Bonzai ve Zararları Nedir? yangın kapısı eskişehir vinç renkli saç boyası sinema

Kur'an Yeter Diyenler..

ibrahim fırat | Cuma, Ekim 23, 2015 | 1 yorum

Günümüzde belirgenleşen bir başka hastalık ise, "Bize kur'an yeter" diyen bu sebeple hadislerden uzak durmayı yeğleyen, dini hayatını  Resulullah'ın (s.a.v.) sünnetinden bağımsız bir şekilde yaşamaya çalışan, "Akıl bize her doğruyu söyler" diyerek, bilerek veya bilmeyerek dinin temek direkleriyle oynayan kimselerdir. Bu kişiler, Kur'an'ı temel aldıklarını söylerken aslında hadisi inkar etmektedirler.

Bu akımın arkasında, "Kur'an Müslümanlığı", "Kur'an İslam'ına dönüş" gibi çeşitli kavramlarla müslümanları Kur'an etrafında birleştirmek, sahih bir din anlayışı kazandırmak gibi masum isimlerle sünnetlerden dolayısıyla mezheplerden uzaklaştırma gibi bir çaba yatmakta. "Kur'an İslam'ı" tabiri ilk bakışta ne kadar kulağa hoş gelse de işin detayına inilidiğinde hiç de böyle olmadığı anlaşılıyor. Çünkü gerçekte Kur'an'ı merkeze aldığını söyleyen bu akım aslında sünnetleri tasfiye etmek suretiyle dini adete kuşa çevirme eğiliminde.


Farklılığın Rahmet Olması


Onların sohbetlerinin merkezinde Kur'an vardır. Ancak Kur'an'ı anlamada ise akıllar ön plana çıkar. Adeta Hz. Peygamber'e söz hakkı verilmez.... Devamlı surette akletmeye vurgu yapılır. Akıl ve nefis merkezinin tam ortasındadır. Kişisel tecrübeler, düşünceler, felsefik hüküm çıkarmalar zirvededir.

Böyle meclisler ilmi edepten yoksun, manevi havanın kaybolduğu, şeytanın devreye girdiği ben merkezli ve her kafadan bir sesin çıktığı yerledir. Oysa gerçek sohbet meclislerinde ise ilk söz Allah'ın elçisinin örnekliğinde devam eder. Sonrasında değerli ilim adamlarının açıklamalarıyla iştişare edilir. Sonucunda ise dini doğru anlama ve doğru yaşama ortaya çıkar.

Hint altkıtasında, İslam düşüncesinde sünneti göz ardı ederek sadece Kur'an'ı referans almaya çağıran ve bu bölgedeki entelektüel kesim üzerinde büyük iz bırakan olulumi dini bir cemaat ve grup olarak 1902 yılında Lahor'da kurulmuştur. Ancak bu oluşumun üzerine ikame edildiği temel görüşler göz önünde bulundurulduğunda, bu hareketin köklerinin daha eskilere gittiği görülebilir.

"Ehl-i Zikr ve'l-Kur'an" adıyla kurumlaşan bu hareketin mensupları, Hz. Peygamber'in hadislerini inkar etmeleri sebebiyle "münkirin-i hadis", sadece Kur'an'ı referans aldıklarını söylemeleri sebebiyle "Kur'ani(yyün)" gibi adlarla anılmışlardır.

"Kur'an İslam'ı" olarak da tabir edebileceğimiz "Kur'ancılık" düşüncesinin Hint altkıtasında ortaya çıkışı ve bir ekol haline gelmesinin değişik sebepleri vardır. Bu sebeplerden ilki ve belki de en önemlisi, Hindistan'ın İngilizler'in eline geçtiği 1857 yılı öncesi ve sonrasında İngilizler tarafından yapılan Hristiyanlık propagandası ile oryantalistlerin İslam kültürü ve medeniyeti hakkındaki art niyetli  çalışmalarıdır. Sömürgeleştirilen Hindistan'a gönerilen İngiliz oryantalist Sprenger, Delhi'de kurulan İslami ilimler Fakültesi'nin başına getirilmiştir. İlk kez hadislerin büyük bir kısmının uydurma olduğunu söyleyen ve sünnetin değeri üzerine makaleler yazan kişi de yine Sprenger'dir. İslam dünyasında ilk kez sünneti  toptan inkar hareketi de yine bir İngiliz sömürgesi olan Hindistan'da çıkmıştır.

Böyle sapkın bir düşüncenin tabii sonucu olarak etkisini hala sürdüren bazı fikirler ortaya çıkmıştır ki Ehl-i sünnet alimleri bu tür fikirleri sapkınlık olarak görür. Örneğin bu kimselerin, Resulallah'ın (s.a.v.) Kur'an dışındaki hissi mucizelerini kabul etmemeleri, ayrıca şefaati ve kabir hayatını, kabirdeki azap ve sevabın varlığını, kaza ve kaderi inkar etmeleri itikadi sapmalarının bazılarındandır.

Sünnet olmadan Kur'an'ı doğru ve sahih bir şekilde anlamak mümkün olmadığı gibi uygulamak da mümkün olmaz. Kur'an'ı Kerim ancak beyan edilerek/açıklanarak anlaşılabilir. Onun beyanı Hz. Peygamber'e, dolayısıyla sünnete aittir. Bunu bizzat Allah (c.c.) buyurmuştur: "Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamber! Sana da Kur'an'ı indirdik ki insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler" (Nahl 16/44)

Sünnet Kur'an'ı kerim'in anahtarıdır. Sünnet olmadan Kur'an doğru bir şekilde anlaşılamaz. Kur'an anlaşılmayınca da din, murad-ı ilahiye uygun olarak tesis edilmiş olmaz. Yani sünnet olmazsa din de olmaz. Şu halde sünneti göz ardı ederek sadece Kur'an-ı esas alan bir din oluşturma eğilimi, haddizatında dini ortadan kaldırmakla aynı anlamdadır.

Bu Hususta İmam Beyhaki'nin naklettiğine göre İbn Mesud (r.a.) şöyle demiştir: "Ey insanlar! İlim kaldırılmazdan önce onu öğrenin. İlmin kaldırılması, ilim ehlinin ölüp gitmesidir. Bidatçılıktan ve süslü konuşarak lugat parçalamaktan sakının. Öncekilerin yolu takip edin. Bu ümmetin sonunda bazı topluluklar ortaya çıkacak; onlar, kendilerinin insanları Allah'ın kitabına çağırdıklarını iddia edecekler, Halbuki onlar Allah'ın kitabını arkalarına atmışlardır."

Hz. Muhammed  (s.a.v.) Kur'an ile Sünnet'in birbirinden ayrılmayacağını belirtmiştir. Bununla beraber kendisine verilen teşri yetkisini kabul etmeyip sünneti inkar edenler olacağını, sünnete karşı çıkacak grupların türeyeceğini, hadisleri önemsemeyen, her meseleyi Kur'an'da aramak gibi bir temayül gösterecek bozuk zihniyetlerin belireceğini haber vererek ümmetini ikaz etmiş ve böyle kimseleri şu sözleriyle uyarmıştır:

"Sakın ola, herhangi birinizi, benim bir emrim ya da bir yasağım kendisine ulaştığı zaman, koltuğuna yaslanmış olarak, 'Biz onu bunu anlamayız! Biz Allah'ın kitabında ne varsa (sadece) ona uyarız! derken bulmayayım." (İbn Mace, Mukaddime, Taberani, el-Mu'cumü'l-Kebir, 1/316)

Bazı kimselerin, "Bu Kur'an'da geçiyor mu?", "İslam dininin esası yalnız Kur'andır, biz yalnız onda olan hükümlere amel ederi, onun haram dediğine haram, helal dediğine helal deriz" diyerek sünneti dikkate almadıklarını, hatta sahihliğinde şek-şüphe bulunmayan hadislere dahi istihfaf nazarıyla baktıklarına şahit olmuşuzdur.  Sünnete kıymet vermemek hz. Muhammed (s.a.v.)'in değerini ve görevini idrak etmemektir. Kur'an'ı tebliğ eden ve en başta tefsir eden odur. 

Günümüzde bazı mihrakların da etkisiyle her sorunun cevabı Kur'an'da aranmaya başlanmış, Allah'ın gönderdiği peygamber ve sünnetlerinin hiçbir önemi yokmuş gibi düşünceler dimağlara yerleştirilmeye çalışılmıştır. Hatta bu vesileyle, "Kur'anda geçiyor mu?" gibi söylemler sıradanlaştırılmıştır. Tabii bu gibi zihinleri idlal eden ve maksadı pek de masum olmayan, art niyetli söylemler ekseninde vuku bulmuştur. Günümüzdekiler de onların devamı niteliğindedir.



Yazar: Hüseyin Okur

Yolumuz Dört Hak Mezhep [ Semerkand ]



İçeriği Sosyal Ağlarda Paylaşmak için Alttaki Butonları Kullanabilirsiniz


Kategori: , , , ,

Yazar Hakkında:
!BR@H!M F!R@T Blogumuzda paylaşılan her şey tanıtım amaçlıdır. Telif ihlali olan paylaşımları iletişim kutusundan veya ibo.firat@gmail.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

1 yorum:

  1. demişki: biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, müslümanlara bir müjde olarak indirdik.

    YanıtlaSil

Lütfen konuyla alakasız yorumlardan kaçının. Sadece link almak amaçlı ( spam ) yorumlar yazmayınız. ( anında silinir ). Argo, küfür, siyasi vb. içerik barındıran yorumlar yazmayınız.

Not: Yorum yapabilmek için (yorumlama biçiminden) Anonim ( isimsiz olarak ) veya Adı/URL'yi ( Adı ( gerekli ) / URL ( kısmını boş bırakınız ), fonksiyonlarından seçim yaparak yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Ancak Google + profili ile yapılan yorumları onaylamıyorum bilginize. Yorum yaparken Adı/URL kısmından yaparsanız sadece isim yazmanız yeterli. Site adresi, URL eklerseniz yorumunuz onaylanmaz.

if