-->

Slider

İlgi Çeken Videolar

Sağlık

Teknoloji

Sinema

Televizyon

Ne Nedir?

En5 Konular

BES-MELA NEDİR?

BESMELE NE DEMEK?


BESMELE NEDİR?  BESMELE ANLAMI! BES-MELE  BES-MELA  BESMELA GERÇEK ANLAMI! BES NEDİR?


BES PUTU,  BES PUT MU? BES NE ANLAMA GELİR?  MISIR MİTLOJİSİ  BES TANRISI.


BES: BES MISIRDA ESKİ BİR CÜCE TANRISI  DİYE BENİMSENEN DANSÇI VE İSYANCIDIR. MELA-MELE DE ONUN ASLANLA İLİŞKİYE GİRİP ASLANDAN OLAN ÇOCUĞUNUN ADIDIR.CÜCE BES, ADLI  MISIR  TANRISI (PUT) EVLENECEK KADİN BULAMADIĞI İÇİN ASLANLA ZİFAFA GİRMİSTİR.VE MELE-MELA ADİNDA BİR COCUĞU OLMUŞTUR.



bes


BES-mela İSE PUT OGLU PUT DEMEK İYİ ARASTIRALİM COK HASSAS BİR KONU AMAN DİN KARDESLERİM AMAN EN İNCE DETAYİNA KADAR ARASTİRMA YAPABİLİRSİNİZ YORUMLARDA EN İNCE DETAYA KADAR BULUNUYOR UYANALİM NE DEDİĞİMİZİ BİLELİM..



BESMELE NEDİR?


İLLA BİR İSİM GEREKİYOR İSE RAHMAN VE RAHİYM OLAN ALLAH'İN ADI İLE DİYELİM VE HALEN DELİLLERE RAĞMEN İNANMIYORSANİZ ARKOLOGLAR BU KONUYU COK İYİ BİLİP ARAŞTIRIRLAR  SORUŞTURUN  BELGELERLE ISPAT İNDİRECEKLERDİR ÖNÜNÜZE..



BESMELE NEDİR? 1

Cüce bes bu isyankar tanri diye Mısır'da adlandırılan. BU RESİM DENDERA TAPINAGINDADIR.

M.S.60.YILINDA ROMALILAR TARAFİNDAN TAMAMLANMISTIR.



M.S.60.YILINDA ROMALILAR TARAFİNDAN TAMAMLANMISTIR.



Denderah Tapınağı (Arapça: دندرة; Dendera olarak da anılır), Mısır'da Nil Nehri'nin batı yakasında aynı adla bulunan yerleşim yerindeki bir tapınaktır.

Antik Mısır tanrıçası Hathor'a yapılmıştır. Kraliçe Kleopatra, Hathor'a burada tapmıştır. Tapınakta kabartma tasvirleri vardır. Tapınağı MS 60 yılında Romalılar tamamlamıştır

Uyandırıyoruz din kardeşim uyan kardesim.Bugune kadar uyuduk tamam e uyandıriyoruz kardeşim uyan artik.




KRALİCE Kleopatra  burada tapmıştır

KRALİCE Kleopatra  burada tapmıştır.

Kralicenin kimligi

Kraliçenin Kimliği

tapınak
VE BİZLER ŞARKILARA BESTE DİYORUZ.ÖRNEK ŞU ŞARKICI ŞU BESTEYİ YAPTİ DİYORUZ BES-BESTE -BESTELEMEK MISIR CÜCE TANRISI DİYE TABİR ETTİKLERİ BES TANRİSİNDAN GELME BİR KÖKENDİR, KELİMEDİR

ISBN 0192804588 KODLU KİTAPtan araştırma yapabilirsiniz

ISBN 0192804588 KODLU KİTAP'tan araştırma yapabilirsiniz.

ISBN 0192804588 KODLU KİTAPtan araştırma yapabilirsiniz1

Bu kitabı  ve kitabı satan site dahi var amazon.com da bu kitabı bulabilirsiniz.


bes2


(The oxford history of ancient egypt(ANTİK MISIR'IN OXFORD TARİHİ)

Tarihçesinde mevcut

kütüphane

Kitabın bulunduğu kütüphaneler..



Araştırmak için detaylar >> https://mythologica.fr/egypte/bes.htm

Karıncalar ile Deney

Karıncalar ile Deney!


Karıncalar kadar  küçülüp o sığınıklarda gezintiye çıkmayı aklınızdan geçirdiniz mi? yada hayal ettiniz mi? Karıncaların dünyası oldukça farklıdır ve kendi aralarında disiplinli bir çalışma ve işleyiş bulunmaktadır. Karıncaların sığınaklarında o kadar nasıl rahat hareket ettiklerini ve oralarda neler yaptıklarını elbette merak etmişsinizdir.

Florida State Üniversitesi'nden profesör Walter Tschinkel kısa  zaman diliminde yukarıda bahsi geçen soruların cevabını net şekilde bizlere ufak bir deneyle aktarıyor.  Profesör, aşağıdaki videoda  (video   kaldırılmıştır. Yerine  görsel eklenmiştir.) eritilmiş alüminyumu kanallara dökerek soğumasını beklemekte ve hemen ardından dikkatli bir şekilde kazı yaparak bu varoluşu  yer yüzüne çıkarmaktadır. Bunların sonucunca  bütün  koloninin 3D bir modelini ortaya koymuş olmaktadır..

Karıncalar ile Deney



Bir önceki yazımızı okumak için ilgili adrese gitmenizi tavsiye ederiz. >> Karıncalar Neden Süper Organizmalardır?

Kum Tanelerindeki Gizem

Kum Tanelerindeki Gizemler


Kum tanelerini yakından tanıyalım


Yer yüzünün hemen hemen her yerinde kumlar bulunmaktadır. Özellikle deniz kenarlarında, sahiller ve en çok çöllerde kumlar olur. Ancak dışarıdan gördüğümüz gibi kum taneleri küçük ve hepsi birbirine benzer şekilde görürüz. Oysa ki kum tanelerini çok yakından görüldüğü zaman hiç birinin hiç birine benzemediğine şahit olacaksınız.

Kum Tanelerindeki Gizem


Eğer mikroskopla bakma imkanınız olsaydı kum tanelerine daha net şekilde biçimlerini ve benzersizliklerini görebileceksiniz. Biz bir tane mikroskopla görüntülenmiş resimle bu merakınızı gidereceğiz.

Yüksek Kesimlerin Soğuk Olması

Yüksekler Neden Soğuk Olur?


Hepimizin bildiği  gibi yükseğe çıkıldığında ısı değişimi olur. Yüksek kesimler soğuk olmaktadır. Dünyamızı aydınlatan ve ısıtan kaynak güneş olmasına rağmen yaklaştıkça daha sıcak olması gerekmez mi? Bunun haricinde bulutların nemi havanın sıcak olmasına neden olmaz mı? Ve uçaklarda bulunan ısıtma sistemler veya dağcılık sporu yapan kişilerin zirvelerde soğuktan hayatını kaybettiğini duymuşsunuzdur.

Yüksek Kesimlerin Soğuk Olması


Yeryüzüne oranla yüksek kesimlerde  ısının az  olmasının sebebi , ısıyı tutacak olan veya  bu sıcaklığın sabit kalmasını sağlayacak olan atmosferin yahut atmosferik basıncın olmama nedenidir. Deniz seviyesinde atmosfer basıncı 1,00 atm’dir (standart atmosfer). Yerden 5000  metre yüksekliğe varıldığında  ise basınç 0.83 atm seviyesindedir. Bundan dolayı bu fark  hayati  aktivitelerimizi yapmamıza engel olmaz; fakat  basınçta az da olsa bir değişiklik oluşumu söz konusudur.

Artarktika’da deniz buzlanması rekoru

Artarktika’da deniz buzlanması rekor Seviyede



Dünyamız küresel ısınmayla karşı karşıya olduğu çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Bunun yanı sıra Antarktika'da deniz buzlanmasında ilginç bir olay yaşandı.

Antarktika bölgesinde  okyanus buzlanma hacmi 19,44 milyon km2'ye kadar çıkarak, uydu görüntüleri ile  kaydedilmiş en büyük  buzlanma seviyesine  ulaşmış durumda.

Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi'nin (NSIDC) açıklamalarına göre bundan önceki rekor 2006 senesinde 19,39 milyon km2 ile kırılmıştı.



Savunma Meteorlojik Uydu Programı'nın bir parçası nisbetinde Eylül ayı sonlarında  yapılan mikrodalga görüntüleme araştırması sonucunda  ise  deniz buzlanmasındaki en büyük  yükselme seviyesine çıktığı anlaşılmıştır.

NASA'dan yapılan bilgilere göre bu  rekor buzlanmanın bir sebebi ise, Antarktika'da yükselen ısının buna  neden olduğu oldukça güçlü rüzgalardandır.

Buradan da anlaşıldığı  gibi küresel ısınmanın hızla yayılmasıdır.

Evrim Geçirmeyen Organizma

Evrim Geçirmeyen Organizma Bulundu ve Evrim Gerçekleşmediği Ortaya Çıkmış oldu.


Dünya genelinde araştırmacılar tarafından bulunan denizin derinliklerinde duran 2 milyar sene boyunca hiç bir şekilde evrim geçirmemiş bir mikro organizma keşfedildi.

Evrim Geçirmeyen Organizma


Batı Avustralya yakınlarında olan kayalardan elde edilen benzerleri ile araştırılan sülfür bakterilerinin, en az 1.8 milyar senesince evrimin gerçekleşmediği meydana çıkmış oldu. Çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan bu organizma gelişmiş mikroskop ile inceleyen bilim adamları, 2.3 milyar yıl öncesine denk gelen bakterilerin Şili açıklarında yaşayan modern sülfür bakterileriyle tümüyle aynısı olduğunu kanıtladılar.

Mecma-ı Âsâr-ı Atika Müzesi

Mecma-ı Âsâr-ı Atika (Eski eserler Koleksiyonu), Türkiye'deki ilk müze oluşumudur; günümüzdeki İstanbul kazı bilimi Müzeleri'nin temelini oluşturur. odalık Abdülmecit'in Yalova gezisi sırasında gördüğü Bizans yazıtlarını istanbul'a getirtmesi dair eserler, 1846 yılında Osmanlı talih adamı Ahmet Fethi paşa aracılığıyla o güne kadar saray deposu olarak kullanılan ayak tabanı İrini'de toplatılmıştı. Koleksiyon, sadrazam Ali ağırbaşlı döneminde düzenlendi ve 1869 yılında dönemin maarif Nazırı saffet paşa aracılığıyla Müze-i kutlu (İmparatorluk Müzesi) olarak adlandırıldı. ayrımsız yıl, ilk müze müdürü olarak Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden Dr. Good görevlendirildi. hassaten vilayetlere bir tamim gönderilerek çevrelerindeki kamu tarihi eserlerin bozma edilmeden müzeye iletmeleri istendi.


Dr. Good, 1871'de müze müdürlüğünden ayrılmasından sonra, veziriazam Ali Paşa'nın yerini meydan yeni veziriazam Nedim ağırbaşlı müze müdürlüğünü kaldırdı; Trentzio isimli bir kişiyi ayak tabanı İrini'deki eserleri korumakla görevlendirdi. ancak 1872'de, Ahmet Vefik Paşa'nın sadrazamlığı sırasında müze müdürlüğü yeniden kuruldu; bu göreve atanan Anton Dethier ölene kadar görevini sürdürdü.


1873 yılında maarif nazırı Ahmet Cevdet Paşa'nın çalışmaları ile genişletilen müze, taban İrini'deki nem oranının asar mazarrat vermeye başlaması üzerine 1875 yılında ve Fatih sultan Mehmet tarafından 1472’de yaptırılan Çinili Köşk’e nakledildi.

Koleksiyon daha çok tam olarak çecik celi hale gelmişti; antre ücreti 100 nakit olarak belirlendi; Çarşamba günleri kadınların görüşme haset olarak ilan edildi.


Dethier'in 1881'de ölümü üzerinde Osman Hamdi bey ilk Türk müze müdürü olarak göreve başladı. Osman Hamdi Bey'in, ülkedeki arkeolojik kazıların bir bölümünün Müze-i kutlu aracılığıyla gerçekleştirilmesi girişimleri sebebiyle müzedeki işaret sayısı okkalı arttı. Bir müze binasına gerekseme duyulması üzerine Mimar Vallaury aracılığıyla ülkenin ilk müze olarak kullanılmak için inşa edilen binası tasarlandı ve 1891'de hizmete açıldı. 1903 ve 1907'de ilişik binalar yapıldı.


1910 yılında Osman Hamdi Bey'in ölümü dair müze müdürlüğünü kısaca bir müddet kardeşi Halil Ethem satış yürüttü. 1912-1914 yılları beyninde yayınlattığı taş eserler kataloğu ile müze dünyada ünlü oldu. başka bir binaya taşınan uran Nefise(Güzel Sanatlar Okulu)'nin binası müzeye verilince burası ezelî şark Eserleri Müzesi olarak düzenlendi.
Günümüzde İstanbul arkeoloji Müzeleri adıyla dünyanın en mefret müzelerinden birisi olarak varlığını sürdürür.

Türkiye'deki Müzeler

Cumhuriyetin ilanını takiben, Türkiye müzeleri Atatürkün Anadolunun in aracılığıyla yapılan müfit şeylerinin kilim ve araştırmasına ehemmiyet vermesi dolayısıyla kaydedilebilir şekilde gelişti. Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde, İstanbulda Asar-ı Atika Müzesi, olarak adlandırılan İstanbul arkeoloji Müzesi, ayak tabanı İrininin dar sahipliğini yaptığı Askeri Müze, Süleymaniye Camiinde Türk ve İslam Eserleri Müzesi (Evkaf-ı Islamiye Müzesi) ve Anadolunun bir kaç muhteşem şehrinde Osmanlı İmparatorluğu Müzesi (Müze-i Humayun) müzeleri vardı.


Türk Arkaleoloji Müzesi (Türk Asar-ı Atikası), Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında kuruldu. Görevi toplamak, sıralamak yapmak, kitabevi ve arkeolojik ve etnoğrafik buluntuları korumaktı. Anadolu'nun bir aşırı bölgesinde antika kiliseler, camiler ve kervansaraylar restore edildi ve müzeler dönüştürüldüler. Malzemeleri ve içerisindeki zanaat çalışmaları ile Topkapı Sarayı, 1927 yılında halkın ziyaretine açıldı.

Aynı yıl İslami Müze Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak restore edildi ve Konyada Mevlana derviş Locası bir müzeye dönüştürüldü. 1930 yılında tamamlanan Ankara etnografya Müzesi, inşasi ilk kez müze olarak dizayn edilen yapıydı. Yeni müzeler Bursa, Adana, Manisa, İzmir, Kayseri, Antalya, Afyon, Bergama ve Edirne'de kuruldu. 1

940 yılında Ankarada Mahmut paşa Bedesteni içinde müesses olan eti Müzesi, restore edildip, yenileştirildikten sonra 1968 yılında küçük asya Medeniyetleri Müzesi haline dönüştürüldü. Bugün, ekin ve Turizm Bakanlığı'na merbut 98 müze müdürlüğü, 92 özel müze ve 1.204 mahsus derme vardır.

Müzeler listesi Istanbul Trabzon Ayasofya Müzesi Topkapı Sarayı Dolmabahçe Sarayı star Sarayı İstanbul arkeoloji Müzesi büyüklük suret ve yontu Müzesi Turkish and Islamic Arts Museum Çinili köşk Seramikler Müzesi Museum of Military History at harp okulu Museum of Naval History at Beşiktaş Sadberk hatun Müzesi Pera Müzesi Rahmi M. çalıştırıcı Müzesi Sakıp Sabancı Müzesi İstanbul çağdaş zanaat Müzesi Doğançay Müzesi Museum of Classical Ottoman Literature (Galata Mevlevihanesi) ışıklandırma ve sıtma Araçları Müzesi Ankara küçük asya Medeniyetleri Müzesi Ankara budun betimi Müzesi ülke yontu ve konuşma Müzesi Museum of the First Turkish National Assembly Museum of the Second Turkish National Assembly çalıştırıcı teknoloji Müzesi The TCDD Locomotive Museum MTA Museum of Natural History İzmir, İzmir kazı bilimi Müzesi Konya Mevlana Müzesi.

Kahire Mısır Müzesi

Kahire mısır Müzesi ya da kısa mısır Müzesi, Mısırın başkenti Kahirede kâin ve eski darı uygarlığının en alaylı koleksiyonunu barındıran kazı bilimi müzesidir. Müzenin, önemli bir miktarı gösterimde cereyan etmek üzere, toplam 120.000 sayı eseri bulunmaktadır.


Müzenin tarihi 1835 yılna kadar gider. O tarihte mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali ağırbaşlı emektar mısır uygarlığından kalan eserlerin ticaretini yasaklar ve Kahirede mevcut Ezbekiye bahçesinde kâin bayağı bir binada bu yapıtların korunması için istek verir. elan sonra burası Ezbekiye bahçesi müzesi niteleyerek anılacaktır. Mehmet Ali Paşanın ölümünden sonra, 1850 yılını takiben yıprak im ticareti gene başlar.

Mehmet Ali Paşanın halefleri Ezbekiye bahçesinde müterakim olan müzelik eserlerden bazılarını prestijli konuklarına ihsan etmeye başlar. nihayetinde Ezbekiye bahçesindeki müze Kahire Kalesindeki bir binaya taşınır. 1854 yılında Kahire Kalesindeki binaya taşınmış bilcümle eserler mısır Hıdivi Abbas paşa tarafından Avusturya Arşidükü Maximiliana armağan edilir. 1858 yılında, Fransız Mısırbilimci Auguste Mariette tarafından, Said Paşanın da desteği ile, Kahirenin bulak semtinde Nil kıyısında bir çatı yeni müze binası olarak seçilir.

Nihayet 1863 yılında, Hıdiv İsmail paşa döneminde pınar Müzesi açılır. 1878 yılında Bulaktaki baskın baskınından sonra bu müze de hapsedilmek zorunda kalınır. 1886 yılında kaynak Müzesi yeni baştan ama eğreti olarak açılır. 1890 yılında ise müzedeki tam asar Gizadaki Hıdiv İsmail Paşanın sarayına taşınır.Ama müzedeki artifaktların sürekli olarak çoğalış göstermesi hakkında Auguste Mariette ve öbür Mısırbilimciler henüz büyük ve mıhlı bir müze binasının seçilmesi için ısrar ederler.

1897 yılında, Kahiredeki tahrir meydanında, Hıdiv Abbas Hilmi paşa ve kazı bilimci Gaston Masperonun da eşliğinde, bugünkü darı Müzesinin temelleri atılır. takribî 5 yıl süresince yeni müze binasının inşaatı bitirilir. 1902 yılında az ay içinde Giza Müzesindeki bilcümle turfa eserler yeni müze binasına taşınır.

Nihayet 15 son teşrin 1902 tarihinde mısır Müzesinin resmi açılışı yapılır. Auguste Mariette müzenin tamamlanmasından birkaç yıl mukaddema ölmesine rağmen bu müzenin kuruluşunda en fena emeği geçen insan olduğu için müzenin kurucusu olarak akseptans edilir. Müzenin mimarı Fransız mimar Marcel Dourgnon olup müze binası neo-klasik mimari tarzında kurma edilmiştir.

Afyon Bolvadin Müzesi

Afyon Bolvadin Müzesi, Afyonun Bolvadin ilçesinde arsa düzlük hem arkeolojik, hem etnografik eserlerin sergilendiği belediyeye ait kompozit bir müzedir. 687 m² kapalı, 232 m² sarih yer ehil iki bükülmüş müze binası, şehremaneti sineması (Işık Sineması) olarak yapılmış, daha sonra şehremaneti hars merkezi olarak müstamel ve son 1987 yılında uray tarafından alınan kararla müze haline getirilmiştir. Binanın müzeye dönüştürülmesinin ardından o zamana kadar Bolvadin Lisesinin bahçesinde ve Alkoloid Fabrikasında toplanan arkeolojik asar müzeye getirilmiş ve müze koleksiyonunun temelini oluşturmuştur.



Müzede er tunç Çağı, antika Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve cumhuriyet altını dönemine ilgilendiren buluntular ile mahallî gelenek ve görenekleri yansıtan etnoğrafik malzemeler sergilenmektedir. Sergilenen malzemeler ortada Bolvadindeki haşhaş üretimi ve kullanımına, Eber Gölü yöresindeki kamıştan hasır üretimine merbut fotoğraf ve malzemeler; kavaflık, koşumculuk, marangozluk, berberlik, çiftçilik, demircilik kabil mesleklere ait malzemeler; pekmez imalathanesi malzemeleri, inmek imalat malzemeleri ile mamullerinin figürleri;çeşitli aşhane malzemeleri, elbiseler, ağırlık-tartı malzemeleri, ateşin ve ateşsiz silahlar, Roma ve Bizans ağırlıklı, Beylik, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti sikke ve mangır koleksiyonları vardır (Sikke koleksiyonlarının derlenip düzenlenmesinde zamanın Afyon Müze Müdürü arkeolog Ahmet TOPBAŞın çalışma ve enerjisi bile vardır). Müze bünyesindeki 200 yabanlık konferans salonu, ilçenin ekin ve zanaat etkilinliklerinde önemli rol oynar.

Konferans salonu, gösterme salonlarından birisi, Bolvadin elkızı odası, Bolvadin istikrar odası müzenin ilk katında yer alır. İkinci katta bir öteki teşhir salonu ile uzmanlık kütüphanesi vardır. Müzenin bahçe kısmında Roma, Bizans lahit parçaları ve steller, Osmanlı metfen taşları ve arkeolojik eserler konum almaktadır. Bolvadin Müzesi, uray basın Müşaviri konuşma Tarihçisi Nurettin Özkana Bolvadin şehremaneti Meclisi kararı ile 15 nisan 1987de kurucu müze müdürü olarak müzeyi inşa görevi verilmiş, 15 kasım 1987de açılışı yapılmıştır.

Yetki veren belediye Başkanı Hasan Basri yazar olup bütün uran hazırlık, proje ve planlama, açma ruhsatı, yapıt toplama, vitrinleme ve ekspozisyon Nurettin Özkana aittir. kurucu milletvekili yöneten sıfatıyla Nurettin Özkana resmi bir yer olarak Bolvadin Belediyesince maruz bu düzentileme kaza MEGS Müdürü müverrih Fevzi GÜMÜŞ, Bolvadin İHL öğretmeni ilahiyatçı A. iyilik MURADOĞLUnun katkılarıyla gerçekleşmiştir. Müzenin çekirdeği olan 50 dolayında gayrimenkul parçası veya taşınır ekin varlığı da Bolvadin Lisesi bahçesinden, Alkoloid Fabrikasından getirilmiştir. Mevcudu 2.500ü aşan im sayısına belediye bünyesinde kurulan ekiple ulaşılmıştır.

Charles Texier

Félix Marie Charles Texier 1802 Versaillesde doğdu, 1871 Parisde öldü; Fransız mimar, arkeolog ve gezgin. Paris hayırlı Sanatlar ali Okulunu bitirmiş; Fransız ulum Akademisi ve Paris arkeoloji Enstitüsü üyelikleri yapmıştır. mamure İşleri Müfettişliği görevi esnasında Fransız Hükümeti aracılığıyla Anadoluya gönderilmiştir. İlki 1833 ve ikincisi 1843 yılında başlamak şartıyla Anadoluda yıllarca süren gezi ve incelemeleri sırasında Türkiyenın mebzul koca bir kısmını baştan başa gezip dolaşmış, kazılar yapmış, araştırmalarda bulunmuş ve tekmil bu çalışmalarının sonuçlarını yayınlamıştır.



Bu eserin, Türkiye Arkeolojisi için ihtimal bile en orijinal kısmı, topografik haritasını çıkartıp birçok yerini resimlediği Hititlerin başşehri Hattuşaş (Boğazköy) ile buranın ayan esir tapınağı olan Yazılıkayayı bulmuş ve dünyaya tanıtmış olmasıdır. Gezip dolaştığı yerlerde yalnızca antika devirlere ilişkin değil, henüz sonraki devirlere ilişkin (Selçuklu, Beylikler, Osmanlı vb.) bile stratejik şehirlerin, strüktür ve anıtların çizimlerini yapmış, uzmanlar aracılığıyla gravürlerle durumlarını sabitleme etmiştir. Bunlarla da yetinmemiş, Anadolunun jeolojik yapısı, coğrafi özellikleri, arz altı ve bucak üstü kaynakları ve irfan merkezlerinin tarihi ve o günkü halkın etnik, demografik, kültürel, soylu erki vb. durumu üzerine marifet vermiş, gözlemlerini aktarmıştır.

Texier ilmi düşkünlük ve zatî ilgileri ile Osmanlı Devletinin bilge olduğu topraklarda gezi ve taharri yapıp etmek isteyenleri caydırıcı, isteyerek ve hatalı propaganda ve görüşleri, kendi çalışmalarına ve görüp yaşadıklarına dayanarak, lüzumlu basın-yayın yoluyla, gerekse aydınlatıcı konferanslarıyla, tesirsiz yapmak için bile hız harcama etmiştir. Yazarın Türkiyeye ilk seyahatinin (1833-1837) sonuçlarını ihtiva fail frenkçe orijinali, önemli boyda 862 sahife metin, 239 gravür ve düşünce ile 5 haritadan oluşmaktadır. Texier ilk seyahatinden karşı yıl sonra (1843 yılında) Türkiyeye yaptığı ikinci seyahatini takiben bu eserini, yeni veri ve vesaik koymak suretiyle, henüz da olgunlaştırarak yeni bir versiyonunu, tekrar Pariste önce 1862, sonra 1882 yıllarında yürütmek şartıyla iki yol elan bastırmıştır.

Bu öğün yek cilt halinde ve 757 sahife (fakat bayağı punto ile koşa sütun/1514 sayfa) olarak yayınlanan bu yeni baskı, yukarıda anılan üç ciltlik ilk baskıdan daha az hacimli değildir. ancak gravürler ve çizimler bakımından ilk el daha zengindir. Ali Suat anlayış son baskıdan yaptığı tercümeyi başlıca almakla birlikte, ilk baskıdaki gravür ve çizimlerle bu eseri zenginleştirildi. Ali Suat anlayış arap harfli türki tercümesinde 63 gravür, çizim ve suret varken son bu neşride 300 dolayında lüks gravür, çizim ve resim vardır. Texierin bu dev eseri, yayınlanır yayınlanmaz ölçülülük dünyasında majör eko yapmıştır. İçeriği itibarıyla özelikle Anadoluyu ilgilendirmesi yüz Türk aydınlarının da dikkatini çekmiş ve elan Milli savaşım devam ederken, Ali Suat komutan (1869-1932) tarafından Türkçeye çeviri edildi.

Eserleri Asie Mineure - ufak tefek Asya Description Géographique - Coğrafyası Historique ten Archéologique des Provinces et des Villes de la Chersonnése dAsie (Paris, Typoqraphie bile Firmin Didot Frères, Fils et C., Editeurs bile LInstitut bile France, 1862, 1882) Description de lArménie et bile la Perse, bile la Mesapotamie (Paris, 1842-1845) - Armeniya, şran ve Mezopotamyanın Tasviri Edesse et neva Monuments (Paris, 1859) - Urfa ve Anıtları LArchitecture Bizantine ou Recueil de Monuments, des Premiers Temps du Christianisme ou Orient (Londra, 1864, R.P Pullar ile birlikte) - Bizans Mimarlığı The Principal Ruins of Asia minör (Londra, 1865, R.P Pullar ile birlikte) - değersiz Asyanın En stratejik Harabeleri [değiştir] dünya Bağlantılar ufak tefek ASYA: Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, Charles Texier, haberleşme ve dokümantasyon Hizmetleri Vakfı "http://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Texier" adresinden alındı. sahife kategorileri: 1802 doğumlular | 1871 yılında ölenler | Fransız arkeologlar | Fransız mimarlar | Fransız kâşifler

Aşıklı Höyük


Aşıklı Höyük, Anadolu'da Kapadokya bölgesinde mevcut bir höyüktür. Aksaray il merkezinin 25 km doğusunda, Melendiz Çayı yakınındadır.


1989-2002 yıllarında İstanbul Üniversitesi tarih öncesi Anabilim Dalı'nca Prof. Dr. göz erimi sabah yeli başkanlığında yürütülen kazılar sonunda Çatalhöyük'ten en az 1000 sene daha eskiye tarihlenen bitişken, pıtrak dokulu bir neolitik haliç yerleşmesi ortaya çıkartılmıştır. 2006 yılında yeniden İstanbul Üniversitesi prehistorya Anabilim Dalın'ndan Doç. Dr. Mihriban Özbaşaran başkanlığında yeni çağ kazılarına başlanmıştır.

İstanbul Ünüversitesi arkeoloji Bölümü Arş. Görv. Semra saika Balcı 1 Mayıs 2007 tarihinde "Orta küçük asya Obsidyen Teknolojisi, âşıklı höyük Modeli, teknı kültürek kökeni ve evrimi karşı etraflıca birözel sunum yapmıştır.

Anasaziler

Anasaziler, (M.S. 500 - M.S. 1300), Kolorado ve New Mexico bölgesinde muammer olan bugünkü Hopilerin ataları.Kolorado ve New Mexico'nun engebeli mesalarında ve kanyonlarında müesses olan, zamanla yıprak pueblolar ve can alıcı kaş kentleri, kuzey Amerika'nın ilk halklarından olan Anasazilerin (Novajo dilinde ihtiyarlar anlamına mevrut bir sözcük) yerleşim alanlarıdır.


M.Ö. 500 yılında, Anasaziler Kuzeybatı Amerika'daki kupkuru ilk köylerden bazılarını kurmuş olup avlanıyor ve mısır, kabak ve fasulye yetiştiriyorlardı. Anasaziler yüzyıllar süresince kalkınarak gelişmiş barajlar ve sulama ağları kurdular; başarılı ve açık bir çanak geleneği yarattılar; günümüz ABD'deki en çarpıcı kazı bilimi alanları beyninde kâin mebzul odalı ve karmaşık yerleşim birimlerini yalçın uçurumların kayalık yüzlerine oydular. Anasazilerin tarihi, görmek için seçtikleri balkı ancak haşin yöreye disiplin sıkıya bağlıdır.

Toprakta kazılmış dümdüz çukur-evlerden oluşan ilk iskân birimleri, gittikçe toplantıların ve dinsel ayinlerin yapıldığı aykırı mağaralarına (kiva) dönüştü. sonraki kuşaklar, kare biçiminde taş pueblolar yapmak için duvarcılık teknikleri geliştirdiler; fakat, Anasazilerin yaşam biçimindeki en sansasyonel değişiklik, hala bilinmez nedenlerle, tepesi müstevi mesaların sarp yamaçlarında oydukları mucize ve şu denli bükülmüş yerleşme birimlerine geçmeleri oldu.

Buna karşın, 1300'e gelindiğinde Anasaziler, yine dönmeyi düşünmüş gibi, çömleklerini, aletlerini ve hatta giysilerini geride bırakarak yerleşme bölgelerini vazgeçme etmişler ve güya tarihin derinliklerinde kaybolmuşlardı. Vatanları, Navajolar ve Uteler kabilinden yeni kabileler ve elan sonra da İspanyol ve diğer Avrupalı yerleşimciler gelinceye derece bir yüzyıldan fazla yararsız kaldı.

Delhi

Orta Çağ'da Delhi bir sürü Hint imparatorluğun başkenti idi ve kuzeybatı Hindistan ve Hint-Ganj ovaların arasındaki yıprak tecim yollarında mühim bir şehirdi.


Birçok antika ve ortaçağ abide, arkeolojik alanlar ve kalıntıların bulunduğu yer. 1639'da Babür imparatoru Şah-ı cihan Delhi'de yeni bir duvarlı kent yaptırdı, ve Dehli, 1649 ve 1857 yılları beyninde Babür İmparatorluğu'nun başkenti idi. Britanya, 19. yüzyılda Hindistan'ı ele geçirdikten sonra, V. George 1911'de hükûmet merkezi yine Delhi olacağını ilân ettiğine kadar Hindistan'ın başkenti Kalküta'ya taşındı.

1920'li yılları süresince yeni bir başkent, Yeni Delhi, yapılıyordu. 1947'de Hindistan Britanya'dan bağımsızlığını kazandığı devir Yeni Delhi ülkenin başkenti ve hükûmet koltuğu olarak seçildi. Ülkenin her dört köşesinden Delhi'ye yapılan göçe rağmen Delhi şu denli bozuk ve kozmopolit bir şehirdir. Şehrin süratli gelişim ve kentleşmesi, nüfusun güçlü yaklaşık geliriyle şehri değiştirdi. Günümüzde Delhi, Hindistan'ın en ciddi kültürel, siyasî ve ticarî merkezlerinden biridir. tören galerisi Lotus çiçeği biçiminde yaplmış Bahai tapınağı. Şehrin en muhteşem camisi, "Jama Masjid". Unesco dünya mirası listesinde makam düzlük "Red Fort". 16. yy'da kağan hümayun için yaptırılan "Humayun'un kabri".

Kars Müzesi

Kars Müzesi, Kars´ın en kebir müzesi. Birçok uygarlığa binlerce yıldan bu yana evsahipliği fail Kars´ta ilk olarak 1959 yılında müze memurluğu kurulmuştur. elan sonra, arkeolojik kazıların arkası sıra işaret sayısının çoğalmasıyla müşterek kümbet Cami (Havariler Kilisesi) müzeye dönüştürüldü. 1978 yılında henüz büyük bir müzeye ihtiyaç duyularak 1981´de açılışı yapılan çağdaş Kars Müzesi günümüzdeki arkeolojik, etnografik ve taş eserlerin sergilendiği mühim müzeler beyninde önem almaktadır.


Müze 1981 yılında açılan çağcıl Kars Müzesi'nde, objeler iki yan üzerinde sergilenmektedir. Müzenin dünya katında turfa eser Deposu, Bürolar ve arkeolojik yayın Salonu; birinci katta ise Etnografik sergi Salonu ve Lojman bölümleri vardır. Ayrıca, müze bahçesinde de tarihi eserler vaziyet almaktadır. arkeoloji Salonu Paleolitik zaman Eserleri Müzenin temel katındaki salonda Paleolitik fasıl eserlerine tesadüf etmek mümkündür.

1971 yılında dile destan Türk arkeolog Prof. Dr. kılıç köklü aracılığıyla Kağızman´da yapılan kazılarda ortaya sâdır taş yabancı baltaları, çakmaktaşı, mikrolitler, kazıyıcı ve stoper aletler bulunarak sergilenmektedir. M.Ö 13. bin yılda iskân gören Kağızman´daki mağarada Anadolu´daki en emektar yerleşim merkezlerinden birisi olduğu belirleme edilmiştir. Bunun yanı sıra, buzul Çağı´nın ahir yani iki milyon sene evvela canlı dinozorlara ilgilendiren bir bukağılık kemiği bile bu seksiyonda bulunmaktadır.

Eski bronz asar M.Ö 3 bin yılında yani yıprak tunç Çağı´nda Kafkaslardan Anadolu´ya mevrut Hurriler´e ilişik yağız perdahlı kiremit olarak bilenen pişmiş bölge asar anı ören Kenti´nde bulunarak müzede sergilenmeye başlanmıştır. Ayrıca, yine bire bir döneme ait baltalar, iğneler, fibulolar, yüzükler, delici aletler ve ağırşaklarda bu salonda sergilenmektedir.

Urartu Dönemi Eserleri Van Gölü´nden, Çıldır Gölü´ne kadar heybetli bir alanda kraliyet kuran Urartular döneminden kalma Sarıkamış-Micingirt Köyü´nde bulunan dü sayı tunç Urartu kılıcı ile bir tunç koçaklama kemeri, bronz bilezikler, akik boncuklar ve pişmiş arazi boyalı vazolar bu salonun en önemli eserlerindendir. Sikkeler Müzede sergilenen sikkeler, Grekler, Romalılar, Partlar, Bizans İmparatorluğu, küçük asya selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine aittir. Altın, gümüş, bakır, kurşun madeninden yapılan sikkeler zaman bilimsel olarak sergilenmektedir. diğer asar Bu eserlerin yanı aralık müzenin bu salonunda, zahire küpler, Romalılar, Bizanslılar, Geç hristiyan Dönemleri ve Selçuklulara ilişik birçok nesne ziyaretçilerin en dikkat duydukları eserler beyninde mahal almaktadırlar. Müzede taştan yapılma birçok im de mevcuttur.

Bu asar arasındaki efsanevi şekilleri ve dü aslanı kollarının arasına almış vaziyette canlandırılmış selçuki devrine ilgili taştan mitolojik resim bulunmaktadır. Ayrıca, çeşitli uygarlıklara ilişkin sin taşları da uyanıklık çekicidir. selçuki ve Osmanlı dönemlerine ilişkin çoğunluğu mimarî yapılar olduğu sanılan yazılı sınav kitabeler de müzedeki o devir yaşantısından izleri günümüze taşımaktadır. etnografya Salonu Müzenin bir numara katında sergilenen etnografik eserler, 18 ve 19. yüzyıllarda Osmanlı Dönemine ilişik yöresel giysiler, aşhane kapları, halı-kilimler, silahlar ve aşiret yazması Kuran-ı Kerimlerden oluşmaktadır.

Bunun yanı sıra, berenarı servet sahibi bir kolleksiyon da vardır. Etnografik Eşyalar Kars ve çevresinden derlenmiş olan dokuma örneklerinden halı, kilim, heybe, at çulu, farma halı, yastık yüzleri, seccadeler ile yıpranmamış ve tunçtan yapılmış kazanlar, siniler, tepsiler, taslar, ibrikler, yamaklar (küçük kulaklı yahut asistan kap), debbeler (kavurma kabı), kevgir leğeni, sahan, havan topu ve [[kaşık] kadar ocaklık eşyaları, değerli ve gümüş işlemeli hançer, kama ve kılıç filintalar, çakmaklı ve tıknaz tabancalar, güçlü ve tunç baltalar ile barutluklar üzere silahlar, yönetim ve basılı baskılı kadim kitap fermanlar (vesika), gazeteler, çanta ve yazı takımı kadar nominal eserler; çadırların ortamında bölmeler oluşturmak için çubuklar üzerinde derece derece renklerde iplikler sarılarak sergi kadar desenlendirilmiş otağ çıtı, yöreye ilişkin kaftan, cepken, üç etek, bel kuşağı, esas örtüsü, göğüslük (tor), favori ipi, saç bağı, tabut jenerasyon ve çoraplar kadar muhtıra giysiler; sim işlemeli eyer takımı, deve çakları, baston, sopa, gümüş, kırbaç, fayton fenerleri, gümüş işlemeli saatler ve sim köstekleri, sim muskalıklar, gümüş tabakalar, sim kehrubar, oltu taşı, koka mercan, sedef hastalığı yürütmek neredeyse benzetme ve ağızlıklar, nargile, şamdanlar, lambalar, semaverler, mazot takımı, şekerlik, maşa, gümüş kemerler, sim bilezikler, tepelikler gerdanlıklar ve başlıklardan (kofik) oluşmaktadır.

Müze Bahçesi Müzenin esas caddeye vekil tarafındaki bahçede ise; türlü Türk boylarının Kars ve çevresinde kullanmış oldukları koç, koyun, kuzu ve atları betim eden taş eserler ile selçuklu ve Osmanlılar´a ilişik mukayyet kitabeler ve mimari parçalar mevcuttur. Müzenin yıldız tarafında ise; Kâzım Karabekir Paşaya 1921 Kars Antlaşması sırasında bir esen kuvve jesti olarak Ruslar tarafından armağan edilen tarihi parafin Vagon bulunmaktadır. Kazım Karabekir, o dönemlerde çalışmalarını bu vagonun içinde yapardı. Kendisi elan sonra bu vagonu Kars Vilayeti´ne bırakmıştır.

Kozluk - Batman

Kozluk Batman ilinin en önemli ilçesidir. mürtefi dağların etrafında kurulmuş tarihi bir ilçedir. ermiş Çelebi'nin yazdığına göre Kozluk halkı eğitimli, toleranslı ve cesur bir halkın torunlardır.

Tarihi bir yerleşim birimi olan Kozluk'un külüstür adi Hazo'dur. Kozluk'ta M.Ö. 8000 - 8600 yıllarına ilgili arkeolojik kalıntılar bulunmuş ve bu kazı bilimsel bakaya Diyarbakır arkeoloji müzesinde bulunmaktadır. İlçenin en yıprak yerleşim birimlerinden biri olan kermen mahallesinde ve civarında İbrahimbey camii, Hıdırbey camii ve Kozluk kalesi kadar geçmişi günümüze haiz tarihi yapıtlar bulunmaktadır. Kozluk kalesinde yaşayan insanlar içme sularını 10 km. uzağındaki çerağ kalesinden, hat yoluyla gerçekleştirme ediyorlardı.

Hoza kalesi, mukaddema Sasun Kalesi ve kandil Kalesi'nin üçüncü üçayak olarak kurma edilmişti. Bu üç kale arasındaki koordinasyon yardımıyla havza tanınmayan güçler açısından engelleme edilmesi oldukça bilek ve çetin olan bir yer haline gelmişti. Tarihte Sasun isyani olarak bilinen aslında Hazo isyani olan isyanın adından 1938 yılında ilçe statüsüne getirilen Kozluk, ilk evvela Siirt arkası sıra da Batman'a bağlanmıştır. Bir stratejik konumu nedeniyle ilçe halkı 1990'lara denli çarşı olarak adlandırlan dağ yamacında yerleşimini sürdürmüştü.

Bu tarihten sonra ise hem kalan kişi hem de bölge nedeniyle Üçyol olarak adlandırılan ovaya yerleşmeye başlamıştır. İlçede bulunan Angebire bölgesi hem ağaçlık hem de yeraltı su kaynağı dolayısıyla yazın âlâ bir dinlence bölgesidir. başkaca ilçede mevcut Halilen köyüde de hepatit hastalığı için daima akan bir sutaş bulunmaktadır ve her yıl hem bölgeden hem bile nahiye dışından insanlar şifa seçmek için köye gitmektedir.

İlçenin Kuzeyinden Pisyar çayı akmakta batısında ise Güneydoğunun en şanlı dağlarından biri olan Mereto dağı bulunmaktadır. ortalama 30 binlik bir nüfusa malik olan Kozluk, Türkiye-İran karayolunun geçtiği güzergahta bulunur. 1990'ların ortasına kadar Kozluk mukavim aşiretlerin tesir alanı içerisinde kalmış; bu tarihten sonra ise oymak yapısı uçarı bir şekilde çözülmeye başlamıştır. Kozluk'ta halı hazırda dü tuğla fabrikası, iki halısaha, tam teşekküllü bir hastane, bir konuşma salonu, bir eş öz bahcesi ve iki yatılı ekol bulunmaktadır.

Kozluk'a kapalı Ase denen kucak civarında ise bir baraj kurma edilmektedir. Bu baraj biterse ovadaki köylerde bulaşık kültür yapılaağından ilçenin ekonomisinin oldukça güçleneceği öngörülmektedir. Kozluk nişan ile ovanın kesiştiği bir noktadadır. Kozluk'a sınırlı köylerin yarısı ovalı sair yarısı ise dağlı dediğimiz kişilerden oluşmaktadır. Her iki bölüm beyninde okkalı stratejik farklılıklar bulunmaktadır. Ovalılar elan yumuşak ve ekincilik ile uğraşır iken,şehirli dediğimiz kesimler ise çoğunlukla dik bir mizaca ve kararlı, zora başvurmayı muhip bir doğaya sahiptir. Kozluk kalesi, Angebiresi, İbrahim as camisi, Hıdırbey camisi ve dağlardan ovaya nazır manzarası ile Kozluk, görülmeye ölçü bir ilçedir.

Pleistosen Arkeolojisi

Pleistosen, ortalama 2.5 milyon sene evvel başlayan ve yeniden yaklaşın 10-14 bin sene evvela bugün zarfında bulunduğumuz ve Holosen olarak adlandırdığımız dönemin başlamasıyla biten cümudiye çağları dönemidir. Bu dönemde âdemoğlu evrimsel gelişmesinde belki de en şanlı değişimlerden birisi olan taş aletler yapmaya başlamıştır.


Bu döneme ilişik kazı bilimsel buluntuları Paleolitik korkuluk arkeolojisi, yani buzul çağı arkeolojisi inceler. Paleolitik bu dönemin kültürel adıyken, Pleistosen, benzeri dönemi deyiş geçirmek için jeolojik bir adlandırmadır. Türkiye'ye Paleolitik Çağ'ın en skolastik dönemlerinden beri yoğun olarak yerleşilmiştir. ama buna rağmen Türkiye'de pleistosen arkeolojisi, henüz geç dönemlerin şaşaalı buluntularının indinde daha "sönük" buluntular vermesi dolayısıyla, ikinci planda kalmıştır. Türk arkeologlarının Paleolitik Çağ'a nispet duymamasına karşın, gene de, bütün kazı bilimi alanlarında olduğu gibi, buzul çağı arkeolojisinde de son 20-25 yılda stratejik değişimler oldu.

Ancak yine de kuruldukları günden bugüne derece İstanbul Üniversitesi literatür Fakültesi ve Ankara Üniversitesi zeban ve gün Coğrafya Fakültesi'nde pleistosen arkeolojisi uzmanı sayısı toplam olarak onu geçmedi. Buna rağmen son 35-40 yıl içre pleistosen arkeolojisi hakkındaki bilgiler arttı. 1960 öncesinde bir-iki düzineyle belirlenmiş olan Paleolitik cav buluntu yerlerinin sayısı -bazısı baraj alanlarındaki satıh araştırmaları bulunmak üzere- eke çaplı projelerin etkisiyle arttı [Arsebük 1995:18]. zaman 210'a doğru Paleolitik lavabo buluntu yeri bilinmekte. sondaj yetersizliğinden ötürü buzul çağı boyunca şişman olarak yerleşilen küçük asya ve Trakya'da malum yerleşimler makul beş altı bölgede toplanmakta bazı bölgeler ise hiç buluntu yeri yokmuş gibi gözükmekte.

Alanya Arkeoloji Müzesi

Müzenin kazı bilimi ve etnografya bölümleri vardır. arkeoloji bölümünde Alanya çevresinde bulunarak sergilenen en eski günlü eser, M.Ö. 625 yılına ilgilendiren Fenike dilinde bir taş yazıttır. Müzenin en stratejik eseri ise mitolojide acıklı bir öyküsü olan Herakles'in heykelidir. İsa'dan sonra 2. yüzyıla tarihlenen tunç döküm Herakles heykeli ayrı bir salonda sergilenmektedir. Alanya arkeoloji Müzesi'nde Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans dönemine ait bronz, mermer, pişmiş toprak, pencere ve mozaik buluntularla servet sahibi bir karavaş kutuları ve sikke koleksiyonu vardır.


Alanya arkeoloji Müzesi, Antalya ili Alanya ilçesinde bulunan müzedir. Müze, Ankara bulunan anadolu Medeniyetleri Müzesi'nden getirilen tunç Çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemine ilişkin eserlerle 1967 yılında açılmıştır. daha sonra, bölgedeki hafriyat çalışmalarından çıkan eserlerle müze genişlemiş ve zenginleşmiştir. Müzenin arkeoloji ve budun betimi bölümleri vardır. kazı bilimi bölümünde Alanya çevresinde bulunarak sergilenen en esbak tarihli eser, M.Ö. 625 yılına ilgilendiren Fenike dilinde bir taş yazıttır.

Müzenin en stratejik eseri ise mitolojide acıklı bir öyküsü olan Herakles'in heykelidir. İsa'dan sonra 2. yüzyıla tarihlenen tunç döküm Herakles heykeli ayrı bir salonda sergilenmektedir. Alanya kazı bilimi Müzesi'nde Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans dönemine ilişkin bronz, mermer, pişmiş toprak, içki ve mozaik buluntularla zengin bir çaker kutuları ve sikke koleksiyonu vardır. Bunların yanı sıra selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ilgili Türk - İslam eserleri de bulunmaktadır. etnografya bölümünde Alanya çevresinden derlenen ve bölgenin halk bilimsel özelliklerini yansıtan, yörük kilimleri, alaçuvallar, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, jurnal yararlanma kapları, takılar, namahrem yazmaları ve ova takımları üzere objeler ile eski bir Alanya evine ait günce göz sergilenmektedir. Ayrıca, müze bahçesinde bile Roma, Bizans ve İslami dönemlere ilgilendiren taş eserler vardır.

Ölülerin Kitabı

Ölüler Kitabı, antika mısır cenazelerinde okunan metinleri içeren ve cins siftinlik "Günden dışarı Gidenler" olan bir kitabın, Alman bilimadamı Richard Lepsius aracılığıyla 1842'de bu metinlerin birtakım kısımlarını biraraya getirerek oluşturduğu kitaptır.


Bilimadamlarına göre, antik mısır halkı aracılığıyla kullanılan Ölüler Kitabı, ölümden ahir yaşamda lazım olacak bazen emir ve yönlendirmeleri içermekteydi. bütün çare ve dualar her cenaze için her seferinde okunmaz, içtimai heykel ve zenginliğe bakarak tefavüt gösterirdi. bazen önlem ve dualar Tanrılara armağan takdim etmek amacı ile kullanılırken, bazılarıysa öteki tarafta yürüyebilmeyi veya ölümden sonraki hayatta gene ölmemeyi sağlayıcı organizatör yönlendirmeleri içerirdi. Sanılanın aksine, Ölüler Kitabı ölen insanları diriltmek için değil, ölümden sonraki yaşamda ölen kişiye sistem temsil etmek ve hayatını dizmek amacı ile oluşturulmuş metinlerden oluşmaktaydı. antik Mısır'da ölümden sonraki yaşamın cenneti olarak düşünülebilecek sazlık tarlalarına ulaşmayı isteyen her Mısırlı için, ölüler kitabı onlara kez gösteren bir orijin olarak 18. hanedanlıktan başlayarak kullanılmaya başlanmıştır. tılsım 125 125. önlem ölüler kitabının en aşırı tanınmış tılsımlarından biri olup, sonuç olarak ölen kişinin halik Osiris'e ve 42 hakem aracılığıyla hayatında yaptıkları ile alakadar yargılanmasını içermektedir.

Ölen kişinin kalbi ve atıfet oranı hak Osiris, ilahe olarak malum İsis ve Neptis, ve yazıcı hak Anubis karşısında tartılır. hu Osiris kararı verir ve tanrıça İsis' in taşıdığı sıdk tüyü ile karşılaştırılır. Tüy elan korkulu ise kişi şerç tezyifkâr maruz etkili aracılığıyla yenilir.Eğer tüy yeğni hasılat ise nefer İsis ilee yanında cennete gider. bazı bilimadamlarınca çare 125'te bahsedilen 42 sorumluluk ve bu günahlara ait suçsuzluk açıklamalarının (Örn. sirkat yapmadım, cinayet işlemedim vb.), Musevilikteki ön buyruk için üs oluşturduğu öne sürülmektedir.

Eski Bir Krallık

çarkıt kraliyet M.Ö. 3. bin senelik döneme maruz addır. kokoroz ilk posta bu dönemde uygarlık gelişmişliği ve başarıları açısından devamlı zirvededir. Bu yarıyıl "Krallık" dönemleri olarak anlandırılan üç dönemden ilkidir, bunlar Nil Vadisi'nde medeniyetin en güçlü olduğu dönemlerdir (diğerleri ılımlı krallık ve Yeni Krallık'tır). skolastik krallık genelikle Mısır'ın Üçüncü Hanedan'den Altıncı Hanedan'a (M.Ö. 2575?M.Ö. 2134) kadar yönetildiği mevsim aralığından bahseder. hassaten birçok mısırbilimci, Memphisli yedinci ve sekizinci hanedanları Memphis merkezi idari yapılanmasının devamı olması nedeniyle müzelik krallık içinde sayar. yıprak krallık dönemini, mısırbilimciler aracılığıyla bir numara mabeyin Dönemi olarak adlandırılan hicran ve göreli kültürel düşüş dönemi takip eder.


Eski krallık döneminde Mısır'ın kraliyet başkenti Djoser'in sarayını kurduğu Memphis'te bulunmaktaydı. külüstür krallık zait sayıda yapılan piramit, yapıldıkları zamanda firavunlara ilgili define yerleri olarak yapılmışlardır, yüz en elleme bilinen dönemdir. Bu nedenle, esbak kraliyet kesif sık "Piramitler Çağı" olarak adlandırılır. bahis başlıkları 1 Başlangıç: Üçünücü Hanedan 2 altın Çağ: Dördüncü Hanedan 3 Düşüş ve Çökme: Beşinci - Sekizince Hanedanlar 4 Referanslar 5 Kaynaklar 6 ilişik okuma ezelî Krallık'ın ilk adlı sanlı firavunu ilk piramitini Memphis'in yeni mezarlığı Sakkara'da yaptıran Üçüncü Hanedan'dan Djoser'dir (2630?M.Ö. 2611). Djoser'in mesabesinde stratejik bir erkek mezarlığın yapını denetlemiş olan ferz Imhotep'tir. antik Mısır'ın bir zaman bağımsız milletvekili olan eyaletlerinin nome olarak adlandırıldığı ve yalnızca firavun aracılığıyla yönetildiği çağ bu dönemdir. bilahare ahir yöneticiler valilerin görevini zorla gitmek zorunda kalmışlardır yahut hırçın halde vergi dercetmek için hizmet etmek zorunda kalacaklardı. Bu çağda antik Mısırlılar firavunun ekinleri için Nil'in senelik taşmasını sağladığına kesin olarak inanıyorlardı. hatta kendilerini bilhassa güzide insanlar olarak görmekteydiler, "dünyadaki uslu doğruluk insanoğulları". çıkma krallık ve onun krallık gücü zirvesine Sneferu (2575?M.Ö. 2551 ) ile başlayan Dördüncü Hanedan yönetiminde ulaşır. sair bütün firavunlardan henüz yetişkin boyutlarda ahcar kullanarak üç piramit yapmıştır: Meidum'da gizemli bir piramit (bir başarısızlık), sesli harf Dahşur'da kanun maddesi Piramiti (diğer bir başarısızlık) ve Daşur'daki ıvır zıvır al Piramit. Sneferu'nun peşi sıra Keops Piramiti'ni yaptırmış olan oğlu Khufu 2551?M.Ö. 2528) firavun olmuştur. bilahare Mısırlılar edebiyatlarında onu zulmeden bir despot olarak anlatmışlardır çünkü piramidinin tamamlanması için işçileri zorla çalıştırmıştır.

Khufu'nun ölümünden sonra oğlu Djedefra (2528?M.Ö. 2520) ve Khafra (2520?M.Ö. 2494) eksiltme etmiş olabilirler. elan sonra ikinci piramiti ve Gize'deki Sfenks'i yapmışlardır. Kanıtların yeni baştan incelenmesi sonucunda Sfenks'in Djedefra tarafından Khufu için yapılmış bir abide olduğu fikri öne sürülmüştür. Dördüncü Hanedan'ın diğer kralları Gize'daki en değersiz piramiti yapmış olan Menkaura (2494?M.Ö. 2472) ve Şepseskaf'tır (2472?M.Ö. 2467). Beşinci Hanedan Firavun'u ve merkezi hükümeti zayıflatan reformlar başlatan Userkhaf (2465?2458 BC) ile başlar. Hükmünden sonra canlı nomarşların (bölgesel yöneticiler) krallık ailesine merbut olmaması hasebiyle yürek savaşlar çıkmıştır. Kötüleşen iç harp birliğe ve canlı yönetime mazarrat verdi ve antrparantez kıtlığa münasebet oldu. ama düşüşün yekta nedenleri bölgesel özerklik ve iç savaşlar değildi. Dördüncü Hanedan'ın aşırı önemli dokuma projeleri hazinenin ve halkın kapasitesini aşmıştı, bundan çevre krallık köklerinden zayıflamıştı. Son vuruş ise bölgedeki hatıra ve kesik periyodik soğuma ile olmuştur ve sonucunda M.Ö. 2200 - M.Ö. 2100 yılları arasında yağış yağışında sıkı bir düşüş olmuştur buda Nil'in alışılagelen taşmasını engellemiştir. skor olarak onyıllarca süren kıtlık ve çatışmalar olmuştur. Ankhtifi'nin mezarındaki bir yazıtta, bir numara aralık Dönem'den bir lider önceki Krallık'ın son yıllarındaki devletin durumunu kez sözlerle anlatır: mafevk Mısır'ın tümü açlıktan ölüyordu ve insanlar çocuklarını yiyorlardı...