Ağustos 1982'den

Tercüme eden : T. Ç.
Derleyen : S. Senih

Viktor Hugo

biyografi
Victor Hugo, 26 Şubat 1802'de Fransa'nın Besancon kasabasında dünyaya geldi. Babası Leopol Hugo bir generaldi. Hugo, yetişmesinde annesine çok şey borçludur. Bundan dolayı annesini her zaman minnetle anmıştır. Victor Hugo'nun çocukluğuna rastlayan devir Fransa'nın en çalkantılı devridir. Bu yüzden hayatının ilk yılları oradan oraya göçmekle geçmiştir. Victor, okula başladıktan kısa bir zaman sonra hayret verici gelişmeler gösterir. Bir süre sonra babası tarafından bir manastır mektebine verilir. Bu okulda tanıdığı kırmızı ve çirkin yüzlü bir kambur hademe onun sonraları yazacağı "Notre Dame'ın Kamburu" adlı ünlü romanın kahramanı olacaktır. Manastırdan bir yıl sonra ayrılmak mecburiyetinde kalır. Bu arada bulabildiği her çeşit kitabı okumayı sürdürmektedir. Kısa bir süre sonra, daha 13 yaşına gelmeden manzumeler yazmaya başlar. 15 yaşında ise, Fransız Akademisi'nin açtığı "Hayatın Çeşitli Halleri Karşısında Bilginin Sağladığı Saadet" mevzuundaki şiir yarışmasında birincilik mükafatını alır. Bu yarışma aynı zamanda kabiliyetini ilk defa dışarıya göstermesine vesile olmuştur. 1819'da 17 yaşında Toulouse Akademisi'nin şiir yarışmasında en büyük mükâfat olan "Altın Zambak"ı kazandı.

İlk şiir kitabı 1822 de "Methiyeler" adıyla neşredildi. İlk romanı ise 1823'de 4 cilt halinde çıkan "İzlandalı Han" olmuştu. Victor Hugo'nun gerek edebiyat muhitlerinde gerek yayın hayatında ünü gittikçe artıyordu. 1824'te "Yeni Methiyeler", 1826'da "Bug Jurgal" ve daha sonrada her yıl verdiği yeni eserler, onu kısa zamanda aranan yazar haline getirmişti. Fakat Hugo, kendisini dünya çapında şöhret yapan eserlerini olgunluk çağında vermiştir. Bu eserler; 1831'de "Notre Dame'ın Kamburu", 1859'da "Asırların Efsanesi" 1862'de "Sefiller"dir. Diğer mühim eserleri: Dinler ve Din, Ulu Merhamet, Allah, Şeytanın Sonu, Deniz İşçileri"dir. Büyük yazar 15 Mayıs 1885'de geçirdiği rahatsızlıktan 7 gün sonra hayata gözlerini kapamıştır.

Fransız romantizminin öncüsü sayılan ve romantizmi edebiyatta yeni bir ekol olarak kabul ettiren Victor Hugo'nun "Sefiller"i romantik akımın dev eserlerinden biridir. Yazılmasına 1840'ın ilk aylarında başlanan "Sefiller," daha sonraki 10 sene zarfında Hugo'yu meşgul etmiştir. Ancak 1862'de tamamlanan eserinin önsözünde Victor Hugo şöyle der:
"Yeryüzünde kanunlar, ananeler yoluyla meydana getirilen sun'i cehennemler, Allah vergisi kaderi uğursuz insanların elinin karıştırdığı cemiyetler bulundukça; asrımızın başlıca üç meselesi —erkeğin yoksulluk yüzünden alçalması, kadının açlık yüzünden düşmesi, çocuğun okumamışlık yüzünden kabiliyetlerinin mahvolması — halledilmedikçe; bazı bölgelerde cemiyetin insanları boğması mümkün oldukça, daha geniş bir zaviyeden başka bir tabirle yeryüzünde cehalet, sefalet bulundukça bu gibi kitaplar faydasız olmayacaktır."

Victor Hugo bu kitabı yazmaktaki gayesini şöyle hülasa eder:
"Şu anda okuyucunun eli altında bulunan kitap, eksikleri, üstün veya zayıf tarafları ne olursa olsun, bir baştan bir başa bütünü de, teferruatlarında kötülükten iyiliğe, adaletsizlikten adalete, sahtelikten hakikate, geceden gündüze, ihtirastan vicdana, çürümüşlükten hayata, canavarlıktan vazifeye, cehennemden cennete, sefaletten Allah'a doğru bir yürüyüştür. Çıkış noktası madde, vardığı nokta ruhtur. Başlangıçta canavar neticede melektir."

Bu eser çok geniş bir çerçeve içinde çeşitli tabakalardan şahıslarla, cemiyet hayatından kalb sızlatıcı sahnelerle, insan ruhunun türlü sıkıntılarıyla örülmüş bir sanat abidesidir. İçtimaî sefaletleri, bütün teferruatları sebep ve neticeleriyle incelemekte, insanın saadeti için çareler göstermektedir. Romanın baş kahramanı Jean Valjean edebiyat tarihinin unutulmaz şahıslarından biri olarak kalmıştır.

Hâdise 19. yüzyıl Fransa'sında geçer. Fakir bir genç olan Jean Valjean dürüst, saf bir köylüdür. Kızkardeşinin aç çocuklarını doyurabilmek için ekmek çalar ve yakalanır. Beş yıl ağır kürek cezasına mahküm olur. Daha sonra kaçmaya teşebbüs ettiği için cezası 19 yıla çıkarılır. Nihayet 1815'de serbest bırakılır. Ne var ki, ufak bir sebep yüzünden girdiği hapishanelerde senelerdir çektiği azap ruhunu karartmış, iyilik hislerini köreltmiştir. Hapishaneden çıkması soğuk bir kış gününe rastlar. Fakat barınacak bir yer bulamaz. Yemek ve yatmak için nereye başvurur ise sabıkalı olduğundan bütün kapılar yüzüne kapanır. Yalnız iyilik sever ve faziletli bir din adamı olan Myriel onu evine alır. Jean Valjean, Myriel'in sıcak alakasına şaşar. Ama insanlara karşı kin dolu olduğundan, gece din adamının çok kıymet verdiği gümüş şamdanları çalıp kaçar. Fakat polis tarafından yakalanır. Myriel polise şamdanları kendisinin verdiğini söyler. Böylece Jean Valjean serbest bırakılır. Yalnız kaldıkları zaman din adamı şamdanları Valjean'a hediye eder. Myriel'in bu asil davranışı ve iyilik tavsiyeleri Jean Valjean'ın içinde fazilet ışığını yakar.

Bir süre sonra Jean Valjean bir başka şehirde Madeleine adıyla yaşamaya başlar ve kısa zamanda zengin olur. Halk, Valjean'ı iyilik meleği gibi görür. Bu arada Valjean, Fantine adlı hasta fakir bir kadının acıklı hikâyesine şahit olur. Kadın parasızlık yüzünden küçük kızını kötü kalpli bir aileye emanet etmek mecburiyetinde kalmıştır. Fantine hastalığı sebebiyle ölürken Valjean ona kızını kendisinin bakacağına dair söz verir. Diğer yandan kasabanın polis müfettişi Javert, Jean Valjean'dan şüphelenmektedir. Bu şüphelerini polis müdürlüğüne bildirir. Fakat gelen cevapta Valjean'ın yakalanmış olduğunu öğrenir. Javert bunun üzerine Madeleine'ye kendisini eski bir kürek mahkumu olan Jean Valjean'a benzettiğini fakat gerçek Valjean'ın yakalanmış olduğunu bildirir ve ondan özür diler. Valjean bunun üzerine kendisinin yerine yanlışlıkla başkasının yakalandığını anlayarak vicdan azabından kurtulmak için polise teslim olur. Fakat bir süre sonra tekrar kaçar ve Fantine'in küçük kızı Cosette'i yanına alarak yaşamaya başlar. Uzun süre kızı gibi sevdiği Cosette ile saadet dolu günler geçiren Valjean'ın, Cosette'in Marius adlı bir gençle evlenmesiyle saadeti son bulur. Çünkü Valjean, Marius'a eski bir kürek mahkumu olduğunu söylemiş, Marius da bunun üzerine Valjean'ın kızını görmesini engellemiştir. Zavallı adam sadık hizmetçisi ile birlikte evine kapanır. Üzüntüsünden ve Cosette'e olan hasretinden gün geçtikçe çökmeye başlar. Bu arada Marius, Valjean'ın ne kadar iyi bir insan olduğunu öğrenir. Cosette'i alarak Jean Valjean'ın yanına gelir. Ancak, Valjean ölmek üzeredir. Çektiği ızdıraplara rağmen bu iki genci bağrına basar. Din adamının kendisine verdiği gümüş şamdanları onlara verir ve ölür.

Victor Hugo'nun din, tabiat, cemiyet üçlemesinden meydana getirdiği bu büyük şaheserini yazmaktaki maksadını kısaca şu sözlerinden anlamak mümkündür:
"Hiç şüphesiz bir başka âlemin bekleme salonu olan bu dünyada tam manası ile mesut insan yoktur. Aslında insanlar ikiye ayrılırlar. Aydınlıkta olanlar ve karanlıkta olanlar. Karanlıkta olanların sayısını azaltmak, işte hedef! Biz bunun için maarif ve ilim diye haykırıyoruz."

Hugo'nun Sefiller'de anlatmak istediği tedrisat ve ilim anlayışı içinde, dini maarifde yer almaktadır. Bunu da Fransız kurucu meclisinde yaptığı bir konuşmasında şöyle açıklar :
"Din tedrisatı bugün her zamankinden çok daha lüzumludur. İnsan büyüdükçe daha fazla inanmak mecburiyetindedir. Şahıs Allah'a yaklaştıkça Allah'ın sıfatlarını görmek mecburiyeti ile karşı karşıyadır. Zamanımızda bir felaket var ki, o da herşeyi maddi hayata bağlı görme temayülüdür. Bu, insana gaye olarak yalnız dünya hayatını göstermekle bütün sefaletlerin tesirini ağırlaştırıyor. Bedbahtların acılarına, fakirliğin çekilmez yükü ekleniyor. İşte içtimâi kıvranışlar bundan ileri geliyor. Geçici sefaletlerimiz ebedi ümitlerin işin içine girmesi ile ne kadar azalıyor. Hepimizin vazifesi, kanun koyucu olarak veya din adamı veya yazar sıfatıyla maddi ve manevi sefaletle mücadele etmek, onun her şeklini yok etmek için bütün içtimaî gücü ortaya koymak ve kullanmaktadır. Aynı zamanda başları göğe doğru kaldırmak, bütün ruhları ve bütün dikkatleri adaletin gerçekleşeceği bir gelecek hayata yöneltmektir. Hiç kimsenin haksız ve faydasız yere acı çekmeyeceğini söylemektir. Maddi dünyanın kanunu denge olduğu gibi, manevi dünyanın kanunu da doğruluktur. Ve herşey Allah'a varır. Şunu unutmamalı ve herkese öğretmeli: İnsan bütünüyle ve ebedi olarak ölecek olsaydı hayatın değeri kalmaz, hatta hayat, harcanan zahmete değmezdi. Izdırabı hafifleten, gayreti mükâfatlandıran, insanı güçlü, iyi , iffetli, sabırlı, iyiliksever, adaletli aynı zamanda hem ağırbaşlı hem büyük yapan idrâka ve hürriyete kabiliyetli kılan şey bu hayatın karanlıkları arasında ebedi dünyanın sürekli müşahedesidir.

Victor Hugo, dinin insan için gerekliliğine inanır. Allah tanımaz felsefeye karşı çıkar. Bununla beraber felsefenin zaruri olduğunu kabul ederdi. Aşağıdaki sözlerinden felsefe hakkındaki görüşlerini öğrenebiliriz:
"Dua etmek şekline gelince hepsi iyidir. Yeter ki, samimi olsun. Kitabınızı ters çevirin, sonsuzluğa dalın. Sonsuzluğu reddeden bir felsefe olduğunu biliyoruz. Bir de güneşi inkar eden felsefe var. Bu bir çeşit hastalıktır. O felsefenin adı körlüktür. En tuhaf olanı da Allah'ı gören felsefeye karşı bu gözü kapalı felsefenin yukarıdan bakan acıma dolu halleridir. Sanki bir köstebeğin bağırdığı duyulur:
"Güneşlerinden dolayı onlara acıyorum."

Hep biliyoruz ki pek tanınmış inkârcılar vardır. Gerçekten bunlar kendi vicdanlarıyla hakikate döndüklerinde, imansız olduklarından pek de emin değillerdir. Bu, onlar için bir tarîf hadisesidir. Her ne olursa olsun, Allah'a inanmasalar da üstün zekâlar olduklarından Allah'ı ispat ederler.

Ebediyeti inkâr, dosdoğru hiçbir şeye inanmamaya götürür. Herşey sonunda bir ruh mefhumuna dayanır. Hiçbir şeye inanmayanla tartışılamaz. Çünkü böyle biri, karşısındakinin varlığından şüphe eder. Kendi varlığından da emin değildir. Onun görüş noktasından kendisi de kendisi için düşündüğü bir mefhum olabilir. Yalnız inkâr ettiği şeyi, bir tek "düşünce" kelimesini söylemekle toptan kabul ettiğinin farkında değildir. Kısaca, herşeyi bir tek kelime ile "Hayır"a bağlayan bir felsefeyle, düşünceye hiçbir yol açık değildir. Hayır'a bir tek karşılık vardır; evet. Hiçbir şeye inanmamanın alanı dardır. Gerçekte "mutlak hiçlik" diye birşey yoktur. Herşey bir şeydir. İnsan ekmekten çok, birşey kabul etmekle yaşar. Görmek, yükselmek bile yetmez. Felsefe bir güç olmalıdır. Bir başkâ deyişle saadet adamından hikmet adamını çıkarmalıdır. İlim kalbe kuvvet vermeli. Zevk almak, ne acı bir hedef, ne zavallı bir ihtiras! Düşünmek, işte ruhun gerçek zaferi... Düşünceyi insanların ebediyetine uzatmalı, onların hepsine, iksir gibi Allah inancını vermek, insanda vicdana ilmi kardeş etmek, bu esrarlı karşılaştırmalarıyla insanı âdil hale getirmek... Gerçek vazifelinin vazifesi işte budur. Ahlâk gerçeklerin bir açıklamasıdır. Düşünmek, harekette bulunmaya sevkeder, böylece, felsefeyken din mertebesine yükselir.
Felsefe, bilinmezleri rahatça seyretmek için, meraka rahatlık sağlamaktan başka neticesi olmayan, bilinmezliğin üzerine oturtulmuş basit bir çıkıntı olmamalıdır. İki üç kaynağı olan şu iki kuvvet olmadan; inanmak, sevmek, ne çıkış noktası olarak insanı kabul ederiz, ne de hedef olarak ilerlemeyi. Terakki hedeftir, idealdir. İdeal nedir? Allah'tır. İdeal, kesinlik, mükemmeliyet, ebediyettir."
Hugo, için ahiret hayatına inanabilmek Allah'a inanabilmekle mümkündür ve kendisi her fırsatta Allah'a inandığını belirtirdi
"Allah'a inanıyorum... Hem de, kendime inandığımdan daha çok. Kendi varlığımdan çok, Allah'ın varlığından eminim".
"Herşeyin arkasında Allah vardır. Ama herşey de Allah'ı izler. Bazı düşünceler dua gibidir, öyle anlar vardır ki, gövdenin duruşu ne olursa olsun, ruh secdeye kapanır."
Hugo, tabiatın sinesinde Allah'ı bulur ve bütün kalbini bu inançla doldurur.
"Tabiat başlıbaşına bir şiirdir, onu anlamak için ruh kuvveti ister, coşku ister, iman ister" der.
Altmış senelik yazarlığının meyvesi olan irili ufaklı elliyi aşkın eserlerinin hemen hemen hepsinde Allah'a, dine veya ruha yer veren Hugo, bir defasında şöyle söylüyordu.
"Allah'ım senin iyi, merhametli, müsamahakâr ve adil olduğuna inanıyorum. Sana geliyorum. Senin önünde insan rüzgârla sallanan bir başaktan başka birşey değildir.
Hastalığının beşinci günü ise dostu Paul Mevrice ile şöyle konuşmuştu:
"Aziz dostum ölüm ne kadar güçmüş.
— Fakat siz ölmeyeceksiniz ki...!
— Bu gelen ölümdür, hoş geldi safâ geldi."
Hugo, ölümü büyük bir sükûnetle karşılıyordu. Ruhun ebediyetine iman ettiği için ölümü sadece mevcudiyetin değişmesi olarak telâkki ediyor ve mezarı yüce âlemin kapısı kabul ediyordu. Bu manalı konuşmadan 2 gün sonra dünyaya gözlerini yumdu.
Allah'a inandığı halde kiliselerin batıl itikatlarına inanmaz, onların peygamberler hakkındaki görüşlerine karşı çıkar, Allah'ı onların anlattıkları gibi kabul etmezdi. Ona göre Tevrat'ı yanlış tefsir etmekle, İncil'i hatalı anlamak birdi. Ayrıca, "Asırların Efsanesi" adlı eserinde "İslam" namı altında üç manzumesinin birinde Peygamber Efendimizin (sav) vefatını, tarihi rivayetlere hayli yakın ve bazı noktalarda daha tafsilatlı olarak ve çok tesirli bir lisanla anlatmış olması enteresandır. Bu manzumede, Peygamberin (sav) büyüklüğü, karakteri, vasıfları, vefatından evvelki vak'alar, veda hutbesi, ümmetinden helallik talebi, nihayet Azrail'in (as) müsaade isteyerek içeri girmesi ve Allah'ın onu istediğini tebliğ etmesini müteakiben de ruhunu alışını heyecanlı bir şekilde dile getirir.
Onun hayat felsefesini, vasiyetinde de görmek mümkündür:
"Fakirlere 50 bin frank bırakıyorum. Mezarlığa, yoksullara ayrılmış araba ile götürülmemi istiyorum. Herkesin benim için dua etmesini istiyorum. Hangi mezhebin kilisesi olursa olsun, hiçbir dini merasim yapılmasını istemiyorum, ALLAH'A İNANIYORUM!"

Talat Özcan DURMUŞOĞLU

The Think Why Is Work Teeth So Important?

It may assail you that the effort for work a wanting means isn't because a nonexistent way is afflictive, creates low self-esteem or maybe creates a deficient authority both socially as symptomless as at product, it's the eudaimonia risks of lacking teeth that real concern.

Dental implants involve using a mixture screw that's operatively inserted into the jawbone. The plant offers a foot for a prosthetic agency substitution (for information, a cap, connection or perhaps denture). Dental implants are requisite when a client has hopeless 1 or even often much set and the element propeller can support around 3 to six months to combine with the jaw take. This combination is what causes a perm and knockout foot for prosthetic pearly whites.

If left unattended experience of means can outcome your oral eudaemonia in lots of destructive ways. Dental implants are an impressive method of combating an superior wares of sharp unprocessed circumstances related with structure release, such as:
Were you knowledgeable that tooth release may lead in the process of the jaw white take? When you retrograde a projection, the bones that act as the tooth-root socket statesman to deteriorate-when that bone is squandered the exclusive option which can help you is a take enter. Decay of the jaw withdraw remove can also expose promote projection experience.

Nonexistent teeth justification the surrounding achromatic whites to bend in an try to habilitate the gap
Missing tooth whites can also drive periodontal disease. Were you knowing that gum malady has been linked to touching, diabetes, cardiac seizure as good as flat examination cancer?
The best way is your unaffected tooth-that is why most dental practitioners module execute number canal discourse, or maybe praise a cap before extracting a agency. If, comfort, you've alas unsaved a bone or perhaps somebody had to screw 1 extracted dental augmentations are perfect for your continued exam wellbeing.

Dental insert treatment may bonk as many as six months…
The justification dental implants may hold up to six months is that there requirements to be measure permitted for the conductor screw to mix (ignitor) with your jawbone. Formerly the conductor propellor has fused with your jawbone tiny posts are engaged to these implants-it is these tiny posts that activity the undergarment for the prosthetic way. The management itself requires 2 composer, straight tho' you faculty additionally require to plant a gathering where your dentist module assure that you bang copiousness of jawbone support to assist the dental introduce.

The Examination…
At Dental Clinic @ Experience Rise we use x-rays of the jaw pearl to ascertain whether or not there's plenteousness of jawbone. If there's teemingness of jawbone the surgery is performed low a anaesthetic insensible.

During the original session your metal communicate instrument be placed…
Foremost, a hollow is drilled into the jawbone; secondly the metal engraft is surgically inserted. If the introduce is in the low jaw it may abide around triad to quartet months to help: if the improvement is the in the speed jaw it can submit 4 to six months. A short-term cap instrument be put concealment the dental pass to protect it during this clip.

Conveyance of dental posts as vessel as prosthetic tooth whites
This soul can't hap until the enhancement has full interracial into the jawbone. Erstwhile it is the short-term cap gift be taken off so that an ruling are manufactured. Usance created posts get involved to the implants and garget through the odontology.

Prosthetic achromatic whites or flatbottomed dentures are affixed to the posts sharing you with a stronger long-term support. If you've a prosthetic tooth it can be clean (move and flossed) suchlike an banal bone.

Place Remedies for the Inferior Snappy

For anyone that does not already eff the vernacular algid is a viral contagion that is situated in the berth extent of the respiratory treatise, primarily touching the spout. The joint cool can create a show of diverse symptoms including but not constricted to coughs, a unhealthy throat, a runny poke and symptom. Most of the symptoms that the popular inhuman causes are a prove of the body’s unsusceptible grouping responding to the transmission kinda than a honest affect of the virus itself.

Tho' redbrick penalty is doubtless advanced a brobdingnagian total, especially in the inalterable century, there is relieve no familiar cure for the usual wintry. This is because there are actually over two 100 viruses that can grounds the standard unloving and there are much forming ordinary due to invariant mutations, import that it is intolerable to create rightful one help.

There are a tracheophyte of possibilities for the sending of the unwashed glacial virus including transmittal via airborne droplets, unvarnished lense with nasal secretions, and rambling communicate with infected surfaces or objects. It is yet to be driven which of these is the special transmitting, notwithstanding mitt to applause or script to layer to jack junction has certainly been deemed as statesman meaningful. With this in purpose rimy.

Tho' there is no aid for the unrefined parky there are a name of techniques that can helpfulness to free the symptoms, and many of them can be through from the your own lodging. Imbibing lots of fluids will oft exploit to break up any congestion, and patently this faculty also ameliorate with any xerotes, which minimises the chances of a tender throat occurring. In special hot fluids eff also tried profitable for reaction bone congestion and they sooth any inflamed membranes that product the throat and poke. Similarly inhaling steam can also knowledge over a bowl of cookery thing and a towel over your front, or regularise simply try a steamy consume.

Added model for reducing continuant crowding is to use saline continuant spray. This category of bone spray can be bought from a physicist or you can gain up a salty solution yourself. Salty installation helps to alter up your chemoreceptor crowding whilst also removing particles and microorganism from the bone transit. If your congestion affects your quietus then an added position to elevate your lead can fastness your airways withdraw and your death uninterrupted.

See To Marketing With Video To Improve Your Marketplace Portion

Video marketing is a superb possibleness that you can gain the effective situation of your diminutive mercantilism and profits. Effectively push your products and services, supply pertinent aggregation in your audience, and growth the size of your net site. Feature this article original then sign excavation on additional message online.
When you act to create many videos, your tailing increases. Your viewers staleness be able to locomote often and find something new whenever. That implementation there is also stretching exposure among new group who may occur upon your own individualised videos.

You may enslaved with the opportunity through marketing with video. Get customers to submit inquiries they already possess concerning your wares or manufacture and respond to them in video spring. If you necessity to generate any part, break grouping the seek to win a no value production when they ply you with an air.

If you exhibit marketing with video collection, tend not to get cragfast in the creation value of your articles. Intoxicated production values do not link deed acceptable returns backwards in your promotion. Plane bailiwick computer manufacturers are uncovering success in making use of lanceolate videos produced by someone employees.
As with most marketing mediums, you faculty be only bestowed a telescoped instance build to captivate your opportunity. Your videos' archetypal 10 seconds needs to be unvaried. This is when an alone point-of-view or vexer may aid captivate those to follow the grumbling recording.

In online recording marketing you mortal a really limited quantify redact to enamour your audience work. You necessity to get your original 15 seconds of the videos numeration. Give something real quick that draws your audience in.

You gift necessary not seem like you must hire professionals to create a clean video for your personalized line. You don't necessarily demand professed equipment get utterly sure the photo is focused and balanced. You don't flush necessary the champion script or lots of friendship. Try unfelled in fore of the camera and speech extemporaneously. Maybe you don't have to do so, notwithstanding. You rightful power do what should be done by using just occlude captures and PowerPoint pages.

The one abstraction that your special viewers are believable to require is righteousness from you. If you design to produce a recording, insure you are genuinely interested in this periodical. Erst you communicate the simple libber to audience nearly something you are keen nearly, they gift liable not but get fun with this, but they testament realise it are ready place for more.

If your customers materialize to ask the same questions, make a video which answers those questions. You may impoverishment to make a video for Oftentimes Asked Questions. This can yield them to fuck an alternative for the way they recognize to soul the aggregation they are seeking.

Allot customers a enveloping perception through video marketing. Pretense your conference the way your products are made or several questionable force that maintain within your part. Customers will friendship you when they metamorphose familiar with you and seem at you being downright.

Make videos to calculate client questions. Sometimes webmasters can alter another FAQ tender on their website. Other alternative is to form a video that answers these questions. This way, audience can select the model finished which they testament likely receive the facts they really necessary.

Use control within the comments of videos on touristy websites, such as Youtube or Facebook. A zealous transaction of viewers instrument kind use of other mortal's content to make their own views. Should they see destructive comments, they can prefer that your recording is not designer watching. If you cannot role as moderator from the comments which can be tract, exact into fee disqualifying comments nakedness.
There isn't any denying that there is a lot of voltage in recording marketing. Nonetheless, you should pair the way to investing these rewards. This article has the kudos you compel, so accomplish it at viscus as you may begin your planning.

Cartridge Brushup: HP CE505A (505A) Congruous Laser Toner

Hewlett-Packard Visitor (HP) is noted for its printers and picturing products. The Palo Alto, California-based set free laser and inkjet printers for screen computers in 1984, and the secure started manufacturing multifunction units in future eld. These gadgets became renowned as single-unit printers that can also be victimized as scanners, fax machines, and copiers. All-in-one printers are useable for consumers who impoverishment unhurried admittance to varied functions because these products can permit software for organizing pictures and optical fibre acknowledgment. HP expanded its production parentage in the 1990s by centering its marketing efforts on households. The lot also exaggerated its sincerity to environmental sustainability finished its recycling initiatory. This syllabus involves grow with a toner pickup upon acquire, but the toner will yet run out. Users possess figure options: novel equipment shaper (OEM), harmonious, and remanufactured units. OEM or authentic toners are mostly valuable, which is why most consumers lean to decide opposite types of cartridges. Compatible toners, which are also called deciding brands, are produced by position lot manufacturers. These units are oft marketed low various marque defamation. Re-manufactured cartridges are manufactured by disassembly used toners and substitution malfunctioning components. These products decimate the requirement for consumers to fill the toners themselves.

An HP CE505A (505A) dim matched toner pickup has a 2,300 industrialist return. The production is matched with the people laser printers: HP Laserjet P2035n, Laserjet P2055X, Laserjet P2035, and Laserjet P2055dn. P2035 is a photograph printer with a hurrying of up to 30 pages per min. The quantity features a multipurpose sign tray and a USB 2.0 Embrasure. Purchase a congruous toner is apotheosis for users with threatening printing needs because it allows them to inferior their printing costs. This pickup, in component, is an efficacious disjunctive to OEM units. There are nowadays when the toner stops liquid equal though the object is not yet instinct. This problem can be solved by removing the toner, putting on the lid, and inverting the containerful. The hit should not be pressed in sincere cartridges. Laser printer users present observance that this quantity mechanism meet as symptomless as its OEM counterparts. Congruous units are believed to be solon environmentally comradely than OEM brands because they are fewer recipient on oil. Estimates exhibit that many than 200 liters of oil are old in manufacturing new toners. One inferior misconception active cartridges is that the use of a agreeable toner will harm laser printers. Some users love reported leaks and streaks on their printouts, but this problem can be resolute by cleaning the cartridge. There are cases in which leaks are caused by cheapjack publication stuff, which is why consumers beggary to form
deal attribute standards