Bonzai ve Zararları Nedir? sinema

19. Yüzyılın Sonlarında Osmanlı Devleti

ibrahim fırat | Cumartesi, Ocak 14, 2017 | 0 yorum

Emperyalist siyonist planın uygulamaya konulduğu zamanlardaki durumun iyi anlaşılabilmesi için önemli bölgelerden birisi de Filistin olan Osmanlı Devletinin geçirdiği siyasi ve iktisadi aşamaların iyice bilinmesi gerekir. 1517 yılında hükmü altına girmesinden 1918 yılında İngilizler eliyle düşürülmesine kadar Osmanlıların Filistin Araplarını tam 400 sene Osmanlı Devleti, kendisini zaafa uğratarak emperyalistlerin iştahını kabartan; ülkeyi başıbozukluğun ve adam kayırmacılığın kol gezdiği bir yer haline getiren sultanlar iş başına gelinceye kadar etrafa dehşet saçıp emperyalistlerin korkulu rüyası halinde hüküm sürmekte idi.

19. Yüzyılın Sonlarında Osmanlı Devleti


Ne oluyordu! Arzu ve isteklerinin sürekli olarak yerine getirilmesini reddedecek bir Türk ihtilali mi olmuştu? Karşılıklı olarak cereyan eden bu soruşturmalardan sonra bütün bakışlar Türk delegasyonun üzerine çevrildi. Hariciye veziri Saffet Paşa toparlandı, üzüntüsünden sararmış bir yüzle şöyle dedi: Efendiler işittiğiniz bu top seslerinin kaynağı  Harbiye Nezareti burçlarıdır ve Ulu Sultanımız bütün vatandaşlara eşitlik hakkı veren Kanuni Esasinin yürürlüğe girdiğini ilan etmektedir. Bu büyük olaydan sonra artık bizim şu işimizin bir faydası olmayacağı kanaatindeyim. 

Emperyalist devletlerin önem verdiği "Avrupalıların İstekleri" İsmi altındaki bu kongre de böylece "Osmanlı Devleti ıslahatcılarının önem verdiği" halkın arzularının bir miktar yerine getirilmesiyle savuşturulmuş oldu. 

Emperyalist devletlerce Abdülhamid siyaseti, olabildiğince taasupla nitelendirilmekte  ve toplantılarda Bulgaristan'da meydana gelen katliamlar anlatılarak Türkler "Barbarlıkla" itham edilmekteydi. Bir defasında Fransız delegesi Bulgaristan'da meydana gelen katliamları  ima ederek hücuma kalktığında  orada bulunanlar onun bu hatırlatmasından "19. Şarlın" emri ve kraliçe "Katrin de Metsis'in," teşvikiyle Fransız Katoliklerinin kendi vatandaşları Protestanları, katlettiği meşhur "San Bartelemi" Katliamını hatırlamakta gecikmediler.

Türkler sade fakat kesin bir dille Avrupalılara hayır demişlerdi. Sonuçsuz kalan girişim ve münakaşalardan bir ay sonra mutlak yetkilerle donatılmış olan elçiler çantalarını toplayarak ülkelerine döndüler. Misafirler bu defa geleneksel hediyelerine  her hangi bir şey eklemeden ve adet olduğu vech ile göğüslerine elmaslarla süslü nişanlar takmadan yola çıktılar. Lord Salisböry yola çıkmadan önce sultanla bir özel görüşme talebinde bulunduysa da Ulu Sultan "Hat safhada diş ağrısı çektiği" gerekçesiyle özür beyanında bulundu.

Kendisinin azınlık ve cemaatlere karşı olduğu hakkındaki ithamları ortadan kaldırmak için Abdülhamid naibler meclisine bir Ermeni tayin ettiği ya da kendisine refakatçi olarak iki Yahudiyi seçtiği zaman üstün bir davranış örneği sergilemekte idi.  Abdülhamid hatıratını topladığı "Siyasi Görüşlerim" isimli kitabının 27. sayfasında şöyle der: 'Görevlilerin üçte biri Ermeni idi dersem mübalağa etmemiş olurum.'

Ermeniler devlet içerisinde her zaman veziri azamlık dahil en yüksek makamlara geliyorlardı. Abdülhamid emperyalist  devletlerin Osmanlı devletinin  iç işlerine karışmalarını engellemeyi  cesaretle sürdürdü. Yıldız Sarayı, onun kalbini etkisi dış siyasete de taşacak olan yeni bir cesaretle doldurmaya başlamıştı. Çünkü 1877 yılı Haziran ayında batılı devletler "Barışı korumak" için yeniden çalışma yapmaya kalktıklarında Abdülhamid inatla her hangi bir antlaşma yapmamakta ısrar etti. İngiltere'de Generel "Ignatiev" tarafından yürütülen ikna, çalışmalarından da "Londra Protokoli" ismiyle bilinen ve ne istendiği belirsiz bir belge imzalanmasından baştan başlayarak sokaktaki hamallara ve boğazdaki kayıkcılara kadar hiç kimse görüşünü açıklamaktan çekinmiyor. Anayasa kelimesi herkesin dudak ve dilinde. Sultan halkın isteği olan her hangi bir şeyin tahakkukundan vazgeçse tahttan indirilmesi kaçınılmaz bir hal alır."


Diğer bölgelerindeki durum da Türkiye'nin durumundan daha iyi değildi. Bosna'da ayaklanma başlamış, Sırbistan ve Karabağ'da problemler çıkmış, Müslüman ve  gayrimüslimler arasında çatışmalar olmuştu. Bütün bunlar ecnebilerin çeşitli bahaneler altında devletin iç işlerine müdahale etmesine imkan veriyordu. Sırbistan ve Karabağ'da kalabalıklar "Bosna" ayaklanmasını desteklemek amacı ile  yürüdü. Selanik'te Fransız ve Alman konsoloslarının öldürülmesine kadar varan bir taassup patlaması oldu. Bu yılın ilk baharında "Şark Meselesi" daha önce görülmediği bir büyüklükte yeniden ortaya atıldı ve Avrupa mahfillerinde konuşulan önemli bir konu haline geldi. 

Kaynakça:

Yazar: Refik Şakir en- Netşe

Çeviri: Necmeddin Gevri

Sultan II. Abdülhamid ve Filistin [ Semerkand ] - Pozitif Dağıtım



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori:

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

0 yorum

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if