-->

Sponsor Alanı

Slider

İlgi Çeken Videolar

Sağlık

Teknoloji

Sinema

Televizyon

Ne Nedir?

En5 Konular

Ads1

Erkekler İçin Damatlık Modelleri

Bayanların şık giyinmeyi sevdiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Özelliklede bu gidilecek özel bir davet, balo, düğün gibi bir şey olduğu zaman bayanlar bu konuda oldukça seçici davranmaktadırlar. Birde gidilecek düğün kendi düğünleri ise bu sefer giyilecek gelinlik aylar öncesinden seçilmeye başlanır. Erkekler ise bayanlara nazaran daha az seçici davranmaktadırlar. Ancak son zamanlarda erkeklerde tıpkı bayanlar gibi düğünlerinde giyecekleri damatlığın seçiminde oldukça seçici davranmaya başladılar. Bunda şıklığa verilen önemin artması etkili olmuştur. Önceki yıllarda erkeklerin düğünlerinde giyebileceği Damatlık modelleri sınırlıydı. Ancak günümüzde artık erkeklere de tıpkı bayanlar gibi oldukça fazla seçenek sunulmaktadır. Bu seçenekler sayesinde artık erkeklerde bayanlar gibi saatlerce hoşlarına giden damatlık modellerine bakabilecekler.



Günümüzde damatlık satan mağazalara uğradığınızda ya da önünden geçtiğinizde dikkatinizi çeken damatlıklar genellikle koyu renkler kullanılarak oluşturulan Damatlık Modelleri olmuştur. Çünkü herkes tarafından tercih edilen ve kullanılan damatlıklar genellikle koyu ve özelliklede siyah renkli damatlıklardır. Bu damatlıkların bu kadar çok tercih edilmesinde birçok neden etkili olmaktadır ama bunlardan bir tanesi söylenecek olursa eskiden beri koyu renkli damatlıkların tercih edilmesi söylenebilir. Eskiden beri gelen bu damatlıkların tasarımlarını bozmamak ve geleneği devam ettirmek adına üzerlerinde büyük bir oynama yapılmamıştır. Sadece damatlıkların dikişlerinde farklı renkler ya da yaka kesimlerinde farklı modeller kullanılarak farklı tarzlar yaratılmaya çalışılmıştır. Bu da damatlıklara ayrı bir hava katmıştır. Ayrıca bunların yanı sıra açık renk kullanılarak oluşturulan Damatlık Modelleri de bulunmaktadır. Bu damatlık modellerinde ise daha çok beyaz tercih edilmektedir. Bu damatlık modelleri de erkekler üzerinde oldukça şık görünmektedir. Sizde düğününüzde şık görünmek ve etrafınızdakilere etkilemek istiyorsanız bu damatlık modellerine bir göz atmalısınız. İçlerinden kendinize uygun olanını artık çok daha kolay bir şekilde bulabileceksiniz.

http://e-damatlik.com/kategori/damatlik-renkleri/

Belediye Başkan Adayının Yapması Gerekenler

Ülkelerin ve devletlerin istikrarlı bir şekilde yönetilebilmesi ve halkın daha sağlıklı bir şekilde hizmet alabilmesi için her il, ilçe, belde gibi yerlerde belediyelerin kurulması ve bu belediyelerin halka hizmet etmesi önemlidir. Bu belediyeler sayesinde halkta daha iyi bir hizmet almış olacaktır. Belediyeler kendi kendilerine yönetilemeyecekleri için bir başkana ihtiyaç duyulmaktadır. 5 yılda bir yapılan seçimler sayesinde de belediye başkanı seçilmektedir.

Belediye başkanlık seçimlerinin yavaş yavaş yaklaşmaya başlamasıyla beraber hareketlilikte yavaş yavaş artmaya başladı. Özellikle Belediye Başkan Adayı konusunda ciddi olan adaylar yapacakları tesisler, yardımlar veya daha farklı şeyleri de düşünmeye başladılar. Çünkü onlara seçin sırasında yardım edecek olan en önemli şey bulundukları vaatler olacaktır. Eğer halkın ilgisini çeken ve onlara hizmet edecek olan vaatlerde bulunacak olurlarsa rakiplerinden de bir adım öne geçmiş olacaklardır. Belediye başkanlığı ciddi bir iş olduğu için atılacak olan adımlara da son derece dikkat edilmelidir.



Belediye Başkan Adayı olabilmek için bazı şartlar ve yapılması gerekenler bulunmaktadır. Öncelikli olarak Türk vatandaşı olmanız gerekmektedir. Daha sonra ise en az 25 yaşında olmanız şarttır. Temel bu şartları sağladıktan sonra sizde belediye başkan adayı olabilirsiniz. Belediye başkan adayı olabilmek için ya bir partinin bünyesinde ya da bağımsız olarak seçime katılabilirsiniz. Parti bünyesinde katılacağınız zaman partiye başvuruda bulunmalı ve görüşlerinizi dile getirmelisiniz. Daha sonra parti yapacağı incelemeler sonucunda halk tarafından en çok sevilen ve oy alma ihtimali en yüksek olan adayı seçimlere sokacaktır.

Belediye Başkan Adayı olmak için gerekli şartlar sağlandıktan sonra seçimlere girilebilir. Seçimlerden sonra belediye başkanlığının kazanılması durumunda yapılması gereken en önemli şey verilen vaatlerin bir an önce yapılmaya başlanması olmalıdır. Çünkü verilen vaatler yapılmaması seçmenleri mutsuz edecektir.

Alacak Takibi Nedir ve Nasıl Yapılır?

Alacak Takibi halk arasında icra takibi olarak bilinmektedir. İcra takibinin neden olduğunu da birçok kişi bilmektedir. Eğer birisine borçluysanız ve borcunuzu da belirtilen sürede ödemediyseniz bu durumda alacaklı olan borçlu kişiye alacak takibi açabilir. Bu sayede alacaklı olan kişide borcunu çok rahat bir şekilde devlet aracılığı ile alabilir.

Alacak takibinin açılabilmesi için ilk önce yapılması gereken belli başlı şeyler vardır. Önce alacak takibi dosyası açmanız gerekecektir. Daha sonra ise bu dosya içerisine gerekli belgeleri koyarak devlet kurumlarına başvurmalısınız. Devlet kurumları da uygun gördüğü takdirde alacak takibini başlatarak sizin yerinize borcunuzu borçludan alır.



Alacak Takibi dosyasının içerisine alacağınız borcun ne kadar olduğu ya da imzalı bir belge koymak zorunda değilsiniz. Ancak bu bilgilerin konulması sizin için daha iyi olacaktır. Aksi takdirde alacak takibi dosyanız kabul edilmeyebilir. Bunun dışında dosya içerisine borçlunun telefon numarası, TC kimlik numarası, ev veya iş adresi gibi bilgileri koymanızda son derece önemlidir. Bu sayede borçlu olan kişiye daha kolay bir şekilde ulaşılacaktır.

http://www.arsdanismanlik.com/ adresinden alacak takibi konusunda bilgi ve yardım alabilirsiniz.

İcra takipleri illaki bir belgeye dayalı olmak zorunda değildir. Bunun yerine bono, senet veya poliçe çekleri ya da mahkeme kararı da olabilir. Bu sayede de Alacak Takibi dosyası açabilirsiniz. Dosya açıldığı zaman devlet kurumlarına belli bir miktar para yatırmanız gerekecektir. Daha sonra ise bu parayı borçludan tahsil edebilirsiniz.

Alacak Takibi dosyasını açtığınızda borçlu olan kişi bu dosyaya itiraz davası açabilir. Bu durumda alacak takibi duracaktır. Alacağınızın devam edebilmesi için itirazı kaldırmalı ya da sizde karşı dava açmalısınız. Bu sayede tekrar alacak takibine başlayabilirsiniz. Ayrıca alacaklarınızı belli bir zaman içerisinde almanız gerekmektedir. Aksi taktirde bu haklarınızdan vazgeçmiş olacaksınız.

Abiye Elbiseler

Giyim kuşam adına seçenekleri erkeklerden çok daha fazla kadınların, çok uzun yıllardan beri süregelen abiye elbise merakı hiçbir zaman bitmemiştir. Modacılar her ne kadar marjinal olmaktan kaçınmasalar da kadınlar genellikle sade ve şık abiye elbiselerden kendini alamamaktadır.

Erkeğin yanında kadına atfedilen değerler narin, zarif ve ince ruhlu olmasıdır. Her kadın ayaklarına kadar inen şık bir abiye elbisenin içinde kendini elbette ki kuğu gibi hissedecek ve kendine daha çok güvenecektir. Davet, kokteyl, düğün, nişan gibi organizasyonlarda çoğunlukla tercih edilen abiye elbiseler bir kadının hala keşfedilemeyen güzelliklerini ortaya çıkarabilmektedir. Bu noktada önemli olan abiye elbisenin kadının kişiliğini yansıtması ve vücuduyla ahenk içerisinde olmasıdır. Tabi ki renk de çok önemli unsurlardan biridir. Krem, beyaz, pembe gibi renkler doğallığı ve sade bir şıklığı simgelerken, kırmızı ve bordo gibi daha iddialı renkler kadına daha dişi bir görüntü vermektedir.

moda

Abiye elbiselerin modeli de en az rengi kadar etkilidir. Vücut hatlarını ortaya çıkaran dar kesim elbiseler kadını bir anda ilgi odağı haline getirebilir. Daha bol vücut hatlarını gizleyen, sadeliğin şıklığını yaşatan elbiseler ise kadına narinliği ve zarifliği atfeder.

Tüm bunların yanında kadınların abiye elbise seçimlerinde en çok dikkat ettiği husus tabi ki kendini abiye elbisenin içindeyken iyi hissetmesidir. Elbise ne kadar güzel olursa olsun kadın kendini iyi hissetmiyorsa, elbisenin tüm ihtişamı bir anda yok olabilir.

Abiye elbiselerin en büyük tamamlayıcısı topuklu ayakkabılardır. Uygunsuz bir topuklu ayakkabı da elbisenin büyüsünü bir anda bozabilir. Sade bir elbisenin altına daha şık, gösterişli bir elbisenin altına daha sade bir ayakkabı tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Böylece makyaj ve saç modelleriyle tamamlanan abiye elbisenin güzelliği dolayısıyla bizim güzelliğimiz ön plana çıkacaktır.

Soru Sorma Tekniği

iF
Hepîmizin bildiği gibi ilmin hocası merakdır. Merak da insana soru sordurtur. O zaman yerinde soru sorma ehemmiyet kazanır. Çalışmalarımızda, direkt veya indirekt gerek çalıştığımız konu üzerinde, gerekse ilgili konular üzerinde sorular sorabilmemiz, mes'eleleri doğru kritiğe tâbi tutabilmemiz, konunun anlaşılmasını sağladığı gibi, ona bağlı konulara geçişi de temin etmiş olacakdır.

Tesirli ve verimli bir çalışma veya kullanılabilir bilgi üretmek için aşağıdaki dört unsurun sorularda dikkate alınması zaruridir.

Hedef, açıklık, sıra, esneklik. Meşhur bir söz vardır. "Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, herhangi bir yol sizi her hangi bir yere götürecektir." Burada verilmek istenen mesaj, seyahatinizin hem bedeni hem de zihni yorucu, sıkıntılı, karışık, faydasız ve neticesiz olabileceğidir. Araştırmaya başlamadan önce, açık, net ve doğrultusu belli bir gayenin tesbit edilmiş olması gerekir. Güzel tanımlayabildiğiniz bir problem, sizi ve çalışmanızı hedefe doğru çekecekdir. Unutulmamalıdır ki. iyi bir hedefe rağmen yolunuzda, hesapta olmayan engel ve sürprizlerle karşılaşabilir ve görüşlerinizde zaman zaman bir ayarlama yapmak zorunda kalabilirsiniz. Bu sizin hedefinizden saptığınızı göstermez, bilakis hedefe daha kısa sürede varmanızı kolaylaştırır.

Diğer yandan siz hedefe ulaşıncaya kadar hedefde de bazı değişiklikler olabilir. Bu yüzden son çalışma ve değerlendirmenin bu çerçeve içinde yapılması zaruridir.

Mes'eleyi şu misâlle daha da netleştirebiliriz. Ortak bir hedefe doğru ilerleyen insanlar, aynı takımda oynayan oyuncular gibidirler. Bir oyuncunun hatalı bir davranışının, bütün arkadaşlarının çalışmalarım neticesiz bırakacağı mülahazasıyla, çok dikkatli hareket ve strateji takibi ve plan yapılmalıdır. Yapılabilecek bir hata yüzünden aynı takımın diğer oyuncularının tenkid edici ve moral bozucu tavırlarına muhatap olmaması da dikkate alınmalıdır ki, arızasız şekilde hedefe ulaşılabilsin.

Sorularınızda herhangi bir sıralama yoksa, cevaplarınızı düzenli almanız oldukça zordur. Soruşturan şahıs bir sorudan diğer bir somya geçerken en uygun kısa ve verimli bir yolu takip etmelidir. Sorular silsile halinde, birbirine bağlı, bir som bir öncekini tamamlar mahiyetde olmalıdır. Birbiri ile alâkasız sorular, muhataplarının kafasını daha çok yoracaktır. "Hangi yemekten hoşlanırsınız?" sorusundan sonra ''Hangi vasıtayla seyahat etmek zordur?" gibi çok alâkası olmayan bir soru hiç yerinde olmayacaktır. Muhatabın zihni yemeklerle meşgul ve müsbeti bulmaya çalışırken, bir anda; araçları, yollan ve kötü olanını seçip bulmak gibi ters bir hareket ve cevap bulmaya zorlanmış olmaktadır.

Araştırma ve soruşturmada sistematik, sıklık ve yakınlık, hususiyetle bir gündemin maddelerini görüşürken ehemmiyet kazanmaktadır.

Gündemi hazırlayan şahsın mevzuları çok iyi sıralaması, iyi bir mantık silsilesi kullanması, hem görüşmenin verimli geçmesine, hem de zamanında bitmesine yardımcı olmaktadır.

Örnek verecek olursak; bir eğitim Şirketinin aylık toplantısında, yirmi maddelik bir gündemin birinci maddesi inşaat ve bununla ilgili mes'eleler iken, ikinci maddesi idareci öğrenci münasebetleri ise buna iyi hazırlanmış bir gündem demek oldukça zordur.

Daha iyisi, gündem ana hatlarıyla 3-5 maddede toplanıp birbirine yakın konular aynı başlık altında görüşülmeli, zihinlerin konular üzerinde konsantre olmaları engellenmemeleridir. Meselâ, eğitim şirketinin gündem maddeleri; İdare ve reorganizasyon, inşaat ve maliyet, eğitim ve kalite gibi temel maddeler halinde hazırlanarak verimli bir görüşmeye vesile olunabilir.

Yukarıda belirtildiği gibi problemler hem açık ve net olarak ortaya konulmalı, hem de yerinde ve sırasında görüşme ve tartışmaya sunulmalıdırlar. Aksi takdirde çok şey görülecek, konuşulacak, ancak çok şey netice itibarıyla halledilemeyecektir.

Araştırma ve görüşmede diğer önemli bir nokta da, esnekliktir. Hazırlanan soru, görüşülecek konu; mümkün olduğu kadar esnek olmalı, orijinal ve enteresan neticeler sağlayabilecek bir yapıda bulunmalıdır. "İki kere iki dörttür" gibi kesin ve bilinen bir mevzunun zaten görüşülmesine gerek de yoktur. Haliyle, "iki kere iki beş eder" gibi bir mevzûyu da incelemeye atmak abesle iştigaldir. Diğer deyişle, mevzunun görüşülmeye ihtiyacı olması, sonuçta varılabilecek kararın faydalı ve kullanılabilir olması ve hatta yeni mevzulara ve çalışmalara kapı açabilmesidir.

Buna bağlı olarak diyebiliriz ki, hedefe götürücü ilk mevzu ve soru çok önemlidir. Orijinal olmalı, diğer gelecek soru ve mevzulara öncülük yapmalı, ne çok zor olup moral bozmalı; ne de çok basit olup dikkati dağıtmalıdır. ?

Mesih SARAÇOĞLU

Aşırı Hareketlilik Ve Dikkat Eksikliği

iF
Çocuklar genellikle canlı, hareketli ve hayat doludurlar. Gün boyu oynar, koşar, zıplarlar. Yorulmak nedir bilmezler. Dışarıda oynadıkları yetmiyormuş gibi, evde de çok kere annelerini kızdıran koşmalı, atlamalı oyunlar oynarlar. Öyle ki, annelerin çoğunun zamanı çocuklara “Dur, otur, koşma, gürültü yapma, karıştırma...” demekle geçer.

Ancak kimi çocuklar vardır ki, bu olağan hareketliliğin çok ötesinde dikkati çekecek derecede aşın hareketlidir. Bu belirti, yürümeye başlamalarıyla birlikte göze çarpar ve giderek artar. Özellikle okul döneminde ve toplum içinde başkalarını rahatsız edici seviyelere varır. Uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Oturması beklenen yerlerde oturmazlar. Sınıf öğretmenleri sık sık ayağa kalkmalarından, sağa sola sataşmalarından ve laf yetiştirmelerinden yakınabilir. İlkokulun her sınıfında böyle bir-iki çocuk bulunur ve arkadaşları içinde kolayca farkedilirler. Bu çocuklar ödevlerini geçiştiriverirler. Savruk ve düzensizdirler. Yazıları bozuk ve yanlışlarla doludur. Misafirlikte yaramazlık yaparlar. Olmadık yerlerde koşturur, koltukların üzerinden atlar, dolaplara tırmanırlar. Boyundan büyük işlere kalkışır, dur durak bilmezler. Çabuk uyarılırlar. Çok hareketli oldukları için tehlikeyi hemen kavrayamayabilirler. Mesela balkondan aşağıya tehlikeli biçimde sarkabilir veya merdivenleri 3-4 basamak atlayarak inebilirler. Engellenmeye dayanamazlar. Küçük sebeplerle ağlamalar, tutturmalar, aşırı neşe belirtileri gösterebilirler. Konuşmalara aradan dalar; başkalarının sözlerini keserler. Sıralarını beklemede güçlük çekerler. Sabırsızdırlar. Boş vakitlerini sakin bir biçimde geçiremezler. Oyunları sıklıkla çok gürültülüdür. Genellikle çok fazla konuşurlar. Dikkat süreleri kısadır. Ebeveynlerinin zoruyla uzun bir süre derslerinin başında otursalar bile kalem, silgi ve kalemtıraşla oynarlar. Kendilerine bir şey anlatıldığında dinliyor gibi görünseler bile başka şeylerle ilgilenirler. Sık sık okul araç ve gereçlerini kaybedebilirler. Günlük işlerinde unutkandırlar. Mesela bakkala ekmek almaya gittiklerinde başka şeylerle ilgilenir, dalıp giderler ve vaktinden daha geç zamanda geri dönerler. Başladıkları işi çoğunlukla tamamlayamaz, yarıda bırakırlar. Maymun iştahlıdırlar.

Yukarıdaki satırlar biraz dikkatle okunduğunda, çoğumuzun aklına bir çocuğun ismi gelebilir. “Sanki bu bizim ......‘yı anlatıyor” veya “şu çocuk aynen böyle” diyebiliriz. Bu belirtiler, toplumda sık rastlanan “Dikkat Eksikliği, Aşırı Hareketlilik Bozukluğu” dediğimiz bir rahatsızlığın belirtileridir. Hemen şunu belirtmek gerekir ki, bu teşhisi koymak için yukarıda sayılan belirtilerin hepsinin bir çocukta mutlaka bulunması gerekmez. Ancak teşhisin mutlaka bir hekim tarafından konulması gereklidir.

ÜÇ ÖNEMLİ RİSK

Birinci risk, okuldaki başarısızlıktır. Dikkat eksikliği sebebiyle, ilkokuldan başlayarak derslerinde başarısız olurlar ve eğitimlerinin temelleri zayıf atılmış olur. Bunlardan bazıları okumayı geç söker. Yazıları genellikle bozuk, defterleri düzensiz ve dağınıktır. İkinci sınıfta çarpım tablosunu tam olarak ezberleyemeyebilirler.

Bu çocukları bekleyen ikinci risk, arkadaşlarıyla sağlıklı bir iletişim kuramamalarıdır. Beraberlikleri genellikle kısa sürelidir. Arkadaşlarına tükürür, sopayla dürter, saçını çeker vb. rahatsız edecek davranışlarda bulunabilirler. Arkadaşları tarafından itilip kakılabilirler veya arkadaşları onlardan köşe bucak kaçarlar. Gerek okuldaki başarısızlıkları, gerekse arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde yaşadıkları problemler, kendilerine olan güvenlerinin ve saygılarının azalmasına sebep olur.

Bir başka risk de ebeveynlerin bu çocuklan yetiştirirken karşılaştıkları güçlüklerdir. Aşırı hareketli ve dikkati dağınık bir çocuğun eğitim ve öğretimi güçtür.

AİLE FAKTÖRÜ

Bütün bunlarla beraber çeşitli aile problemleri de söz konusuysa, bu çocuklarda, ileride davranış bozukluğunun gelişme ihtimali daha da artmaktadır. Mesela babanın işi sebebiyle sık sık evinden ayrı kalmak zorunda olması ve annenin böyle zor bir çocuğun eğitiminde yalnız kalması bunlardan biridir. Aile içi geçimsizlikler, ciddi evlilik anlaşmazlıkları, anne babadan çocuğa farklı mesajların gitmesi, ebeveynlerin çocuklarının arasında ayrım yapmaları, babanın hissi uzaklığı, baba ve annede ruhi bir bozukluğun bulunması, düşük sosyo-ekonomik seviye ve üvey ebeveyn yanında yaşama gibi faktörlerin varlığı bu çocuklarda davranış bozukluğu ihtimalini artırmaktadır. Başka bir deyişle, bu çocukların ailelerinde yukarıda sayılan risk faktörleri de bulunuyorsa, bunların iyice söz dinlemez, haylaz, asi, anneye babaya karşı gelen, sık sık kavga dövüş çıkaran, yalan söyleyen, para aşıran, eve geç vakitlerde gelen, evden- okuldan kaçan, toplumun kaidelerini tanımayan bir genç olma, yani davranış bozukluğunun gelişme riski artmaktadır.

Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğunun sebepleriyle ilgili birçok şey söylenmişse de, çok belirgin bir faktör bulunamamıştır. Ancak bu bozukluk, doğuştan, yaradılıştan gelen ve çok çeşitli dış faktörlerin tesirinde oluşmuş alışkanlıklar ve karakter özellikleriyle ortaya çıkmaktadır.

Bu çocuklar oldukça atak, canlı ve coşkuludurlar. Bu sebeple kolayca tehlikeli davranışlara girebilirler. Ancak bu özellikler iyi değerlendirildiğinde kimi durumlarda çok da yararlı olabilirler. Kim bilir geçmişte kalelerin burçlarına tırmanıp bayrakları oralarda dalgalandıran akıncılar, Kıbrıs savaşında tankları dağların zirvelerine çıkaran Mehmetçikler veya hiç çekinmeden Batı ülkelerinde ve Orta Asya’da önemli ticari yatırımlarda, eğitim ve öğretime yönelik girişimlerde bulunup başarılı olan müteşebbislerimiz belki de çocukluklarında aşırı hareketliydiler. Toplumda gördüğümüz başarılı birçok insan çocukluğunda aşırı hareketli olarak bilinmektedir. Demek ki, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu olan bir çocuğun ileri yaşlardaki durumu farklı olabilmektedir ve bunu önceden kestirmek zordur. Neticeyi genellikle aile, yakın çevre, okul ve toplumla ilgili faktörler belirlemektedir. Bu çocuk ve gençleri genellikle üç farklı gelecek beklemektedir:

1. Aşırı hareketli çocukların bir kısmı yetişkinliklerinde birçok alanda normal davranış göstermektedir.

2. Bazılarında sosyal, hissi ve reaksiyoner problemler devam etmekte; ancak bunlar ciddi ruhi problemler haline dönüşmemektedir.

3. Özellikle aile problemleri de olan ve kendileriyle yakından ilgilenilmeyenlerin bazılarında kişilik bozukluğu gibi problemler ortaya çıkmakta, bunlar suç işleyebilir hale gelmektedir.

NE YAPMALI?

Çocuklarında dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu olduğunu düşünen aileler, bu belirtileri duyunca hemen tel aşa kapılmamalıdırlar.

Böyle bir çocuğu olan ailelerin yapabilecekleri nedir? Ailenin, çocuğun durumunu anlayıp uygun davranması veya konuyu bilen birinden danışmanlık alması da kimi zaman yeterli olabilmektedir. Çocuğun ihtiyaçlarına yatkın, sevecen, biyolojik yaşına değil gelişim yaşına uygun kaideler koyup, disiplin uygulayan ve tutarlı bir aile çevresi, bu çocuklar için en yararlı ortamdır. Aşırı hoşgörü ve aşın disiplin ise uygun olmayan tutumlardır. Anne ve babaların tutumlarının bir olması, çocuklarına olan davranışlarında ayrı düşmemeleri, çocuklarım aşırı yaramaz diye itip kakmamaları, suç işlediğinde hemen dayak yolunu tercih etmemelerinin yanı sıra istenilen davranışları yaptığında da ödüllendirmelerle çocuklarını yönlendirmeye çalışmaları önemlidir. Anne babaların “Çocuğumun eğitimi için ne yapabilirim?”, “Nasıl topluma yararlı bir çocuk yetiştirebilirim?” sorularının cevaplarını devamlı aramaları ve çocuk yetiştirmeyle ilgili terbiye kitapları ve peygamberimizin çocuklarla olan münasebetlerini konu eden eserleri okumaları ve gerektiğinde danışmanlık almaları gereklidir.

Dikkati dağınık bir çocuğa, bir saat sürekli ders çalıştırmanın gereği ve yararı yoktur. Böyle bir Çocuğun ders çalışma programı kısa aralıklarla planlanmalıdır. Mesela 15-20 dakika ders, 10 dakika teneffüs şeklinde bir sistem uygulamak, bir saat dersin başında zorla tutmaktan daha yararlıdır. Ancak teneffüslerin uzamamasına da dikkat edilmelidir. Annesinin sözünü dinlemeyen bir çocuğa şiddetli dayak atmaktansa, merakla beklediği 20 dakikalık bir çizgi filmin ilk 3 dakikasını seyrettirmemek ve bunun sebeplerini anlayabileceği bir dille açıklamak ve çocuğun yanlışlarını görmesini sağlamak daha eğiticidir. Cezalar uzun ve bıktırıcı olmamalıdır. Anne babalar da tutarlı olmalı, kararlılıklarım göstermeli ve sözlerini yanar döner gibi değiştirmemelidirler. Çocuklarına “bir daha şöyle yaparsan ben de böyle yaparım” diyen bir anne, yapamayacağı bir şeyi söylememeli, daha önce uygulayacağını söylediği cezadan merhamet duygusuyla vazgeçmemeli, ufak ceza ve ödüllendirmelerle çocuğun davranışlarını yönlendirmelidir. Cezanın, öfke hissinin tatmini için değil, terbiye vermek gayesiyle uygulanması gerektiği unutulmamalıdır.

Aileler ve toplum, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu gösteren bu çocukları ihmal etmemelidirler. Fıtratları gereği kötüye meyletme ihtimalleri bulunan, terbiye ve eğitimleri güç olan bu çocuk ve gençlerle, sabırla ve bilinçli olarak ilgilenilmeli ve gerekirse mutlaka profesyonel danışmanlık verilmelidir. Kimi zaman, anne babaların çocuklarına olan yanlış tutumlarını değiştirmelerinin, yapıcı bir tutum ve anlayış içine girmelerinin ve onları anlamaya çalışmalarının problemi oldukça azaltabileceği ve bu çocukların emsallerinden daha başarılı hale gelebileceği de dikkate alınması gereken bir başka husustur.

İnsanı, yaratılış gayesini ve bu dünyadaki varlık sebebini bilen, insana bu anlayış doğrultusunda muamele eden, onu bütün problemleriyle kabul ederek yapıcı bir anlayışla kucaklayan örnek bir toplum olma dileğiyle...

Dr. Hulusi Burak

Öğrenme Teknikleri

iF
Hafıza hiç şüphesiz insanın sahip olduğu en önemli hazinelerden biridir. Hafıza olmaksızın, ne tecrübelerden ders çıkarmak söz konusu olabilir, ne bilgi çoğaltılabilir, ne dil olgunlaşabilir, ne de insanı diğer canlılardan ayıran gelişmeler gerçekleşebilirdi.

Hafıza ve öğrenme bir süre öncesine kadar iki farklı psikolojik kavram olarak ele alınıp incelenirdi. Ancak son yıllarda psikofızyoloji, nöropsikoloji ve biyokimya alanlanındaki gelişmeler, hafıza ve öğrenmenin birlikte ele alınmasını mecburi kılmıştır. Öğrenme; tekrarlayarak ve hayatın içinde yaşayarak davranışta veya düşünce seviyesinde meydana gelen devamlı değişikliktir. Hafıza öğrenmenin uzantısıdır, bir şey öğrenildiği anda hafıza işe karışır. Hafıza; hatıra, bilgi ve becerileri saklama kabiliyetidir (organizmanın geçmiş bir olayı yazmadan kaydetmesidir.) Ezberlenmiş bilgiler hariç, birşeyi hatırlamadan önce, onu algılamak yani idrak etmek gerekir. Hatırlama; öğrenilmiş ve ezberlenmiş bilgi ve becerilerin saklanarak yeniden kullanılmasına ve yaşanmış olayların yeniden canlandırılmasına denir. Gerek bilgi ve becerilerin, gerekse hatıraların unutulma nisbeti bir yandan öznenin, bir yandan da hatıraların özelliklerine göre değişir.Hafıza, düşünmek için gerekli malzemeyi temin eder ve saklar. Kullanılan adalenin geliştiği gibi, hafıza da zamanla ve sık kullanma yoluyla kuvvet kazanabilir. Hafızayı körelten unsurlar arasında uyuşturucu madde bağımlılığı (alkol, esrar, kokain, kafein), sigara kullanımı, çok yemek, çok uyumak, rahatlık, dimağı meşgul edecek müstehcen şeylere bakmak, sayılabilir.

Hafızanın önemi ilk insandan beri bilinmektedir ve çok sayıda araştırmaya konu olmasına rağmen, sırları henüz tam anlamıyla çözülmüş değildir. İnsan hafızasının varlığı, kainatta cereyan eden her şeyin eksiksiz kaydedildiğini göstermektedir. İnsanın bir çekirdek büyüklüğündeki hafızasına onun bütün hayatını yazıp, bir kütüphane hükmüne getiren Yüce Yaratıcı, elbette kainattaki her varlığı ve her hadiseyi en küçüğüne varıncaya kadar kaydedecek ve hesap gününde meydana çıkaracaktır.

İnsanoğlunun kendini geliştirebilmesi, zihnini daha aktif hale getirebilmesi ve verimli çalışabilmesi için hafızanın daha iyi kullanılması gerekmektedir. Bir Anglo-Sakson atasözünde “Kullanmazsanız, kaybedersiniz” denilerek bu gerçek ifade edilmektedir.

Yapılan araştırma ve deneyler neticesinde hafızayı etkili bir biçimde kullanmada bazı prensiplere ulaşılmıştır. Bunlar şu şekildedir:

1. Dikkat: Belirli bir anda alabileceğimiz bilgi miktarı sınırlı olduğundan dikkatimizi öğrenmemiz gereken konuya odaklayarak yoğunlaştırmamız gerekmektedir. Şu anda bu satırları okurken aynı anda çevrenizde olup bitenleri gözlemeye ve başkalarının konuşmalarını anlamaya çalışın. Dikkatiniz dağılacağından, anlamakta zorluk çekersiniz. Ya da şu anda bu satırları okurken çevrenizde olup bitenleri bir kenara bırakıp, başkalarını dinlemekten vazgeçip, dikkatinizi toplayıp, anlamaya çalışın. Neye dikkat edeceğinize karar verip seçici olarak algılamaya başlarsanız, daha sonra hatırlama yolunda büyük bir adım atmış olursunuz.

2. Tekrar: Yeni öğrenilen bilginin iyice yerleşmesi ve kolaylıkla hatırlanabilmesi için tekrar edilmesi şarttır. Tekrar tahmin, bilgiyi tazelemenin ve ondan yeni düşünceler geliştirmenin temelidir.


3. Organize: İyi ezberlemenin diğer bir şartı da organize etmektir. Okuduğumuz konunun hangi kitapta, hangi bölümde ve hangi başlık altında bulunduğunu bilmemiz gerekir. Bu organizasyon okuduğumuz bölümün kendinden önceki ve sonraki bölümlerle ne tür bir ahenk ve ilişki içinde olduğunu gösterir. Titiz alimlerimiz bir kavram veya konuya yorum getirirlerken öncesine ve sonrasına (siyak ve sibak) dikkat ederlerdi. Biz de seçici olarak bu kavramları anlamaya başlayınca hangi kavramın önemli olduğunu görür ve tekrar ederken de bu kavramlara önem veririz. Mesela, sizden dokuz kelimeden oluşan bir listeyi ezberlemeniz isteniyor. Kelimeler: boğaz, osman, ömer, kulak, at, burun, bekir, inek, kedi. Yukarıdaki kelimeler kolayca şöyle ezberlenebilir: Öncelikle kelimeler üçerli grup haline getirilir. Özel isimler (Bekir, Ömer, Osman), başımızdaki üç organımız (kulak, burun, boğaz) ve hayvan isimleri (inek, at, kedi) bir arada organize edilir. Bu isimleri ağaçlandırma tekniğiyle öğrenebiliriz:

4. Uygun Öğrenme Tekniklerini Kullanmak: Bunların birçok türü vardır. Bunlardan biri olan “bölgeyle çağrışım kurma” usulünü misal olarak ele alalım. Bu, Çiçero ‘nun geliştirdiği bir metoddur ve zihnimizde yapacağımız gezintide birtakım cisimleri çok iyi bildiğimiz bazı yerlerle eşleştirme esasına dayanır.

Alışverişe çıktığınızda hatırlamak istediğiniz her maddeyle yolunuz üzerindekiler arasında münasebet kurun. Alışveriş listenizde hatırlamak istediğiniz şu maddeler olsun: Süt, yumurta, domates, muz, fındık, fıstık vs. Sokaklarda sütlerin yerlere döküldüğünü, evin kapısının önünde yumurtanın kırılmış olduğunu, domateslerin sokak lambalarından sallandığını, muz kabuğunun asansör kapısının önünde olduğunu, asansörde fındık, fıstık kabuklarının yerlere saçıldığım düşünün. Hayaliniz ne kadar canlı olursa o kadar iyi hatırlarsınız.

Türkiye’nin yedi bölgesinde yetiştirilen en önemli ürünleri Türkiye haritasına yerleştirebiliriz. Ürünlerin maketlerini gözümüzün önünde canlandırıp, onları kabartma haritaya yapıştırdığımızı düşünelim. Doğu Anadolu Bölgesine arpa ve buğdayı; İç Anadolu Bölgesine şeker pancarı ile buğdayı; Karadeniz Bölgesine çay, fındık ve mısırı; Ege Bölgesi ve Marmara Bölgesine incir, üzüm ve zeytini; Akdeniz Bölgesine turunçgilleri ve sebzeleri yerleştirdim. Artık bölgelerde yetiştirilen ürünleri Türkiye haritasıyla bölgeler arasında ilişki kurarak hatırlayabilirsiniz.

5. Yeni Deyişler Geliştirmek: Bazen yeni deyişler geliştirerek bilgiyi hatırlamayı kolaylaştırabiliriz. Yüzyıllardır tecvid ilmi öğretilirken özel hallere mahsus harfler bir beyti oluşturan kelimelerin ilk harfi veya güzel bir sözün harfleri şeklinde anlatılmaktadır. Mesela izhar harfleri (e1if-ha-hı-ayın-ğayın- he) dir. Bunlar “Allah’u hayyün, halikun, adlün, ğaniyyün, hadiyun” şeklinde bir ifadeyle kolayca öğretilmektedir.

İbn Malik tüm Arapça gramerini bin beyitlik bir şiir halinde toplamış ve “Elliye” adım verdiği bu eser, gramer kitaptan arasında zirveyi tutmuştur. Grameri en kolay yolla kaside okur gibi öğreten harika bir eserdir.

Türkçe’deki sert sessizleri kolay öğrenmek için (ç, h, f, k, p, s, ş, t) öğrenciler FSTıKÇı ŞaHaP şeklinde deyiş uydurmuşlardır. Fen dersinde böbreğin katmanları olan zar, kabak, öz ve yalacık ZARKÖY şifresi ile kotlanarak kolaylıkla hatırlanabiir. A, D, E ve K vitaminlerinin yağda eriyen vitaminler olduğunu hatırlamak için, bu vitaminlerin adlarını bir arada ihtiva eden ADEK kısaltması kullanılabilir. Kimya formüllerinde kaya tuzu NaCl(sodyum klorür)’yi ne acele şeklinde hatırlarız.

Hafıza teknikleri, öğrendiklerimizi nasıl hatırlamamız gerektiğini öğreterek ve öğrenirken zorlandığımız konulan daha kolay hatırlamamızı sağlayarak hafızamızı zenginleştirmeyi hedefler...

Yüksel Arslan

İdeal Eğitim

iF
Her çağda eğitim ve öğretim herkes için önemli olmuştur. Ancak eğitimin ve öğretimin nasıl ve ne şekilde yapılacağına dair çok çeşitli metot ve usul geliştirilmiştir. Bu metotlar içerisinde öğretimin nasıl daha etkili bir şekilde gerçekleştirilebileceği öncelik kazanmıştır. İdeal öğretici olarak kabul edilen kişilerin meslekî hayatları analiz edildiğinde onları büyük yapan bazı ortak prensiplerin var olduğu gözlenmiştir. Düşünme merkezli etkin öğretimi belirleyen bu prensiplerden bazıları, aşağıda kısaca tanımlanmaktadır.

DÜŞÜNME VE DENEYİM

1- Her ideal Öğreticinin birinci gayesi bilgileri ezberletmek değil, insanî ve demokratik bir öğrenme ortamında öğrencilerin düşünme yeteneklerini yeşertmek ve geliştirmektir.

2- Her ideal öğretici öğrencinin soru sormasına değer verir ve onu soru sorması için cesaretlendirir ve teşvik eder. Çünkü soru sorma, öğrenci ve öğretmenin düşünme melekelerini bileyici bir fonksiyon görür.

3- İdeal öğretici öğrencilere bir şeyi yarım ve eksik bilmenin ne gibi tehlikelere yol açabileceği konusunda sürekli uyarılarda bulunur. Bir şeyi eksik ve yarım bilmektense hiç bilmemenin daha doğru olduğuna inanır.

4- İdeal öğretici bir şeyi ileri görüşlülükle ve zihinde tasarlanan bir amaca göre yapıp, sonuçları üzerinde değerlendirmelerde bulunmakla verimli ve doğurgan deneyimlerin kazanılabileceğinin idrâkindedir. Öğrencilerinin zihin modellerini ve programlarını anlamaya ve geliştirmeye çalışır.

5- İdeal öğretici insan zihninin ve düşüncesinin, eylemin bizzat içinde yer aldığını bilir. Yaptıklarımızın kalitesini belirleyen o konudaki düşüncelerimizin kalitesinin belirlediğini idrâk eder. Bu bağlamda düşünmenin kalitesini artırmadan davranışlarımızın ve ürünlerimizin kalitesini artırmanın imkânsız olduğuna inanır.

ÖĞRETİMİN HEDEFLERİ

6- Öğrenmenin gerçekleşebilmesi, öğrencinin öğrenme kapasitesini artırıcı bir öğrenme atmosferinin oluşturulmasına bağlıdır.

7- İdeal öğretici, nelerin öğrenileceği ve bunların nasıl Öğretileceğine Önem verir. Öğrenmenin kalitesinin, hedeflere ulaşmada kullanılan yöntemlere bağlı olduğunun farkındadır.

8- Müteakip öğrenmeler, öğrencinin halihazırda öğrendiği şeyler üzerine kurulup bina edildiğinden, öğretme esnasında anlatılan şeyler. Öğrenciye anlamlı ve önemli gelmelidir.

DERS KONULARI

9- İdeal öğretici dersin temel içeriğinin; Öğrencilerin yetenek ve ilgileri hangi düzeyde olursa olsun, hepsinin beklentilerini karşılayabilecek ölçüde, sosyal veya pratik öneme sahip bilgi ve örnekleri kapsamasına özel önem verir.

10- Dersin içeriğinin mutlaka yerel ve bölgesel topluluğun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik şekilde hazırlanmasına çalışır. İdeal öğretici derslerde sunulan bilgiler ve örneklerin, hem öğrencinin hem de toplumun gelecekteki yaşam kalitesini artırmaya veya geliştirmeye yönelik olması konusunda son derece duyarlıdır.

11- Dersin içeriği. Öğrencinin sorgulama becerisini desteklemeli ve ilgili konuda anlam oluşturmalıdır. Bundan dolayı her dersin içeriğinin mutlaka kolaylıkla ulaşılabilen yazılı veya elektronik ortamlarda bulunması zorunlu değildir.

ÖĞRETİM METOTLARI

12- İyi öğretim metotları, öğrencilerin ve öğretmenlerin duyarlılıklarını ve zihinsel yeteneklerini besleyen bir Öğrenme ortamı oluşturabilmelidir.

13- Ezbere dayalı veya anlamadan öğrenme yoluyla sadece sonuçlara veya alınan notlara odaklanma, anlamlı deneyimler kazandırmaz ve zihinsel kapasitenin büyümesine engel olur. Eğer Öğretmen düşünme merkezli anlamaya dayalı bir öğrenme gerçekleştire-cekse, ne sonuçlar (notlar) ne de araçlar tek başına yeterli değildir. Burada önemli ölçüt, öğrenilen bilgilerin değişik durumlara transfer edilebilirliği ile öğrencinin bunu ne ölçüde başarabildiğidir.

14- İdeal Öğretici, öğrencinin deneyimi içinde kalan ve günlük yaşamındaki olaylarla ilişkili olan düşündürücü ve anlamlı analizleri gerektiren problemleri seçerek derslerde kullanır. Ayrıca problemi çözmek için yapılması gereken eylemlerin sonuçlan üzerinde öğrencileri düşünmeye ve senaryo üretmeye teşvik eder. Her ideal öğretici öğrencinin anlatılan konulardan yola çıkarak yeni fikirler ve düşünceler üretmesi için teşvik eder. İdeal öğretici yaşamla ilişkilendirilmeyen bilgilerin zihinde kalıcı olmadığına inanır.

15- İdeal öğretici her öğrencinin öğrendiklerini ve düşüncelerini grupla paylaşmasını ve ortak akıl ve değer üretebilmesini teşvik eder. Öğrenme aktiviteleri içinde grup çalışmasına, deneyimlerin paylaşımına, diyaloglara ve bireysel çalışmaya özel Önem verir.

16- Her öğretmen dersler arasındaki bağlantıyı ve içeriklerin mantıksal sırasını görebilmeli ve ona göre içeriği tanzim etmelidir. Öğrenciye de derslerin bütün içindeki yerini ve anlamını göstererek, ayrıntıda boğulmadan heptenci bakış açısı kazanmalarını teşvik eder.

Öğretmeni ideal öğretici yapmada ve öğretimi etkinleştirmede önemli olan bu hususlar, eğitim ve öğretimin özünü oluşturan rehber ilkelerdir. Umarız ülkemizin eğitim ve öğretim ordusu her seviyede görevini bu prensipler doğrultusunda gerçekleştirir ve her öğretmen ideal öğretici olur.


Faydalanılan Kaynaklar

- Richard A. Gibboney and Clark D. Webb (1998). What Every Great Teacher Knows: Practical Principles for Effective Teaching. Psychology Press/Holistic Education Press Box 328. Brandon. VT 05733-0328: Catalog Number 4021, 1998. 139 pages. Paperback, $18.95

- http://www.great-ideas.org info@great-ideas.org

Dr. Selim AYDIN