Annesinden "Başımızı sokacak bir evimiz olsa..." cümlesini duymayan yoktur. Yüksek katlı apartmanların ufacık daireleri ne güne duruyor? Başlar sığıyor sığmasına da oksijensiz kalıyor insan zamanla. Sonra da: "Ah! keşke hava alabileceğimiz bir bahçemiz olsa..."
Annelerin bahçeli ev hayallerini gerçekleştirmek bu kadar zor olmamalı. 'Bahçeli ev' kulağa hoş ve doğal geliyor aslında. Öyleyse neden bahçeli ev nahoş fiyatlarla satılan lüks konut haline geldi? İnşaat firmaları neden bayram şekeri gibi şirin evler yapmak yerine yüksek katlıi sevimsiz bloklar yapıyor? Bunu anlamak istiyorsak mimarlık tarihine Fransız kalamayız.
1900'lü yılların Fransa'sında Le Corbusier (Namı diğer Mösyö Karpuzuye) isminde bir mimar yaşarmış. Le Corbuiser: "Ya beyler bir bakın hele! Biz yan yana bahçeli evler yapıyor ya; şehir büyüdükçe büyüyecek, herkes kendi bağında bahçesinde takılacak. İnsanlara ortak hizmet verecek yapıları nereye yapacağız? Hiçbir yer yüzüme mesafesinde olmayan, benden söylemesi. O yüzden gelin dostlar, evleri bir arada yapalım. Hem geriye kalan alanlara park yaparız, kültür merkezi yaparız, efendime söyleyeyim kır düğünü yapacak alan kalır. Sonra çalsın defler, oynasın gençler. Fena mı olur be?" demiş. O dönemin mimarları mühendisleri, ustaları ve çıraklarıhep bir ağızdan "Adam haklı beyler." demiş.
Sen hak veriyor musun bilmiyorum. Ama Le Corbusier'e göre binaları yüksek yapmak topraktan kâr etmekti. Ona göre bu blokların üstüne teras bahçe, spor sahası bile yapabilirdi. Aslında o yükseklikte bir futbol sahası şahane olurdu, değil mi? Gerçi bizde topu taca atan eksik olmaz ya, hadi neyse... Le Corbusier'in fikirleri sonuçta kabul görmüş ve yüksek katlı binalar hızla yayılmaya başlamış.
Senin de tahmin ettiğin gibi mesele farklı boyutlara taşınmış. Zamanla dip dibe yüksek bloklar yapılmaya başlanmış. Neden mi? Çünkü, "Toprak pahalı, hava bedava!" Yüksek katlı bina yapılmasının temek hareket noktası budur. Şehir merkezinde toprağın her karışına büyük paralar ödenir. Her yeni kat bedava bir arsa demektir aslında. Bu yüzden bir arsaya bina yapılacaksa hedef en yüksek kattır. Bu isteği sınırlayan bazı dengeler var tabi, imar planları gibi.... İyi ki de var, yoksa halimiz duman.
Velhasıl, işler planlandığı gibi gitmedi. Şehirlerde nüfus ve yoğunluk arttı. Kentsel kalitenin düşmesinden bunalan insanlar şehir dışındaki az katlı evlere yöneldi. Zamanın prestijli apartmanları, kentin istenmeyen yüzü olarak anılır oldu. Bu değişim ile birlikte 'bahçeli ev' eski zamanların sıradan mülkü iken, bu zamanın lüksü haline geldi. Zaten ismi de 'bahçeli ev' değil artık, villa! Şimdi gel de güldür annelerin yüzünü.
Le Corbusier zamanında İstanbul'u incelemeye geldiğinde bizimkiler isminin telaffuzundan dolayı ona 'Mösyö Karpuzuye' demişler.
Mösyö Karpuzuye istanbul'a yeni 'şehir planı' yapılması gündemdeyken (1930'lu yılların balı) İstanbul'daki eski ahşap evlere dokunulmamasını, tarihi yarımadanın olduğu gibi bırakılmasını önermiştir. Bu yüzden İstanbul'un şehir planlaması işi ona değil Henri Prost'a verilmiştir. Prost'un radikal kararlarla yaptığı plan ise çok eleştiri almıştır.
Yüksek katlı binalarda yaşamaya dair küçük ipuçları
* Evi havalandırma konusunda dikkatli ol. Yükseklerde rüzgar sert eser.
* Küçük kardeşini pencereden uzak tut.
* Asansör, hayatının bir parçası, anladık. Ama hiç değilse inerken merdivenleri kullan!
Kaynak Nisan 2015, sayı: 19 genç okur aylık ilkgençlik dergisi s: 56,57"Semerkand"
Bir evimiz olsa...
Annelerin bahçeli ev hayallerini gerçekleştirmek bu kadar zor olmamalı. 'Bahçeli ev' kulağa hoş ve doğal geliyor aslında. Öyleyse neden bahçeli ev nahoş fiyatlarla satılan lüks konut haline geldi? İnşaat firmaları neden bayram şekeri gibi şirin evler yapmak yerine yüksek katlıi sevimsiz bloklar yapıyor? Bunu anlamak istiyorsak mimarlık tarihine Fransız kalamayız.
Fransız Kalmayalım..
1900'lü yılların Fransa'sında Le Corbusier (Namı diğer Mösyö Karpuzuye) isminde bir mimar yaşarmış. Le Corbuiser: "Ya beyler bir bakın hele! Biz yan yana bahçeli evler yapıyor ya; şehir büyüdükçe büyüyecek, herkes kendi bağında bahçesinde takılacak. İnsanlara ortak hizmet verecek yapıları nereye yapacağız? Hiçbir yer yüzüme mesafesinde olmayan, benden söylemesi. O yüzden gelin dostlar, evleri bir arada yapalım. Hem geriye kalan alanlara park yaparız, kültür merkezi yaparız, efendime söyleyeyim kır düğünü yapacak alan kalır. Sonra çalsın defler, oynasın gençler. Fena mı olur be?" demiş. O dönemin mimarları mühendisleri, ustaları ve çıraklarıhep bir ağızdan "Adam haklı beyler." demiş.

Sen hak veriyor musun bilmiyorum. Ama Le Corbusier'e göre binaları yüksek yapmak topraktan kâr etmekti. Ona göre bu blokların üstüne teras bahçe, spor sahası bile yapabilirdi. Aslında o yükseklikte bir futbol sahası şahane olurdu, değil mi? Gerçi bizde topu taca atan eksik olmaz ya, hadi neyse... Le Corbusier'in fikirleri sonuçta kabul görmüş ve yüksek katlı binalar hızla yayılmaya başlamış.
Şehir merkezinden kaçış..
Senin de tahmin ettiğin gibi mesele farklı boyutlara taşınmış. Zamanla dip dibe yüksek bloklar yapılmaya başlanmış. Neden mi? Çünkü, "Toprak pahalı, hava bedava!" Yüksek katlı bina yapılmasının temek hareket noktası budur. Şehir merkezinde toprağın her karışına büyük paralar ödenir. Her yeni kat bedava bir arsa demektir aslında. Bu yüzden bir arsaya bina yapılacaksa hedef en yüksek kattır. Bu isteği sınırlayan bazı dengeler var tabi, imar planları gibi.... İyi ki de var, yoksa halimiz duman.

Velhasıl, işler planlandığı gibi gitmedi. Şehirlerde nüfus ve yoğunluk arttı. Kentsel kalitenin düşmesinden bunalan insanlar şehir dışındaki az katlı evlere yöneldi. Zamanın prestijli apartmanları, kentin istenmeyen yüzü olarak anılır oldu. Bu değişim ile birlikte 'bahçeli ev' eski zamanların sıradan mülkü iken, bu zamanın lüksü haline geldi. Zaten ismi de 'bahçeli ev' değil artık, villa! Şimdi gel de güldür annelerin yüzünü.
Le Corbusier zamanında İstanbul'u incelemeye geldiğinde bizimkiler isminin telaffuzundan dolayı ona 'Mösyö Karpuzuye' demişler.
Mösyö Karpuzuye istanbul'a yeni 'şehir planı' yapılması gündemdeyken (1930'lu yılların balı) İstanbul'daki eski ahşap evlere dokunulmamasını, tarihi yarımadanın olduğu gibi bırakılmasını önermiştir. Bu yüzden İstanbul'un şehir planlaması işi ona değil Henri Prost'a verilmiştir. Prost'un radikal kararlarla yaptığı plan ise çok eleştiri almıştır.
Yüksek katlı binalarda yaşamaya dair küçük ipuçları
* Evi havalandırma konusunda dikkatli ol. Yükseklerde rüzgar sert eser.
* Küçük kardeşini pencereden uzak tut.
* Asansör, hayatının bir parçası, anladık. Ama hiç değilse inerken merdivenleri kullan!
Kaynak Nisan 2015, sayı: 19 genç okur aylık ilkgençlik dergisi s: 56,57"Semerkand"
ads
Bence tek sebeb çoğalan popülasyonu bir yere sığdırabilmek için üretilmiş bir çözümden başka birşey değil,yoksa o kadar insan nereye sığacak
YanıtlaSilbahçeli evler yerini yüksek yüksek apartman dairelerine ve beton yığınlarına bıraktı. Yeşillikler azaldı yerini grinin tonlarına bıraktı, kim kime hak verir bilmem ama yakında 19-20 katlı binalarda 70-80m2 studio dairelerde daracık alanlarda yaşamaya başayacağız gibi geliyor bana...
YanıtlaSilEski zamanlarda da yuksek bina furyasi varnis gerci simdi de cok farkli degil amac farkli
YanıtlaSilEn sevmedigim sey yuksek katli cirkin binalar. Keske bir yasa ciksa ve 3 kattan fazlasina izin verilmese.
YanıtlaSilArtık rezidans olayı çıktı aldı başını gidiyor.
YanıtlaSilOnu bilmem de benim hayalimde eğer imkan olursa şöyle bahçeli güzel bir ev alacağım. Bahçesinde birkaç meyve ağacı bir köpek birkaç kaz tavuk ördek :) emekli olunca belkiyapabilirim.
YanıtlaSil